Arınmamız Gereken Üç Şey / Benlik - Ego - Nefs

Mehmet Şahan

11-09-2024 21:13

Advert

1-BENLİK / EGO / NEFS

2-GURUR, 3-KİBİR

1-BENLİK / EGO / NEFS

Nefs / nefis; terim olarak insanın bedenine bağlı olumlu ve olumsuz bütün arzu ve isteklerin kaynağı olan bir mekanizmadır.

Ego; kişinin öz benliği manasına gelen Batı kaynaklı bir kavramdır.  Bizim edebiyatımızda bu kavram “ene / enaniyet” olarak geçer.

Aslında “benlik” duygusu, normal şartlarda kişinin insanlık onuruna yakışan bir konumda olduğunu ifade eder. Fakat aşırı güvenmekten kaynaklanan benlik duygusunun aşırısı anormal bir renge bürünür, kişinin gerçek kişiliğinin, benliğinin ötesinde hayalî ve yapmacık bir kişiliğe dönüşür. Bu ise ciddiyet, samimiyet, dürüstlük gibi güzel duyguları altüst edip; ciddiyetsiz, samimiyetsiz, ikiyüzlü bir sahtecilik olduğundan insanı aldatan, gurura sevk eden, gerçek kişiliğin sınırını taşan, haddini aşan özellikler sergilemesi demektir.

Kelam ve tasavvuf alanında, ağırlıklı olarak insanın “insan olmak” bakımından derecelerini ifade eden yapının tümüne “nefs” denir. Nefsin, en aşağı derecesi nefs-i emmâre; en yüksek derecesi ise nefs-i mütmainne olarak isimlendirir.

Nefs-i emmâre derecesindeki insan, zaaflarının peşinde koşan, hazzı dışında hiçbir gayesi olmayan kişidir ve insan olmak bakımından en aşağı derecededir.

Nefs-i Mutmainne ise erdemli, manevi değerlerini maddi tüm hazların üstünde tutan; Allah’u Teâlâ  ile içten, samimi, uyumlu, derin bir ilişki kurmuş ve Allah’u Teâlâ’ya tastamam bağlanmış olan kişinin ulaşmış olduğu nefs mertebesine/derecesine verilmiş olan isimdir.

Benlik yani, nefsin enâniyeti insanın önündeki en büyük problemdir. O duvar aşılmadan, o problem giderilmeden, Hakk’a yolculukta asla mesafe alınamaz. Çare; nefse acziyetini, zaafını ve küçüklüğünü idrâk ettirmek ve onu Allah Teâlâ karşısında hiçliğe büründürmektedir.

BENLİK UÇURUMU

İnsan, bu cihan dershanesine Cenâb-ı Hakk’a kulluk için gönderilmiştir. Bu imtihanın bir cilvesi olarak, insana nefs verilmiştir.

Nefsin mayasında, kibir ve enâniyet vardır. Kendini beğenmek, dâima kendi menfaatini düşünmek vardır. Nefis, cehâleti ve gafleti sebebiyle bunların farkına varamamaktadır.

Ayrıca nefis, nefsânî arzuların girdaplarında boğularak, ebedî hayatını mahvetmekte, bilhassa kendi kendisine zulmetmektedir.

Bu sebeple; nefsin fücûrunu takvâ ile bertaraf edemeyenlerin hüsrâna uğrayacağı, ancak onu tezkiye edenlerin felâha erişebileceği bildirilmiştir.

Nefsin; «Ben / Ene» deyişindeki hudut bilmez taşkınlığını, Firavun ve Nemrut gibi ilâhlık taslayan zorba idarecilerde görürüz.

İkisi de tahtlarını korumak için bebeklere dahî kıyacak derecede canileşen bu zavallı zâlimler, benliklerinin sarhoşu olmuşlardır.

Hazret-i Mevlânâ der ki:

“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Musa da Firavun da ölmediler. Bugün senin içinde yaşıyorlar, senin varlığına gizlenmişler, hak ve bâtıl olarak senin gönlünde mücadelelerine devam ediyorlar!”

Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri de şöyle buyurmaktadır: “Benim rûhum, Musa; aklım ise, Harun’dur. Nefsim Firavun ve nefsimin hevâ ve hevesi, Firavun’un veziri olan Hâmân’dır.”

Çünkü; «Ben!.. Ben!..» diyerek nefsin hevâ ve hevesine uymak, adeta Allah'a şirk koşmaktır. Çünkü Allah'ın emirlerini bırakıp; O’nun tersine kendi nefsinin arzularını yerine getiren ve nefsinin bâtıl düşüncelerine tâbî olan kişi, kendi nefsini ilâh edinmiş demektir.

Âyet-i kerimede buyrulur ki: “(Ey Rasûlüm!) Nefsânî arzularını kendisine ilâh edinen kimseyi gördün mü? Artık ona Sen mi vekil olacaksın?” (el-Furkān, 43)

Benliğin en çirkin tezâhürü kibirdir. Allah Teâlâ; kibirlenenleri, böbürlenenleri ve kendini övenleri sevmez. Hâlis kullarını; «yeryüzünde tevâzu ile yürüyenler» olarak tarif buyurur.

Fahr-i Kâinât (s.a.v) Efendimiz, hiçbir zaman övünmezlerdi. Ancak kendine ait sıfatları dile getirme zarûreti olunca; Allah'ın kendi üzerindeki nimetlerini sayar ve; “لَا فَخْرَ / Lâ fahre: Övünmek yok!” diyerek büyük bir tevâzua bürünürlerdi. (Tirmizî, Menâkıb, 1; İbn-i Mâce, Zühd, 37; Ahmed, I, 5, 281)

Hazret-i Mevlâna şöyle der:

“Nefis çok övülmek yüzünden firavunlaştı. Sen, alçak gönüllü ol; mütevâzı ol; ululuk taslama! Elinden geldikçe kul ol; sultan olma.”

Nefisteki enâniyeti bertaraf etmek için; Kadı Mahmud; Bursa kadılığını bıraktı, çarşılarda ciğer sattı, dergâhta temizlik yaptı. Nefsini ayakları altına aldı.

İlimdeki mevkii sebebiyle; «Güneşler Güneşi» diye şöhrete sahip olan Hâlid-i Bağdâdî, bir senelik yolu gidip, Abdullah Dehlevî Hazretleri’nin dergâhında helâ temizledi.

Yûnus Emre, başını eşiğe koydu. Kırk yıl, dergâha eğriliği olmayan odunlar taşıdı.

Hepsi «ene»den kurtulup; «yâ Rabbî Sen!» diyebilmenin eğitimini yaşadı. Hiçliğin zaferine eriştiler. Sonunda da Aziz Mahmud Hüdâyî oldular, cihâna yön veren sultanları irşâd ettiler. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî olup binlerce insanı irşâd ettiler. Yûnus Emre olup asırlarca dillerden düşmeyen şiirler söylediler.

Yani gafil nefsin zannettiğinin tersine, aslında benliği bertaraf etmek kişiyi asla küçültmez. Bilâkis, samimiyeti ölçüsünde kıymetlendirir. Lâkin bunun için, benliği bertaraf ederek «biz» diyebilmek gerekir:

Hikmet ehli der ki:

İnsanlar içerisinde kendini bilenler şu üç sıfata sahip olanlardır:

1. Rüzgârdan bile incinmeyenler…

2. Kendi adlarını bile söylemekten utananlar…

3. Allâh’ın mahlûkātına Hâlık’ın nazarıyla bakanlar…

Biz olanlar, mütevâzı olur. Mü’minlere karşı merhamet ve tevâzu kanadını indirir. İşlerinde sâlih ve sâdık dostlarla meşveret ederler. Muvaffak olduğunda övünmez, hamd eder. Başarının; Allah'ın ikrâmı olarak, birlik ve beraberliğin mükâfâtı olduğunu bilir. Günahkârlara, günahın yükünü taşıtmaz, onlara yaralı bir kuş gibi muâmele eder.

“Nefsini bilen, Rabbini de bilir.”

Yani nefsinin acziyetini ve hiçliğini idrâk eden kişi, bir terbiyeciye, Rabb’ine muhtaç olduğunu anlar. Bu acziyet ve hiçlik içinde; «Ben» demenin ne kadar abes ve bâtıl olduğunu anlar. Muhtaç olduğu Rabb’i aramaya, O’na yönelmeye başlar. O’na kul olmaya koşar.

Dâimâ şu âyet-i kerîmenin tefekkür ve idrâki içinde olur: “Ey insan! Seni yaratıp seni düzgün ve dengeli kılan; seni, istediği bir şekilde (şekilsizlikten çıkarıp en güzel sûrette) birleştiren, ihsânı bol Rabb’ine karşı seni aldatan nedir?” (el-İnfitâr, 6-8)

DİĞER YAZILARI Paylaşmak /2 01-01-1970 03:00 Başak ve Saman  01-01-1970 03:00 Paylaşmak 01-01-1970 03:00 Özgürlük Anlayışı 01-01-1970 03:00 Em Olmak Lazım 01-01-1970 03:00 Edep Edebiyat Medeniyet Ekseninde İnsan    01-01-1970 03:00 Edebiyat - Medeniyet ve İnsan /2  01-01-1970 03:00 Edebiyat - Medeniyet ve İnsan 01-01-1970 03:00 Kul Hakkı 01-01-1970 03:00 Hasene ve Hasenat 01-01-1970 03:00 Ahsen-i Amel 01-01-1970 03:00 Amel-i Salih 01-01-1970 03:00 Dil Nedir Sizce 01-01-1970 03:00 Ebu Hanife’nin Vasiyeti 01-01-1970 03:00 Farkında Olmak 01-01-1970 03:00 İnsan Olabilmek 01-01-1970 03:00 İnsan Olmak 01-01-1970 03:00 Din Nedir 01-01-1970 03:00 Şiir Hakkında 01-01-1970 03:00 Bana Ne Diyebilir miyiz 01-01-1970 03:00 Sana Ne Diyebilir miyiz? 01-01-1970 03:00 Edebiyat mı Edebi At mı 01-01-1970 03:00 Kurbanın Mahiyeti ve Bilinmesi Gerekenler 01-01-1970 03:00 Kurbanın Fazileti ve Önemi 01-01-1970 03:00 Niyet Okumak 01-01-1970 03:00 İnsan Fazlalık mı? 01-01-1970 03:00 Bir Şiir, Bir Eleştiri, Bir Yorum (Cevap) 01-01-1970 03:00 Sözümüzde Olması Gereken Üç Şey - Zarafet 01-01-1970 03:00 Sözümüzde Olması Gereken Üç Şey - Letafet 01-01-1970 03:00 İnsanda Olması Gereken Üç Şey /Doğruluk 01-01-1970 03:00 Cami ve Çocuklarımız 01-01-1970 03:00 Özümüzde Olması Gereken Üç Şey: Milli Kimlik /Milliyet 01-01-1970 03:00 Ramazan Ayı Üzerine 01-01-1970 03:00 Olmazsa Olmazımız Olan Üç Şey / Din  01-01-1970 03:00 Dil 01-01-1970 03:00 İman 01-01-1970 03:00 Hayâ 01-01-1970 03:00 Özümüzde Olması Gereken Üç Şey / Edep 01-01-1970 03:00 Sadakat 01-01-1970 03:00 Vefa 01-01-1970 03:00 Güven 01-01-1970 03:00 Sahip Olmamız Gereken Üç Şey: Vicdan 01-01-1970 03:00 Sahip Olmamız Geren Üç Şey: Merhamet 01-01-1970 03:00 Sahip Olmamız Gereken Üç Şey / Şefkat 01-01-1970 03:00 Arınmamız Gereken Üç Şey / 3 - Kibir 01-01-1970 03:00 Arınmamız Gereken Üç Şey / 2 Gurur - Kibir 01-01-1970 03:00 Ciddiyet 01-01-1970 03:00 Zikir 01-01-1970 03:00 Zan... 01-01-1970 03:00 Önyargı 01-01-1970 03:00 Kıskançlık 01-01-1970 03:00 Zamanı Boş Bırakma 01-01-1970 03:00 Kalbi Boş Bırakma 01-01-1970 03:00 Aklı Boş Bırakma 01-01-1970 03:00 Çerçi 01-01-1970 03:00 Nasıl Olmalıyım Nasıl Olmalıyız? 01-01-1970 03:00 Kılıf Hazırlamak ve Bahane Bulmak 01-01-1970 03:00 Hizmetçi miyim? 01-01-1970 03:00 Mü'minin Bayramı 01-01-1970 03:00 Nasıl Okumalıyız? / Bedenen Okumak 01-01-1970 03:00 Kalben Okumak 01-01-1970 03:00 Nasıl Okumalıyız? 01-01-1970 03:00 Anmak mı Kutlamak mı? 01-01-1970 03:00 El - Hayâ Vel - İman / Hayâ İmandandır 01-01-1970 03:00 Gıybet / Dedikodu 01-01-1970 03:00 Aziz Valentine / 14 Şubat Sevgililer Günü Tarihçesi 01-01-1970 03:00 Ön yargı 01-01-1970 03:00 Hoşgörü 01-01-1970 03:00 Sevgi 01-01-1970 03:00 Şükür 01-01-1970 03:00 Asla Bırakmamanız Gereken Üç Şey 01-01-1970 03:00 Kürt İsyanları 01-01-1970 03:00 Kur'an-ı Kerim'de İlk Emir 01-01-1970 03:00 Bilmek İstiyorum  01-01-1970 03:00 İçimdeki Ben 'Her Söze Mühür Olmak İster' 01-01-1970 03:00 Bir Gün mü Her Gün mü? 01-01-1970 03:00 İçimdeki Şeytan 01-01-1970 03:00 Yargılama 01-01-1970 03:00 Suçlama 01-01-1970 03:00 Tehdit Etmek 01-01-1970 03:00 Kusur Bulma 01-01-1970 03:00 Şikâyet Etmek 01-01-1970 03:00 Tahrik Etmek 01-01-1970 03:00 Eğitim sürecinde yapılan yanlışlar: Yalan Söylemek 01-01-1970 03:00 Uzak Durman Gereken Üç Şey: Yalan, Aşırı Hırs, Kıskançlık /2 01-01-1970 03:00 Uzak Durman Gereken Üç Şey: Yalan, Aşırı Hırs, Kıskançlık 01-01-1970 03:00 Utandırmak 01-01-1970 03:00 Şu Üç Şey Kazanmanın Anahtarı /4 01-01-1970 03:00 Şu Üç Şey Her İki Dünyayı da Kazanmanın Anahtarıdır /3 01-01-1970 03:00 Şu Üç Şey Her İki Dünyayı da Kazanmanın Anahtarları /2 01-01-1970 03:00 Şu Üç Şey Her İki Dünyayı da Kazanmanın Anahtarı /1 01-01-1970 03:00 Adanmak ve Teslimiyet 01-01-1970 03:00 Görevden İmtina Etmek / İsteksiz Olmak, Kaçınmak 01-01-1970 03:00