Instagram, 2011’de ülkemize geldiğinde bu kadar hayatımızın içinde olacağını bilemezdik elbet.
Sosyal medyada sosyalleşmemizi sağladığını düşündüğümüz bu sanal ortam aynı zamanda bir sanal pazar işlevine de büründü zaman içinde.
Yaptığı ürünleri buradan pazarlamaya başladı çoğu kişi.
Yazdığımız kitabı, yediğimiz yemeği, içtiğimiz kahveyi, gittiğimiz yerleri buradan paylaşıp gösterir olduk.
Instagram bizim nefes alanımız gibi adeta. Şöyle gün içinde ara ara soluklandınız.
Sanki yemyeşil gerçek bir ormana gitmek, temiz hava almak yerine “çok güzel çizilmiş bir masal ormanı resmi”nin içinde kaybolmak gibi.
Ünlü, ünsüz, tanıdık, tanımadık herkesle aynı sokakta yürüyoruz hissi.
Kim, nerede, kiminle, nasıl, ne yapıyor izleyip dururken kendi durumlarımızdan da haberdar ediyoruz Instagram dünyasını.
Onlar da görsün istiyoruz “biz”i.
“Göstermek” bu âlemin öz tümcesi.
Geçtiğimiz günlerde o kırmızı, sarı, mor, içinde beyaz çizgiler olan tam ortasında yuvarlağı bir gözü andıran logolu şeye tıkladık her zamanki akışkanlığımızla.
O da ne?
Almadı bizi içine!
O renkli dünyaya giremedik!
Kapı duvar…
Hemen haber sitelerine bakıldı.
Twitter da aramalar yapıldı.
“Bir süreliğine kapalı” denildi.
Parmaklarımız gün içinde boşuna tıkladı sayfayı.
Yok! olmuyor!
Giremiyoruz göstermelik süslü yapay dünyaya.
“Belki açılır umuduyla“ ertesi gün, daha ertesi gün tıkladık bir umut.
Olmadı, açılmadı…
Sayfasında satış yapıp geçimini sağlayanlar paniklemeye başladı haklı olarak.
Ekmek kapıları kapandı.
Vaktini büyük ölçüde bu alanda geçirenler bunalıma girmeye başladı.
Bir anda koca bir boşluğa düştük.
Bazılarımız ki küçük bir kesim, “iyi oldu, çok vakit geçiriyorduk” deyip kitap okuma gibi etkinliklere verdi kendini.
Bazılarımız “bir detoks gerekliydi zaten” diye düşündü-bunların içinde ben de varım.
Facebook uygulamasını orta yaş ve yaşlıların mecrası diye beğenmeyenler orada oyalanmak için hesap açmaya başladılar.
Twitter kültürünü bilmezken burada takılanalar artmaya başladı.
Twitter müdavimleri gelenleri küçümsedi, “burayı da panayır alanına çevirmeyin”serzenişlerinde bulunmaya başladılar.
Çay-kahve sohbetlerinin baş konusu “Bu Instagram niye kapandı? Ne zaman açılacak?” oldu.
Çekilen fotoğraflar keyif vermez hale geldi.
“Şimdi bunu nerede paylaşacağız?” diyip eskisi kadsr çekim yapmakta isteksiz davranıldı hatta.
Ve daha nice İnstagram hikâyesi yazıldı evlerde.
Neyse ki moraller daha da bozulmadan geçen akşam o illüzyonlu dünyanın dev kapısı ardına kadar açıldı.
Hepimiz girdik hayal dünyadaki evlerimize.
Kahvelerimiz, çaylarımız, en güzel giysilerimizle.
Kocaman gülümsemelerimizle.
Öyleyse kutlu olsun yeniden açılman Instagram!
Kutlu olsun masal âleminin biz insanlarına…
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hakan Cucunel
Salı
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar