Konuşmak, anlatma isteği, anlaşılma duygusu bence temel ihtiyaç.
İnsanların kendini ifade etme şekilleri birbirinden farklı. Konuşmak yetseydi, hepimiz anlattığımızdan ve anlaşıldığımızdan emin olurduk.
Her bilgi, ne kadar çok duyu organımıza hitap ediyorsa onu daha kolay kavrar, daha geç unuturuz. Şiirlerin bestelenip şarkı, türkü, ilahi, marş türünde şekillenmesiyle şiirde şairin vermek istediği temayı daha çabuk algılarız.
Buna da "ana duygu" denir. Ana duygu şairin hissettiği, hissettirmek istediği asıl duygudur. Sözlü edebiyat döneminde türküler çağırılmış, ağıtlar yakılmış, destanlar söylenmiş. Bu anlatma isteği; toplumun acılarını, sevinçlerini, kahramanlıklarını gelecek nesle aktarmak için; en çok da yazanın içini dökmek için.
Okuma yazma bilmeyenlerin, "parmak hesabı" da denen hece ölçülü söyleyemeyenlerin kendini ifade etme şekli çizim. Çizmek, boyamak, resmetmek de kendini ifade etme şekli.
Eskiden zanaatken günümüzde sanat olarak değerlendirilen ebru, oymacılık, nakkaşlık da insanların kendini ifade etme şekli.
Hepimiz bulunduğumuz dönemin tarihine tanıklık ediyoruz. Giden kendi hikayesi, kendi tarihi ile gidiyor. Sanat eseri de olmasa geçmişimizi taze tutamayacağız.
Bu yüzden yapılmış selatin camileri, çeşmeler, kümbetler; bu yüzden mimarî, bu yüzden sanat. Bu yüzden şiir, bu yüzden edebiyat.
Öldükten sonra da yaşamak için bir eser bırakmak istememiz fıtratımızın gereği.
Hepimizin yeteneği farklı. Hepimizin kendimizi ifade etme şekli ayrı. Önemli olan, yeteneğimizin hangi alanda olduğunu keşfetmek ve kendimizi o alanda geliştirmek.
Ben iyi ki edebiyatı sevmişim, iyi ki edebiyatı seçmişim. Dünya Sanat Günümüzü kutluyor ve ebru sanatı terimleriyle yazdığım şiirimi şiirsevenlere hediye ediyorum:
ÖDÜM KOPUYOR
Candan ziyade camdanmış gönül teknem,
Bir bîvefânın elinde -tutamaz da- düşersem,
Sudan sebeplerle kitresi kırılır diye ödüm kopuyor.
Yumuşacık suyunda canlanıp da
Yalan dünyanın rengine aldanıp da
Mevsimsiz bir baharda açar diye ödüm kopuyor.
Vahdeti çizdiğin Elif'in, tek yapraklı lâlenin,
Hüznünle suladığın nâlân menevşenin,
Çam râyihâlı gülün rengi solar diye ödüm kopuyor.
Bülbül yuvası derken çarkıfelek çıktı.
Kardelen dilerken hercai çıktı.
Sümbül suda nergise döner diye ödüm kopuyor.
Meğer, ne zormuş suya yazı yazmak,
Beyhûde bir ömrü takvimden saymak,
Tırnaklarımla tutunmadan giderim diye ödüm kopuyor.
Sanatın içinde sanat varken,
Hayatın içinde hayat varken,
Bir kaşık suda boğulurum diye ödüm kopuyor.
Sonsuz semânın, ebr-i nîsânın, suyun sahibi: Ey Musavvir!
Tüm sanatlar seni anar, seni yazar; senin taklîdin, senin tasvîrindir.
Lütf-u inayetini unutup kerâmeti kendimden bilirim diye ödüm kopuyor.
Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar