Uyku firardaydı o gece. Gözlerime misafir olmaya tenezzül etmiyordu. Aylardır beklenen kar, yeryüzünü süsleyen gelin gibi kuşatmıştı doğayı.
Yatağımdan kalkıp, pencerenin perdesini çekerek, meleklerin eşlik ettiği kar tanelerinin yeryüzüne süzülüşünü izledim bir müddet. "Şükürler olsun Ya Rabb!" dedim, dudaklarımdan dökülen sözcüklerle. Sonra sözcüklerle mutmain olmadı yüreğim. Gereğini yerine getirmek için kalktım.
Yağan karın doğayı süsleyişini hayranlıkla izlerken yüreğimin sıkışmasını heyecanıma vermiştim safiyane. Canım ülkemin gelinlik değil kefen giydiğini, gün ağarınca fark etmek yüreğimize vurulmuş hançerdi. Gece uyuyamamın bir sebebi varmış meğer. 04.17 de yatağım sallanırken başım dönüyor zannetmiş, uykusuzluğuma vermiştim.
Aklın yetemediği noktaya, mantığın almadığı detaya mazur kaldığımız şu günler, kör göze parmak sokar gibi kudretini alenen gösteriyor, "Yaradan."
Onbir gün boyunca bilinci açık, konuşabilir halde adını soyadını sakince anlatabilmek acaba hangi aklın, hangi ilmin açıklayabileceği bir olay tahayyül edemiyorum.
Asrın afeti denilen bu yaşanılan olaylar, koca bir bölgede kıyametin provasıydı sanki. Aklın ve mantığın yetim kaldığı anlar gözlerimizin önünde sinema perdesinde gibi dehşetle izlerken, adeta kanımızın donduğunu söyleyebilirim.
İlk andan itibaren televizyon başında ağlamanın yoksulluğunu, hıçkırıkların kısırlığını, acının yüreklerimizi nasıl sıkıştırdığını, nutkun tutulmasını ve acziyeti ilklerimize kadar hissettik.
Her nefes, nefesimiz olurken ekranlarda an be an yükselen kayıp rakamları gırtlağımızda düğüm oldu. Kan çanağına dönen gözlerimize uyku haram, yemek zehir oldu.
Gün geceye devriledursun, gözlerim esir kaldığı ekranda yeni bir mucizeye odaklanırken sır perdeleri aralanıyordu yer yer. Dedim ya "Kıyametin provasıydı" yaşanılanlar.
72 saat aç ve susuz bekleyen beş yaşındaki Hazal'ın "daha muayene olmadım" diyerek suyu reddetmesi, yüzlerde tebessüm oluşturdu.
Enkâzların arasında kurtarılmayı bekleyen Osman'ın, Amenerrasûlü ayetini okurken bulunması, Habib'in Yasin okuyarak hayata tutunması ve başörtüsü olmadan çıkmayan o canım Saliha hanımın bilinci, aklımıza vurulan zincirin anahtarı olmalıydı.
Saatler bizlere hızla geçse de beton yığınlarının altında hayata tutunanlarla umutlar tazeliğini koruyordu. Mucize kelimesinin yetim kaldığı anlarda kurtarılanlardan sadece biriydi Muhammet Yasin. İyiydi. Hem de çok iyiydi.
Kepçelerin önüne atılıp "durun, evlatlarım var şu duvarın ardında. Nolur kurtarın onları" diyen annenin; dört yıl önce vefat etmiş olduğunu, gösterdiği noktadan sağ kurtarılan onbir yaşındaki evladından duyduğumuzda, tüylerimizin diken diken olması manidar değilde nedir. Hakk'ın Kudreti açık değil midir?
258.saatte kurtarılan Neslihan'ın "hâlâ yaşayanlar var" diyen çığlığıydı belki de bu mucize. 278. saatte çıkarılanlardan sadece biri olan Hakan, yeni umutlara gebe bıraktı göçük altındakilerin yakınlarını. Umutlar tazelenirken 296.saatte kurtarılan biri çocuk üç kişinin kurtulması rekorlar kitabına adaydı. Enkaz kaldırma işlemine başlayan görevlilere, "temkinli davranın, vakit dolmamışsa ne bir saniye ileriye ne bir saniye geriye" der gibiydi.
Yüzüncü saatten sonra umutların sekteye uğradığı dakikalarda art arda kurtarılanlar, mucizenin adını değiştiriyordu. On ikinci günün mucizeziyle yüreklerimiz hoplarken on üçüncü gün de yeni bir mucizeye tanıklık etmenin, uyanmaya davet olduğunu hücrelerimize kadar hissediyorduk doğrusu.
On üçüncü güne kadar birkaç saat arayla çıkarılan onlarca insanın çoğunun çocuk veya bebek olması "sırda" ayrı bir muamma olsa gerek.
Enkâz altında bulduğu Kur'an'ı Kerim ve mucizelerden oldukça etkilenen Çin'li kurtarma ekibinden birinin, Müslüman olarak Yusuf ismini alması apayrı bir mucize değil de nedir.
Artık sebepler sükût etmiş, Allah'ın gücü ve Kudret'i alenen gözler önündeydi, "Kün fe yekünün" ete ve kemiğe büründüğü andı.
Hâsılı acımız derin ve büyük. Çok şükür ki kenetlenmenin ve yardımlaşmanın resmi de büyük. Geçmiş olsun Türkiye'm
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Deniz İmre
Herkes Celladıdır Kendi Ömrünün
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar