Çok değil, bundan yirmi otuz sene önce hemen hemen her eve sonbaharın başladığı, özellikle de akşamları soğuğun iyiden iyiye hissedildiği eylül ekim aylarında odun kömür alınırdı. Müstakil evlerde sobalar, apartman dairelerinde apartman kazanları kömürle yanardı.
Sonbaharın yeni yeni selam verdiği bir hafta sonu bize de kömür gelmişti. Kömürü tek kullanımlık poşetlere kürek kürek döküp kömürlüğümüze yerleştirdik. Soba geçmeden (sobada yanan ateş sönmeden) bir poşet atıp birkaç gün soba kovasını değiştirmeden yakıyorduk kömürleri.
Kömürleri poşetlerken kömür tozları ağzımıza, burnumuza, gözümüze, kulağımıza girmiş. Ne kadar yıkasak da avuç içimizdeki çizgilere iz yapmış, tırnak arasına saklanmış. Pazartesi okul var, sınıftaki Sağlık ve Temizlik Kolu Başkanı arkadaşımız kontrol yapacak. Beyaz, ütülü mendili çıkarıp masanın üstüne koymak kolay da kesilmesine rağmen arada kalan tırnak nasıl gösterilecek?
Böyle bir günde duydum ilk defa Zonguldak’ta maden kazasını, grizu patlamasını. Sonrasında grizu kelimesi günlerce televizyonda konuşuldu, halk arasında birden yayıldı. Maden ocaklarında biriken gazın patlamasıymış grizu.
Grizu patlamasında yaralanan işçiler boyuna hastanelere naklediliyor, hayatını kaybeden işçiler aranıyorken bir gün bizim evde de soba tüttü. İçeriye giren duman, bir anda her yeri kapladı, göz gözü görmüyordu; is kokusu insanın ciğerine işleyiverdi. O günlerde yaşanan patlamada işçilerin de o isi görüp görmediklerini, o sisten etkilenip etkilenmediklerini, o kokuyu alıp almadıklarını düşündüm hep.
Başka yıllarda, başka ocaklarda duyduk grizu patlamalarını. En son Soma’daki patlamada öğrendik maden ocaklarında yaşam alanı olması gerektiğini, işçilerin her katta ayrı ayrı sığınağının olması gerektiğini.
Baba ocağı diyoruz gelin olup giden kızların her daim yuvasına. Peygamber ocağı diyoruz emanet ettiğimiz gençlerin vatan görevine. Maden ocağı diyoruz helal lokma için yerin yedi kat altında maden çıkaran işçilerin görev yerine. İstiyoruz ki ocaklar yansın diye ocaklar sönmesin.
Her ramazanda iftar ve sahurda maden ocağında ekmek, peynir, zeytin, yazsa karpuzla ramazan yapan maden işçilerini görüyoruz. İşveren patronların iftariyelik hazırlaması imkânsız mı ya da işçilerle iftar yaparken boy boy fotoğraf çektiren alçakgönüllü ünlüler bir iftar yemeği veremez mi?
Her maden faciası sonunda düşünüyoruz, kazadan sağ salim çıkanlara seviniyoruz, her şehit (görevleri başında hayatlarını kaybettiği için umulu ki şehittirler) haberinde üzülüyoruz. Herkes kendince bir şey yapıyor, yazıyor, söylüyor da milletimizin ortak acısında bile bir olamıyoruz. En acısı da bir müddet sonra unutup kendi hayatlarımıza dönüyoruz, geride kalan ailelerinin gönül yaralarının asla sarılmayacağını bilerek!
Bize kömür yetiştirmek için can verirken k”ömür”ün içinde ömür olduğunun onlar farkındaydı; kullandığımız kurşun kalemde bile kömür var, kömürün içinde kim bilir kaç ömür var, biz farkında mıyız?
Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar