Bursa’nın, benim çocukluğuma bellek mekânı olarak yerleşmesinin tarihi, 1940’lardır. 1939’da babam Yahya Hikmet Yavuz’un, Orhangazi kaymakamlığına atandığında üç yaşımı yeni sürüyordum. Bütün bir İkinci Dünya Savaşı boyunca orada kaldığımız için, evin ‘dışarısı’ olarak tanıdığım ilk mekân, Orhangazi’de, kaymakam evinin önündeki sokaktır. Oralı ünlü bir kamyoncu olan Tozkoparan’ın (sanırım, adı Hüsnü’ydü) eviydi burası ve Orhangazi’ye kaymakam olarak atananlara kiralanıyordu. Ev sahibimize ‘Tozkoparan’ denilmesinin nedeni de, bir zamanlar kamyonuyla Orhangazi sokaklarını toza dumana katmış olmasındandı...
Sokağın başındaki iki kat olarak inşa edilmiş olan evin, dışarıdan demir parmaklıklarla ayrılmış, büyükçe bir bahçesi vardı. Bahçe kapısından eve, üzeri sarmaşıklar, hanımelleri ve annemin çok sevdiği saat çiçekleriyle sarılmış bir çardağın altından geçilerek giriliyordu. Belleğimin beyaz kağıdına işlenen ilk kokular! Sokak girişine göre sağda, fıskiyeli küçük bir havuz ve evin yokuşa bakan sol cephesindeki mutfak kapısından da çıkılabilen bir yan bahçe... İnsanlar, Mekânlar, Yolculuklar’daki ‘Bir Bellek Mekânı: Orhangazi’ başlıklı denememde, bu bahçeyi anlatırken şunları yazmıştım:
‘Bu evin bahçesi, benim Doğa ile tanıştığım ilk mekândır. Çimler sulandıktan sonra, ıslak yeşillerin arasından, sırtındaki su damlaları akşam güneşinde parıldayan küçük, patlakgöz ve ürkek kurbağayı, toprağı kazdıkça yüzeye çıkan pembemsi, ince solucanları, hanımellerine dadanan arıları, havuzun içindeki kırmızı balıkları, ilk kez o bahçede gördüm. Bir itirafta bulunayım: Bildiğim bütün çiçek adları, o bahçedeki çiçeklerin adlarıdır.’
Çocukluğumun ilk kenti, Bursa’dır. Babamın, emekli ( o ‘tekaüt’ diyordu!) olduktan sonra yerleşmeyi hayal ettiği Bursa! Gerçekten de, Bursa, 1940’lı yıllarda bir ‘emekliler kenti’ olarak biliniyordu ve onların, Dünya’da kalan günlerini Bursa’da geçirmeyi düşünmeleri, ‘yeşil’in ebedî ve erinçli sessizliğine, yaşarken alışmak istemelerinden kaynaklanıyor olabilirdi. Bursa, ‘Yeşil Bursa’ydı o zamanlar;- ‘Cennet Bursa’ydı. Çekirge’de kaldığımız otelin bahçesinden, aşağıda, altımızda
uzanan o sınırsız ağaç örtüsüne dalgın dalgın bakan Hikmet bey’le Vecide Hanım’ın ( o, annemdi benim!), neyi hayal ettiklerini bilemezdim elbet...
O otel, ‘Hüsnügüzel Oteli’dir. ‘Geçmiş Yaz Defterleri’nde, orada konakladığımız bir Bursa yolculuğundan söz etmiştim;-şöyle:
‘Babam Orhangazi’deyken, 1940’lar olmalı, Bursa’ya çok giderdik, kaplıcalara, annemin ayaklarına iyi geliyordu, bir keresinde Feride halamı görmeye gittiğimizi anımsıyorum. Sanırım, eniştemle sorunları vardı halamın, babamla konuşmak istemiş olmalı, Hüsnügüzel Oteli’nde, otelin adı buydu , kalıyordu halam, bir öğleden sonrası duruyor imgelemde, babam,annem,halam çay içiyorlar konuşarak otelin bahçesinde, ağaçların içinden alabildiğince Bursa Ovası görünüyor;- sonyaza duruyor olmalıdır, uzağındayım masanın, bahçedeki havuza bakıyorum: Yapraklar duruyor suyun yüzeyinde (‘hayalindan bakar puşîde-i evrak olan havza’) orada yüzümü görüyorum. Sanki ilk kez! Havuza uzatıyorum ellerimi, yüzümün imgesini kavrayıp suda, yüzümün imgesiyle yüzümü yıkamak diliyorum! Yapraklar vuruyor yüzüme, belki ceviz yaprakları, altın sarısı, yassı ve damarlı görünüyor.
Otelin adı: ‘Hüsnügüzel Oteli’!..
Çocuğun, kendini Narkissos olarak kavradığı mekânın ‘Hüsnügüzel Oteli’ olması?’
Hilmi Yavuz’un kendini bir Nergis (ya da, Narkissos) olarak kavradığı çocukluğundan, Erguvan olarak kavradığı yaşlılık yıllarına uzanan günlerinde Bursa, yine gelir o bellek mekanına yerleşir. Çünkü sadece İstanbul ve Boğaz değildir erguvanlarla anılan. Bursa da öyledir. Bundan yüzyıl öncesine kadar süren bir ilkyaz geleneğinin adı ‘Erguvan Bayramı’ydı Bursa’da... Evliya Çelebi, bu gelenekten ‘Erguvan Cemiyeti Faslı’ diye söz eder. Bu bayram XIV. yüzyılın büyük velilerinden Emir Sultan’ın başlattığı söylenen bir bayramdır. Hüseyin Algül, ‘Bursa’da Medfun Osmanlı Sultanları ve Emir Sultan’da, ‘bir hafta süren bu bayramın, adını, o mevsimde Bursa’da salkım salkım açmakta olan erguvan çiçeğinden aldığı bilinmektedir’ diyor ve ekliyor: ‘Anadolu’dan ve Bursa civarından sekiz-onbin kişinin Erguvan Faslı münasebetiyle Bursa’ya akın etmesi ve bu bayramın bir hafta sürdüğü bilinince, o dönemlerde Bursa hayatında fevkalade değişikliklerin ve gelişmelerin olduğunu düşünmek tabii olacaktır.’
Ahmet Hamdi Tanpınar da bu kanıda. Her yıl bahar mevsiminde Emir Sultan Türbesi’nde büyük bir halk kitlesinin toplanıp Erguvan Bayramı yaptıklarını bildirdikten sonra ‘ Ben’, diyor, ‘Emir Sultan’ın bu rolünü çok seviyorum, çünkü bizim ıklimde gülden sonra bayramı yapılacak bir çiçek varsa, o da erguvandır.’
Hilmi Yavuz’un bir Erguvan olarak Portresi, tıpkı onun bir Nergis (Narkissos) olarak Portresi gibi, Bursa’da yazılmalıdır. Erguvanın, yine Tanpınar’ın deyişiyle, ‘ şehirlerimizin ufkunda her bahar, bir Dionysos rüyası gibi sarhoş ve renkli’ doğuşu, bu portreyi Narkissos’tan Dionysos’a dönüşen bir şairin portresi yapmaya yeter de artar bile!
Bursa, Hilmi Yavuz için, çocuk Narkissos’la yaşlı Dionysos’un, hem dingin hem esrik, birlikte oturdukları bir bellek mekânı demektir...
Hakan Cucunel
Jean Teule - Sağanak Altında
Mine Çağlıyan
Menopoz
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Musa Aşkın
Anlama Çabası
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Ebru Bozcuk
Kadim Köklerimizin Tanrıçası Umay Ana
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar