Rûz-i-gâr sert. Rüzgârlar da sert esiyor artık. Üşüyor dalındaki yapraklar. Soğuk algınlığı diyor buna doktorlar. Rüzgâr vurdukça bir o yana bir bu yana savrulurken titrek yüreği, üşümekten al al oluyor gül benzi. Titremesi arttıkça benzi soluyor. Kimi hemen pes edip bırakıveriyor tutunduğu dalın ellerini, kimi üstüne yağan karın düşürmesini bekliyor. Ağacında asılı duran diyor ki “Neden bu kadar kolay pes ettin? Bak ben ne kadar güçlüyüm.”
Kimse bilmez ki kimin ne yaşadığını, ne hissettiğini. Bir yüzü soğuk yanığından kızarmış, bir yüzü korkudan sararmış yaprak cevap veriyor ağaçtakine: “Kasım kasım kasılmak kolay. Uçta olan yapraklar göğüsler tüm sıcağı, tüm soğuğu, tüm şiddeti.
Dalından düşünceye kadar kimse görmez onun fedakârlığını. Ne zaman güneşin tüm yakıcı ışığı sana değer, rüzgârın keskinliği içine işler, ağacın sarsıntısı ilk seni şiddetle sarsar; işte o an anlarsın.
Anlarsın üşüyen bedenin sardığı titreme hissini, anlarsın yorgunluğun nasıl pes ettirdiğini, anlarsın boşa kürek çekmenin ne demek olduğunu; daha fazla üzmeden, daha fazla üzülmeden bırakmak gerektiğini.”
AN GELİR
Yemyeşil bir yapraktır hayat,
Küçücük umutlarla, tazecik filizlerle başlayan.
Bir yerde soğuk bir rüzgâr eser,
Güneşin güler yüzü bile ısıtmaz soğuyan gönlümü,
An gelir, her şeyi bırakasım gelir.
*
Son baharın soğuk sesini duyunca
Sonbaharına merhaba demek zorunda artık
Dalında titreyen yaprak.
Bu kabulleniş; eski çağrışımların izi, kenarı gibi yanık bir mektubun,
Yeni başlangıç belki de
An gelir, her şeyi yakasım gelir.
*
Çisil çisil yağan yağmur çoktan bırakır kendini
Gök gürültülü, sağanak yağışlara.
Kırılgan yaprak öylece donakalır
Gitmekle kalmak arasında çizgide dolanır da dolanır.
Ne yapsa doğrudur bundan sonra,
Ne dese haklıdır.
An gelir, her şeyi yıkasım gelir.
*
An gelir, gazel yaprak misali titrer yüreğimiz. An gelir, soğuktan yanar yüzümüz. An gelir, kırgınlıktan solar benzimiz. Güneş’in gülümseyen yüzünü gördükçe bir umut daha var demektir. Zifiri karanlıkta Ay Dede’nin evini bulabiliyorsak hâlâ bir umut var demektir.
Uzmanlara göre insanlar en çok kasım ayında depresyona giriyorlar. Depresyon; hayal kırıklığı, hayattan tat alamamak demek. Bizim toplumumuzda depresyona girmek ayıp. Birini hayattan tat alamayacak hale getirmek ayıp değil, birinin güvenini sarsıp hayal kırıklığına uğratmak ayıp değil; depresyona girmek ayıp.
Ayıp etmek istemeyenlerin de kendince bulduğu çözümler var. Başkasının ne düşündüğü çok da önemli değil aslında. Akıl ve ruh sağlığımızı korumamız için önce sevdiğimiz işleri belirlememiz gerek. Bizden öncekilerin neler yaşadığını, nelerle baş ettiğini öğrenmek için biyografi türünde eserler okumak bir yol olabilir. Sanatla ilgili bir alanda kişi kendi yeteneğine göre ilerleyebilir. Resim, heykel, hat, oymacılık,… gibi hobiler edinilebilir. Dantel, oya örmek; örgü örmek, nakış işlemek, yemek yapmak öğrenilip geliştirilebilir.
Hiç olmadı, tanımadığı birine içini dökebilir insan. Biz öğrenciyken Kayserili hanımlar da binerdi otobüse, bazıları hastanede işi olduğu için, bazıları da sırf dertleşmek için. Elimizdeki kitap defterlerden öğrenci olduğumuz her halimizden belli olduğu halde yine de sorarlardı hanımlar öğrenci olup olmadığımızı. Aslında bu sorunun gerçek bir soru cümlesi olmadığını o da bilirdi, biz de bilirdik. Sözde soru cümlesi dediğimiz bu tür cevabının bilindiği sorular, tamamen teyit amaçlıdır. Öğrenci olduğumuzdan ve Kayserili olmadığımızdan emin olunca başlarlardı anlatmaya. En çok gelinlerden bahsederdik, sonra kaynanalardan. Arada bir dediğini söyler, “İyi demiş miyim?” diyerek de vicdanlarındaki sesin onayını isterlerdi. Nasıl olsa tanımıyoruz, bir daha görüşme ihtimalimiz yok.
Anlattığı şeylerin hakkında konuştuğumuz kişilerin kulağına gitmesi mümkün değil. Böylelikle huzursuzluk üstüne yeni bir huzursuzluk da eklenmez. O yıllarda bana garip gelse de şimdi anlıyorum o hanımları. N’apsınlar, ele güne laf olmaktansa içlerindekini atıp rahatlıyorlar işte!
Herkesin çıkmazda olduğu, kafasına takılan bir konu, uykusunu bölen bir sızı var. Herkesin kendince baş etme yolu var. Güneş’in gülümseyen yüzünü gördükçe bir umut daha var demektir. Zifiri karanlıkta Ay Dede’nin evini bulabiliyorsak hâlâ bir umut var demektir.
Selametle…
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar