Sular çekilip Nuh’un gemisi Ağrı dağına oturduktan sonra, Nuh’un oğullarından Yafes Orta Asya’ya yerleşti. İdil (Volga) ve Yayık ırmakları kenarını kendine yurt edindi. Yafes’in sekiz oğlu vardı. En büyük oğlunun adı Türk’tü. Türk, Tanrı dağları eteğindeki Issıkköl kenarını kendine mesken seçti. Rivayete göre Türk, Türklerin atasıdır.
Tarhite, Türkler ilk kez Altay dağları civarında ortaya çıkmıştır. 11. yüzyılda Türk yurtlarını dolaşan ve ilk Türkçe sözlüğü yazan Kaşgarlı Mahmut, Türklerin yirmi kabile olduğunu not eder: Peçenek, Kıpçak, Oğuz, Kimek, Başkurt, Basmıl, Kay, Yabaku, Tatar, Kırgız. Bunlar göçebe olarak yaşarlar. Diğer on kabile, Çiğil, Tuhsi, Yağma, İgrak, Çaruk, Cumul, Uygur, Tangut, Kıtay, Sin ve Masin, yarı göçebedir.
Türkler hakkında ilk bilgiyi Çinli tarihçiler verir. Çin’in kuzey sınırı yakınlarında, bağımsız boylar halinde yaşayan Hiun-nu adlı, at sırtında dolaşan, gizemli bir halktan bahsederler. Hiun-nu’lar tarihte daha çok Hunlar olarak tanınırlar. Onların akınları yüzündendir ki, Çin hükümdarı MÖ 214 yılında Çin Seddi’ni yaptırdı. Böylece at sırtında gezen göçebe halkların Çin’in verimli ovalarına girmesi engellenince, onlar da Batı’ya yöneldi. İdil nehri üzerinden Tıuna’ya kadar geldiler ve daha sonra Atilla öncülüğünde Roma kapılarına dayandılar.
Bir başka Hun boyu Asena, Altay dağlarında Juan-Juanların yani Avarların yönetimi altında girdi. MS 6. yüzyılın ortalarında ise Avarlar’dan bağımsız bir devlet kurup göçebe Türk boylarını bir araya getirdiler. Kendilerine, en büyük tanrıları Gök Tanrı’dan hareketle Göktürk adını verdiler. Hakimiyetlerini Mançurya’dan Karadeniz’e kadar genişletip İpek Yolu’nun denetimini ellerine geçirdiler.
Göktürkler, kahramanlıklarını 720, 732 v3 735 yıllarında diktikleri taşlara kazdılar. Orhun ırmağı kenarında bulunan, otuz altı harfli runik alfabesi ile yazılmış kitabeleri, Türk yazı dilinin en eski örnekleridir. Türk adı, ilk kez burada geçer. Üç metre boyundaki bu kitabelerden birinde Kağan, Çinlilerin tatlı sözüne ve yumuşak ipek kumaşına aldanmaması için Göktürkleri uyarır. Zira Çinliler, komşu halkları kendi yaşam tarzını kabullenmeye zorlamışlardır.
Bir Göktürk efsanesine göre, Türkler tanrısal kökenli bir dişi geyik veya kurttan türemişlerdir. Göktürkler, suyu, havayı ve ateşi kutsal sayıyorlardı. Kurt (böri) onlar için kutsal bir hayvandı. Bundan ötürü onu, böcekler için kullandıkları kurt adıyla çağırdılar. Zira, Şamanist inanışa göre, güçlü varlıkların adları söylenemezdi. Yine Orhun nehri ve onun kaynaklandığı Ötüken dağı da, Göktürkler için kutsal bir yerdi. Ötüken kelimesi, bugün dahi Moğollarda “yer ilahesi” anlamında yaşamaktadır.
Türk boyları göçebe topluluklardan ibaretti, suya, çayıra bağımlıydılar. Göçebe ve akıncı yaşayış tarzı, onlara büyük zararlara ve acılara mal olduğu için, , Bilge Kağan kendi Türk boylarını yerleşik düzene geçirmeyi düşündü. “Oradan oraya göçtün, her gittiğin yerde bittin, mahvoldun. Kanın su gibi aktı, kemiklerin dağlar gibi yığıldı. Eğer Ötüken’de oturup Kervanlarla uğraşırsan, hiçbir sıkıntın olmaz.”
Bilge Kağan, Çinlilerin inancını almayı ve şehirler kurup yerleşmeyi planlıyordu. Ama veziri Tonyukuk buna karşı çıktı: “Şehirler ve Çin dini, insanı yumuşatır, savaş gücünü yok eder”dedi. Bazı Türk boyları yerleşik hayata geçerken, ötekiler de göçebeliği yeğleyip batıya doğru göçtüler.
Türk boyları göçleri boyunca, Asya’da mevcut Zerdüşt öğretisi, Budizm ve Hıristiyanlık gibi dinlerle karşılaştılar. Hazarlar 8. Yüzyılda topyekun Yahudi dinini kabul ettiler. Oğuz boyları 10. yüzyıldan itibaren İslamiyeti benimseyip Türkmen adını aldılar.
Nitekim Türk halkları arasında bugün Müslüman Türklerin yanında Şamanist geleneklerini sürdüren gruplar, Budist, Yahudi ve Hıristiyan Türkler vardır.
Türk dili, Ural-Altay dilleri grubuna girer. Moğolca, Korece, Japonca, Fince ve Macarca ile uzaktan akrabadır. Bugün Balkanlardan Çin’e kadar 300 milyondan fazla Türk yaşamaktadır.
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -15 / Gölge Güçlerin Yükseliş
Ebru Bozcuk
Bir Sabah İllüzyonu
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar