Oğuzlardan bir grubun Müslümanlığa geçip Türkmen adını almasından sonra bugünkü Afganistan coğrafyasında kurulan ilk Müslüman-Türkmen imparatorluklarından biri, Gaznelilerdir. Gazneliler, Türkmenlerin Mukri altboyuna mensuptur. Nitekim, imparatorluğun başkenti olan bugünkü Gazni ilinin bir ilçesi bu boyun (Mukır) adını taşımaktadır.
Gaznelilerin kuruluş hikayesine gelince; 11. yüzyılda tıpkı Bağdat’tak halifelik gibi Orta Asya’daki çeşitli müslüman hanedanlar da ordularında bozkır aşiretlerini görevlendirmişti. Zira at üstünde doğup büyüyen bu insanlar, at ve kılıç kullanmakta ve ok atmakta son derece mahir, bir o kadar da gözüpek savaşçılardı. Modern tarihçilerin iddialarının aksine, bu bozkır savaşçıları, köle askerler değildi. Zira bir savaşta esir olarak ele geçirilmiş veya bir esir pazarından satın alınmış değillerdi. Aksine, kendi hür iradeleriyle çeşitli hanedanların ve sultanların emrine giren ve emeklerini belli bir ücret karşılığında kiraya veren, bugünkü paralı askerlere benzeyen hür savaşçılardı.
Bozkır savaşçıları sadece alt rütbelerde değil, komuta kademesinde de görevlendiriliyorlardı. 977 yılında bu bozkır savaşçılarından Sebüktekin adında bir general, Gazne kentini ele geçirdi. Gazne o sırada Fars Samani imparatorluğunun elindeydi. Sebüktekin daha sonra oğlu Mahmut ile bugünkü Afganistan’ın tamamını ele geçirerek kendi krallığın kurdu. 998 yılında babasının ölümüyle tahta geçen Gazneli Mahmut, daha uzak bölgeleri fethe girişti. Önce İran kentleri Rey ve Hamadan’ı ele geçirdi, ardından Hindistan’a sefere çıktı. Hindistan’a düzenlediği 17 sefer sonunda Hint yarımadasının büyük bir kısmını ele geçirdi ve bölgeyi müslümanlaştırdı. Böylece Hint yarımadasında ve GüneyAsyada (Hindistan, Pakistan, Bangladeş, Endonezya ve Malezya) bugün sayıları bir milyara yaklaşan büyük bir müslüman nüfusun oluşmasını sağladı.
Gazneli Mahmut’un zamanında imparatorluk gücünün zirvesine ulaştı. Hindistan’ın zenginliklerini yağmayalan Sultan Mahmut bunu daha çok ilim-irfanın gelişmesi ve ülkesinin kalkınması için harcadı. Nitekim, bazı rivayetlere göre, Sultan Mahmut’un himayesinde 900’e yakın alim, şair, filozof ve saz sanatçısı bulunuyordu. Bunlardan biri, başyapıtı Şehname’yi Sultan Mahmut’a ithaf eden İran’ın büyük şairi Firdevsi idi. Gazneli hükümdarı, her beyit için bir altın söz vermiş ve Firdevsi, büyük esirini sunduğunda sultan onu servete boğmuştu.
Firdevsi, her ne kadar başyapıtını Sultan Mahmut’a ithaf etmiş olsa da, eserinde sultanın ait olduğu Türkleri kötü, kendi soydaşları olan Farsları ise iyi karakter olarak betimlemişti. Eserinde İran-Turan savaşlarını ele alan Firdevsi’ye göre, Orta Asya bozkırlarından gelip ikide bir İran topraklarına akınlar düzenleyen Afrasyap veya Alper Tunga, Farsları yok etmek isteyen ezeli bir düşmandı, Afrasyab’a karşı savaşan Zaloğlu Rüstem ise, eski Perslerin halk kahramanıydı.
Ama Türk sultanları, Farsların bilinç altına kazınmış olan ezeli Türk düşmanlığını hiçbir zaman pek önemsemedi ve her devirde Fars kültürüne hayranlık beslemeyi sürdürdü. Nitekim, Selçuklu imparatorluğunda devletin resmi dili Farsçayken, Osmanlı imparatorluğunda da Fars kültürüne öylesine yoğun bir ilgi ve hayranlık vardı ki, edipler ve şairler çoğunlukla eserlerini Farsça kaleme alırlardı. Paşaların ve vezirlerin çoğu da Farsça bilirdi.
Zaloğulu Rüstem’den söz açılmışken, benim doğum yerim olan ilçede Rüstem’in babası Zal’a ait bir kalenin bulunduğunu ve ilçenin de Kale-i Zal, yani Zal Kalesi adıyla anıldığını belirtmek isterim. Bugün Rüstem sadece İranlıların değil, tüm doğu halklarının kahramanıdır ve Rüstem adı mertlik, bilek gücü ve cengaverlikle eşdeğerdedir.
Gaznelilere dönersek, Sultan Mahmut döneminde Gazne kenti, İslam dünyasının Bağdat’tan sonraki en büyük ilim-irfan merkeziydi. Şehrin gösterişli sarayları, çeşmeleri, kervansarayları, bahçeleri ve kütüphaneleri, göz kamaştırıyordu. Ancak 1030 yılında Sultan Mahmut’un vefatından sonra imparatorluk zayıflamaya ve küçülmeye başladı.
1040 yılında kuzeydeki bozkırlardan gelen Selçuklular ile yapılan Dandanakan Savaşı, Gazneliler için öldürücü bir darbe oldu. Nitekim bu yenilgiden sonra Gazneliler, başkentlerini Gazne’den Lahor’a taşıdılar. Ancak Orta Afganistan’dan gelen Müslüman bir hanedan olan Gurluların 1186’da Lahor’u ele geçirip Gazne kentini yakıp yıkmasıyla Gazneliler hanedanı tamamen çöktü.
Dilek Tuna Memişoğlu
Bir Eylül Deminde Ruhlarımız
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Mine Çağlıyan
Bir Adamın İtirafları
Suna Türkmen Güngör
30 Ağustos Zafer Bayramı
Ebru Bozcuk
İçimdeki Ses
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar