Nuh Nebi'den Bugüne
Bugünlerde evlerimizde pişen aşureler damağımızda tatlı bir iz bıraktığı gibi, geçmişten de öyküler anlatır bize.
Kim bilir kaç evde umutla, dualarla kaynatıldı yüz yıllarca.
Kim bilir nice damağı lezzetlendirdi...
“Aşure günü” dediğimiz zamanda, mühim olaylar yaşamış insanlık.
Acılar, sevinçler, hüzünler, ayrılıklar, savaşlar...
Aşure Kerbela Olayı’nı hatırlatır bize...
Yitirilen canları.
Savaşların kötü yüzünü.
Barışın, kardeşliğin yüceliğini...
Aşure, Nuh Tufanı'dır…
Tüm canların dolduğu kocaman bir gemidir hayalimizde.
Sular çekilip, gemi Cudi Dağı’nın tepesine oturduğunda kurulan, insanlığın başında toplaştığı büyük kazandır.
Ambarda ne var ne yoksa bir-iki avuç, fasulye, bulgur, buğday, türlü yemiş ve meyvelerle pişirilen aştır…
Ninelerimizin mutfağından bizim mutfağımıza kadar değişmeden gelen “özel tarif” tir.
Aşure berekettir, dağıttıkça çoğalan, lezzetlenen...
Benim de baş tacı tatlımdır…
Senede bir kez olsun evimin misafiridir...
Bu yıl da zamanı geldi bu güzel lezzetin.
Mutfağı şöyle bir karıştırdım, ne var ne yok diye.
Aşurelik buğdayı, kuru fasulyeyi önceden haşlayıp hazırlamıştım.
Biraz şeker.
Kararınca su.
Bulduğum kuru meyveleri iyice yıkayıp minik minik doğradım.
En son onları kattım.
Bir iki taşım daha kaynadı.
Aşure hazır...
Geriye süslemesi; eşe, dosta, komşulara dağıtma işi kaldı...
Nasıl ki onca malzemenin birleşimi, ortaya uyumlu, kendine has bir lezzet çıkarıyor.
Fasulyeyle nohut şekerle, meyveyle hemhal oluyor.
Bu tat insanları da birleştiriyor.
Bir küçük kap aşure dostlukları pekiştirmeye yetiyor çoğu kez.
Ne kadar çok paylaşılırsa o kadar tatlanıyor, kıymetleniyor.
Tencereyi karıştırırken içine bildiğim tüm güzel duaları, iyi niyetleri, sevgi cümlelerimi fısıldıyorum.
Kime ulaşırsa, kim tadına bakarsa iyilik, güzellik, bereket, barış ve şifa versin diye...
Mutfağımda pişen bu lezzet, tabak tabak tabak sevgi olarak ulaşıyor etrafa.
Onu anlattığım cümlelerim kelime kelime, harf harf evrene yayılıyor.
“Birlik, bütünlük içinde olun ey insanlık” diyor kâsedeki aşureler…
"Tıpkı benim içimdeki tanelerin uyumu gibi, siz de yakalayın bu tadı dünyada"…
Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar