Aylar günler dönüp dolaşmış bir Ramazan ayı daha gelmiş toprağımıza, semtimize, evlerimize.
Yıllar yıllar önce 1993 yılında böyle Şubat ayına denk gelmiş oruç ayı.
Yine böyle kış, yağmur, soğuk.
Kar var mıydı acaba?
O yıllara gidip zorladım hafızamı.
Nasıldı hava durumu?
Nasıldı zaman?
Nasıldı Ramazan ayı diye…
Hepimiz için farklı hikâyeleri olsa da ortak bir dildi oruç zamanları.
Eski Ramazan tatları, huzuru.
Uykulu ama çay çörek tadında sahurlar, gece serinliğini ısıtan omuzlara konular el örgüsü hırkalar.
Çocukların tekne orucu heyecanları.
Büyüklerin sahur, iftar telaşları.
Yaşlıların teravih yolculuğu.
Fırınlarda pide kokusu, sofralarda sıcak çorba, Allah ne verdiyse yiyecekler, şerbetli tatlılar illa ki.
Gül kokulu güllaçlar.
İftarda ezanı bekleyiş, bazı yerlerde top patlamasını.
Televizyonda TRT açık, iftar programı akar bir yanda.
İlk Ankara iftarını geçer sunucu, sonra oruç duası.
Sonra İstanbul için iftar saati gelir.
Anadolu’yu ev ev dolaşır iftarın tatlı, sıcak, huzur kokan telaşı.
Elbet tüm gün aç kalma, yeme içme değildi Ramazan o yıllarda.
Sofrada fazladan konulan tabaklar bir misafiri, bir açı yoksulu doyurma niyetiyle.
Yaşlı, tek yaşayan, ihtiyaç sahibi, yetimler bilinir, onlar için gıda paketleri hazırlanırdı.
Belki de insan en çok açken onların hâline yakınlık duyardı.
Belki de Ramazanın hikmeti buradaydı, insani duygular katmerlenirdi bu ay geldi mi.
Her ne olursa olsun güzel zamanlardı.
Komşuluk, akrabalık, dostluk başkaydı.
Ramazan’da hepten pekişirdi ilişkiler.
Gösterişli sofralar yoktu belki ama bir sininin, bir masanın etrafında toplaşıp ekmeği bölüşmek iyi gelirdi, pek iyi gelirdi hem de.
Bugün 2026 Şubat’ında bir Ramazan Ayı’na “selam” “hoş geldin” derken, geçmiş zamanlara dalıp gittim öylesine.
O sıcaklığı hissetmek istedim.
Oruç tutan, tutmayan kardeşçe birleşsin, dünyanın tüm kötülüklerine rağmen bir ay boyunca insanlığı temize çeksin.
Evimizi, ocağımızı, sokağımızı, ruhlarımızı pürü pak temizleyelim diledim.
Kimsesiz evlerdeki yoksullara, yetimlere, düşkünlere, sokaktaki hayvanlara el uzatalım istedim.
Yakınımızdan başlayarak, en uzakta, görmediğimiz diyarlardaki canların acısını duyalım, çare olalım.
Ne yaparsak işte.
Bir yudum su, bir pide sofralarına, bir tabak çorba, belki hastalıklarına deva bir ilaç.
Her ne olursa, birleşelim bu Ramazan, ruhlarımızı birbirimize çare olarak şifalandıralım.
Var mısınız?
Ramazan mübarek olsun tüm inananlara…
***
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Hilmi Yavuz
Yalan Üzerine Bir Deneme
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar