Ev Sahibesi / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Serhan Poyraz

16-07-2025 17:29

Advert

Ev sahibiyle kiracı arasındaki gerilim, belki de insanın mülkiyet duygusuyla konuk olmanın naif çelişkisi arasında sıkışıp kalmasından doğar.

Kim bir şeyin gerçek sahibi olabilir ki bu dünyada?

Ve kim gönül rahatlığıyla, hiçbir şeye sahip olma kaygısı taşımadan, bir şeyin misafiri olmayı başarabilir?

İşte bu çatışma, evin giriş kapısında başlar; merdiven boşluklarına düşer; oradan komşuların kulaklarına sızan binlerce hikâyenin gizli başlığı olur.

Bazen bu hikâyeler birer fıkra olur bazen tragedya. Bazen sadece paslı bir musluğun gece damlayan sesiyle yankılanır bazen de havaya uçmuş bir apartmanın enkazında…

Meşhur bir fıkradır anlatılır durur:

Kiracı şikâyetçidir: “Evde sıçanlar cirit atıyor.” der ev sahibine. Ancak ev sahibi gülüp geçer: “Sıçan falan yoktur o evde.” diye de kestirip atar. Ama kiracı ısrarcıdır, “Gel, kendi gözlerinle gör.” der.

Ve nihayet ev sahibi bu ısrara daha fazla direnemez, kiracının evine gelir. Kiracı peynir koyar ortaya; bir fare belirir, “Canım…” der ev sahibi, “Bir fareden ne çıkar?”

Kiracı ikinci peyniri koyar, bu kez iki fare daha gelir.

O sırada bir balık süzülür, duvardaki rutubetli çatlağın içinden…

Gözleri fal taşı gibi açılan ev sahibi, “Bu da ne şimdi?” diye haykırır.

Kiracı tebessüm eder: “Hele şu sıçan sorununu çözelim, sonra rutubeti konuşuruz.”

Bu fıkra, apartman hayatının küçük bir evrenden farksız olduğunu fısıldar bize. Sadece mimari bir birliktelik değil; psikolojik, kültürel ve varoluşsal bir gerilimin de sahnesidir.

Sıçanlar yalnızca hayvan değil; bastırılmış şikâyetler, görmezden gelinen gerçekler, halının altına süpürülmüş çatışmalardır. Duvardan çıkan balık, gerçeklikle olan bağın absürt kopuşudur. Rutubet ise birlikte yaşamanın öğrenilememişliğidir: bir vicdan lekesi, sessizce yayılan bir küf gibi…

Gürültünün desibelini, merdiven boşluğundaki selamlaşmaların yoğunluğunu, balkon çamaşırlarının rüzgârla kurduğu ilişkinin kırılganlığını biliriz hepimiz. Ortak yaşamın dili çoğu zaman sabır, empati ve ince bir mizahla kurulur. Kurulmazsa, küskünlük patlamaya hazır sıkışmalara dönüşür.

Birlikte yaşamak, sadece duvarları paylaşmak değil; gölgeleri, sesleri, rüyaları da paylaşmaktır.

İşte tam burada devreye girer Auguste Comte…

19. yüzyılda “Toplumu anlamak için insanı, insanı anlamak için de sevgiyi bilmek gerekir.” diyen August Comte’a göre, düzen ancak duygusal bir bilinçle kurulur.

“Önleyebilmek için öngörmek, öngörebilmek için bilmek gerekir.” der.

Ve bu bilgi yalnızca nicel değil; yaşanmış, hissedilmiş, çatışılmış bir bilgidir.

August Comte’un “insanlık dini” dediği düşünce, sevgiyi temel, düzeni omurga, ilerlemeyi ise insana yaraşır bir yön olarak belirleyen bir idealdir.

Ama o sevgi, apartmanların beton duvarlarında yankılanmıyor artık.

Bugünün apartmanları küçük devletçikler gibi: Yasaları var ama adaleti yok. Yönetim planları var ama ilişkiler yok. Balkonlarda çamaşırlar birbirine karışmaz ama sesler karışır, öfkeler taşar, sessizlik çığlığa döner.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin “Ev Sahibesi” romanı işte bu modern kırılmanın öncül sahnesidir.

Orada Vasily Ordinov, bir odanın dört duvarına sıkışmış bir adamdır. Gözlüklerinin ardında dünyayı çözmeye çalışan, ama insanlara temas etmekten korkan bir yalnız akıldır.

“Benim adım Ordinov… Düzen. Ama içimde bir yerlerde bozulmuş, çözülmemiş bir denklem var.”

Kimi evler vardır, kapısını kapattığında içeride kalmazsın; tam tersine, dış dünyanın karanlığı o evin duvarlarına sinmiştir. Katerina işte böyle bir evde yaşar.

Sessizliğiyle değil, susturulmuşluğuyla yankılanan bir kadındır…

Onu gören, Murin’in yanında bir eşya gibi durduğunu sanır. Ama Katerina’nın iç sesi, zamanın yavaşça aktığı evin içinde hiç susmaz: “Bu ev bana ait değil. Ama dışarıdaki sokak da benim değil. Benim olan tek şey belki de sessizliğim… Ama onu da her gece Murin’in gözleri çalar.”

Katerina’nın gözlerinde yalnızca hüzün yoktur; aynı zamanda öğrenilmiş bir kabulleniş, hatta kaderin kendisine diktiği bir tür alçakgönüllü boyun eğiş vardır. O, evdeki ruhsal rutubetin ta kendisidir. O, kimsenin görmediği sıçanların her gece bastığı vicdanın yankısıdır.

Ve Murin…

Ev sahibi figürü olarak evin hem mimarı hem gardiyanı. Dostoyevski’nin karanlık adamlarından biridir o. Gündüzleri sıradan bir ihtiyar gibi görünür, geceleri ise Katerina’nın rüyalarını sabote eden bir gölgeye dönüşür. Onun sesi yüksek çıkmaz; ama bir emir gibi hissedilir. O, evin duvarlarında dolaşan sessiz tehdittir.

“Ben seni senden iyi bilirim!” derken aslında bir kadının iradesine ipotek koyar. Bu söz, sadece evin değil, ruhun da anahtarını elinde tuttuğunu gösterir.

Ve Murin’in varlığı, sadece o evin değil, toplumun görünmeyen yapılarının da bir metaforudur: görünmez güçler, sözcüklere dökülmeyen tehditler, kadın üzerinde kurulan mülkiyet ilişkisi…

Ordinov’un gözünde Murin, August Comte’un ideal düzeninin karanlıkta kalmış karikatürüdür. O, düzeni bilgiyle değil, korkuyla sağlar. Katerina’ya sağladığı çatı, aslında zincirlenmiş bir özgürlüktür. Katerina da bunu bilir. Bir gece paslı musluğun sesini dinlerken içinden şöyle geçirir: “Her damla bir ömrün çöküşünü anlatıyor. Ve Murin’in elleri, suyun bile yönünü değiştiriyor.”

Oysa Ordinov, Murin’e karşı çıkmakla kalmaz; aynı zamanda August Comte’un düşlediği insani ilerlemenin bireyde neden çöküşe dönüştüğünü de fark eder.

“Bir evin sahibi olmak, bir insanın ruhunu da sahiplenmek midir? Eğer öyleyse bu anahtarları bana vermeyin.”

Katerina ve Ordinov’un bakışları, evin karanlık köşelerinde kesiştiğinde bir mucize gerçekleşmez. Aksine, insanlık hâllerinin kaçınılmaz trajedisi yankılanır. Sevgi, bu evde bir kurtuluş değil, çoğu zaman yeni bir tutsaklıktır.

Katerina’nın gözleri, yıllardır açılmayan bir pencerenin ardındaki perdeler gibidir.

Vasily Ordinov ona bir gün şöyle sorar; “Seninle konuştuğumda kalbinin sesini mi yoksa Murin’in gölgesini mi duyuyorum?”

Katerina yanıt vermez...

Ama gözleri duvardaki rutubet lekesine ilişir. Balık siluetini andıran o garip şekle… Belki de duvarlar dile gelse önce onun hikâyesini anlatacaktır.

O gece Vasily Ordinov belki içinden şöyle geçirmiştir; “Bilim bana Murin’e karşı bir silah veremez mi? Aşkımı kanıtlamak istiyorum ama formülünü bilmiyorum. Sevgim bir hipotez… Ve her defasında çürütülüyor.”

İşte orada, August Comte’un “insanlık dini” düşüncesiyle Dostoyevski’nin karanlık realizmi çarpışır. Biri düzen ister, öteki çatlakları büyütür…

Ve sonra…

Bugünün haberlerinde karşımıza çıkan o soğuk satır: “Ev sahibiyle tartışan kiracı, apartmanı havaya uçurdu.”

Bu yalnızca öfke midir?

Yoksa yılların birikimiyle şişmiş, inkâr edilmiş, duvarların arkasında küflenmiş bir yalnızlık mı?

Belki de o duvardaki balık, son kez yüzerek geçmiştir oradan. Çünkü ev, artık aklını yitirmiştir. Toplum da öyle…

Kiracı, parmaklarını doğalgaz vanasında gezdirirken içinden geçirmiş midir; “Ben kimim? Bu evde ne kadarım? İnsan mıyım, yoksa rutubetin başka bir formu mu?” diye.

August Comte’un teolojik, metafizik, pozitivist evrelerden oluşan üç hâl yasası elbette önemliydi.

Ama duvarların arkasında ağlayan çocuklara, yaşlıların baston sesine, damlayan musluklara kulak vermeyen bir toplum, hangi evreden geçmiş olursa olsun yine başa dönmüştür.

Ve belki de August Comte’un şu sözleri yeniden yazılmalıdır:

“İlke olarak sevgi,
temel olarak düzen,
amaç olarak ilerleme.”

Hayır, hayır…

Bugünün duvarlarına şöyle kazımalıyız belki de:

“İlke olarak tahammül,
temel olarak anlayış,
amaç olarak birlikte yaşayabilmek.”

Çünkü bazen en büyük yaşam sanatı, alt kattaki çocuğun ağlamasına kulak verebilmek, üst kattaki bastonun ritmine sabır gösterebilmektir.

Ve en önemlisi…

Duvarın içindeki çatlaktan geçen o balığın neden orada olduğunu konuşabilmektir…

***

TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE  KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...

Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz

DİĞER YAZILARI 1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante 01-01-1970 03:00 Hemingway’in Kadınları / Naomı Wood 01-01-1970 03:00 Bitmeyen Savaş - Joe Haldeman 01-01-1970 03:00 Shakespeare ve Hamlet / Mina Urgan 01-01-1970 03:00 Yaşlı Adam ve Deniz - Ernest Hemingway 01-01-1970 03:00 Goriot Baba / Honore de Balzac 01-01-1970 03:00 Bit Palas / Elif Şafak 01-01-1970 03:00 Sinek Sarayı / Mine G. Kırıkkanat  01-01-1970 03:00 Abdülmecit / Hıfzı Topuz 01-01-1970 03:00 Ekmek Arası Keder / Muhammet Çavdar 01-01-1970 03:00 Mucize Dizeler / Gökhan Sağıt 01-01-1970 03:00 Zaman Yolcusunun Düşleri / Dilek Tuna Memişoğlu 01-01-1970 03:00 Mucizeyi Beklerken / Hüseyin Uyar 01-01-1970 03:00 Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları / Hulusi Turgut 01-01-1970 03:00 Yevgeni Onegin / Aleksandr Sergeyeviç Puşkin 01-01-1970 03:00 Denizden Gelen Kadın / Henrik Ibsen 01-01-1970 03:00 Vezir Gambiti / Walter Tevis 01-01-1970 03:00 Ağrı Dağı Efsanesi / Yaşar Kemal 01-01-1970 03:00 Açlık / Knut Hamsun 01-01-1970 03:00 Roma Mermer Şehir / Jona Lendering 01-01-1970 03:00 Mahşer / Stephen King 01-01-1970 03:00 Lysistrata / Aristophanes 01-01-1970 03:00 Zemheri Sıcağı / Hüseyin Uyar 01-01-1970 03:00 Yapı Ustası Solness / Henrik İbsen 01-01-1970 03:00 Yaban Ördeği / Henrik İbsen 01-01-1970 03:00 Mahcubiyet ve Haysiyet / Dag Solstad 01-01-1970 03:00 Anna Karenina / Lev Nikolayeviç Tolstoy 01-01-1970 03:00 Kreutzer Sonat / Lev Nikolayeviç Tolstoy 01-01-1970 03:00 Unutulmuş Zamanların Hikayesi / Bayram S.Taşkın 01-01-1970 03:00 Küçük Ağaç’ın Eğitimi / Forrest Carter 01-01-1970 03:00 Hayaletler / Henrik İbsen 01-01-1970 03:00 Hedda Gabler / Henrik İbsen 01-01-1970 03:00 Nora, Bir Bebek Evi / Henrik İbsen 01-01-1970 03:00 Muhteşem Gatsby / Francis Scott Fitzgerald 01-01-1970 03:00 Genç Werther’in Acıları / Johann Wolfgang Goethe 01-01-1970 03:00 Hayatımın Hikayesi / Giacomo Casanova 01-01-1970 03:00 Bir Halk Düşmanı / Henrik İbsen 01-01-1970 03:00 Yaban / Yakup Kadri Karaosmanoğlu 01-01-1970 03:00 Kanatsız Kuşlar / Louis de Bernieres 01-01-1970 03:00 Felsefe-i Zenan / Ahmet Mithat Efendi 01-01-1970 03:00 Amak-ı Hayal / Filibeli Ahmet Hilmi 01-01-1970 03:00 Hayvan Mezarlığı / Stephen King 01-01-1970 03:00 Huzur / Ahmet Hamdi Tanpınar 01-01-1970 03:00 Sahnenin Dışındakiler / Ahmet Hamdi Tanpınar 01-01-1970 03:00 Mahur Beste / Ahmet Hamdi Tanpınar 01-01-1970 03:00 Graziella / Alphonse de Lamartine 01-01-1970 03:00 Dokuzuncu Hariciye Koğuşu / Peyami Safa 01-01-1970 03:00 Othello / William Shakespeare 01-01-1970 03:00 Haremde Cinayet / Demet Mannaş Kervan 01-01-1970 03:00 92.Saat / Ümmügülsüm Hasyıldırım 01-01-1970 03:00 Aklın Uçuşları - Leonardo Da Vinci / Charles Nicholl 01-01-1970 03:00 Ninatta’nın Bileziği / Ahmet Ümit 01-01-1970 03:00 Anadolu Kokulu Kadınlar / Dilek Tuna Memişoğlu 01-01-1970 03:00 Ketum / Ümit Polat 01-01-1970 03:00 Macbeth / William Shakespeare 01-01-1970 03:00 Bir Derviş’in Hikayesi / Abdulrahim Arslan 01-01-1970 03:00 Oyalı Kase / Ayfer Güney 01-01-1970 03:00 Yakın Koruma / Demet Mannaş Kervan 01-01-1970 03:00 Roma’nın Batısı / John Fante 01-01-1970 03:00 Shinrin Yoku / Hector Garcia - Francesc Miralles 01-01-1970 03:00 Hamlet / William Shakespeare 01-01-1970 03:00 Cahit Sıtkı Tarancı / Önder Göçgün 01-01-1970 03:00 Karamazov Kardeşler / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 01-01-1970 03:00 Kral Oidipus / Sophokles 01-01-1970 03:00 Kürklü Kişi / May Sarton 01-01-1970 03:00 Leyla ile Mecnun / Fuzuli 01-01-1970 03:00 Paul Verlaine / Stefan Zweig 01-01-1970 03:00 Shakespeare’in Dokuz Yaşamı / Graham Holderness 01-01-1970 03:00 Gılgamış Destanı 01-01-1970 03:00 Toza Sor / John Fante 01-01-1970 03:00 Kaptan Yemeğe Çıktı ve Tayfalar Gemiyi Ele Geçirdi / Charles Bukowski 01-01-1970 03:00 Sokrates’in Karısı / Gerald Messadie 01-01-1970 03:00 Geronimo 01-01-1970 03:00 Romeo ve Juliet / William Shakespeare 01-01-1970 03:00 Suç ve Ceza / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 01-01-1970 03:00 Sonsuzluğun Sesleri 01-01-1970 03:00 Kurtlarla Koşan Kadınlar / Clarissa Pinkola Estes 01-01-1970 03:00 Selvi Boylum Al Yazmalım 01-01-1970 03:00 Elveda Saraybosna 01-01-1970 03:00 Amin Maalouf’un “Semerkant”ı 01-01-1970 03:00 Amcanın Düşü / Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 01-01-1970 03:00 Ivo Andriç / Drina Köprüsü 01-01-1970 03:00