Konuşurken boğazıma kılçık gibi takılan kelimeler, yazarken dört nala koşuyor.
Zihnim, bulanık dehlizlerin derin sularında boğulmamak için ufak bir dala tutunmaya çalışırken, sorgularım beni ipten alıp ipe veriyor.
Eyvah!
Ne çetin bir çelişki!
Kurulmuş bir saat gibi tıkırında hayat, benim ve benim gibi sefiller için. Sabah kalk, ye-iç, çalış, para kazan; akşam ye-iç, uyu. Her şey yolunda, kuş sütünün eksikliğini hesaba katmazsak. (Varsın o da eksik olsun)
Peki, niye yüzüm gülmüyor? Ya da niye hıçkırarak ağlayamıyorum? Duygularım kerpetenle çekilmiş gibi. Ve kansızlık ben ve benim gibi sefillerin kronikleşmiş hastalığı. Yüzüm renksiz, gözlerimin altında ki mor halkalar dans ediyor. Gözlerim ölü balık misali süzülüyor kıyılara.
İlk ne zaman yerleşmişti bu ifadesizlik suratıma?
Ne zaman terketmişti gülüşlerim beni?
Ne zaman vazgeçmiştim kendimi sevmekten ya da ne zaman silmiştim savaş boyalarını yüzümden?
İlk ne zaman beyaz bayrağı kaldırmıştım göklere?
Oyunun kuralları değiştiği zamandı sanırım.
Sorular...sorular...sorular...
Havada asılı kalan, cevapsız sorular…
Arı kovanı gibi yüreğim vızır vızır. Kraliçe arı, kovanı terk etmiş. İşçi arılar isyan ediyor. Bütün arılar birbirini sokmakla meşgul. Kimi can derdinde, kimi kaçmanın peşinde. Bal karaborsa. Yüreğimde ki ekoloji yalan oldu.
Devir desen ekonomi devri; yastık altında ki altınlar, tasını tarağını toplayıp mülteci oldu. Yüreğim gibi, (o da mülteci). Belki de yürek yalandı, sadece atıyordu. Öyle gelişigüzel. Biz ona anlamlar yükledik. Yaraladık, kırdık, böldük, parçaladık. Şimdi böl, parçala, yönet oynuyoruz.
Oyunun kuralları yıllar önce değişti. Kartlar yeniden dağıtıldı. Ama ben ve benim gibi sefiller, bu hızlı değişime ayak uyduramadı. Bir garip olduk. Ağlanacak halimize kahkahalar atıyoruz. Gülünecek yerde gözlerimiz doluyor. Konuşmaktan korkar olduk. Kelimeler çok ama yan yana getirmekte zorlandık. İstesek de, bilsek de, özneyle yüklemi belirsiz sıfatlara kurban ettik. "Ben" olmaktan bir adım öteye gidemedik. “Biz"e ne olmuştu? Bu da, cevabını arayan sorularımın arasında yerini aldı.
Oysa ki; "Biz" nasıl dolu dolu bir kelime. Altı çizilir, şiirler yazılır, türküler yakılır.
"Ben" nasıl da yalnızlık kokuyor. Bilmişlik taslıyor, egosu yüksek. Yükseklerden bakıyor.
İşte bu yeni oyun; "Ben"lerin oyunu... "Biz"ler, (Ben ve benim gibi sefiller) oyunu kenardan izliyor, yüzümüzde herhangi bir ifade yok, devinimlerimiz yavaş ve sarsak. Gözlerimiz koca bir boşluğa bakar gibi. Konuşmak mı? O da ne? Sadece bilindik, basma kalıp sözcüklerin dışında, bir şey söylememiz yasak.(Tezahürat serbest) Kelime dağarcığımız gittikçe daralıyor, herhangi bir müdahale edemeden. Yetilerimizi kurban ettik, oyunu dışarıdan izlerken...
Yazık, çok yazık...
"Biz”leri de "Ben"lere kurban ettik.
Kelimeler ise sadece yazıda tutsak kaldı. Kursağımıza kılçık gibi yapıştı.
Belki de, üzerine koca bir bardak su içmek lazımdı. Hem kelimelerin, hem "Biz”in.
Yani ben ve benim gibi sefillerin.....
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar