İşe ilk başladığım yıllarda, yazma konusunda deneyimli arkadaşım, “Yazmak doğum yapmak gibidir.” Demişti.
Harflerin, kelimelerin birleşiminden ortaya okunur bir yazı çıkarmak, bir hayli zorlu bir yoldur ama zevklidir de…
Bir de zaman içinde şu sözü uladım ben ona, “Yazmak yalnızlık gerektirir.”…

Ne zaman bir yazının başına otursam, bu cümleler gelir hatrıma ve öncesinde niyet ederim güzel şeyler yazmaya…
Sakin bir kafa, oturacak kadar bir yer, bir kalem, kâğıt, olursa tabii bilgisayar, bir fincan da kahve, yazma yolculuğunun en güzel eşlikçileri…
Wirginia Woolf, “Kendine Ait Bir Oda” kitabında, özellikle kadınların, kendilerine ait ayrı bir oda ve boş zaman oluşturmaları gerektiğinden bahseder.
Aslında bence kadın erkek fark etmez. Herkesin kendiyle kalabileceği, baş başa zaman özel zaman geçirip düşünebileceği, okuyabileceği, isterse yazabileceği, küçük de olsa bir odası, köşesi, yeri olmalı.
Bir nefes köşesi… Dinlenme, sağalma noktası…
Yaşam kaygısı, iş, ev, çocuk büyütme derken benim uzun süre böyle bir ortamım olmadı. Nerede bulduysam orada yazdım, okudum, düşündüm.
Eşim bu halime üzülmüş olacak ki, yıllar önce bir akşam bu masa ve sandalyeyle eve geldi. Salonun, pencere yanındaki köşesine özenle yerleştirdi.
Aldığım en anlamlı hediyelerden biri bu masa, benim özel alanımdı, nefes köşemdi, hayal kaçamağımdı.
Elbette fotoğraftaki gibi düzgün, tertipli değil her an. Bazen günlerce dağınık.
Çoğu kez oturamıyorum. Mutfakta çorba karıştırırken, temizlik aralarında kahvemi yudumlarken, gece odama çekildiğimde bir köşede, neresi uygunsa, yazıyorum.
Ama biliyorum ki, masam orada, yanından geçerken bakışıyoruz genelde. Ben ona gülümsüyorum, o bana göz kırpıyor.
Sessizce, “uygun olduğunda gel hadi, otur biraz düşün, çalış, oku.”
“Bir şeyler yaz. Bak ben hep buradayım” diye fısıldıyor.
Tamam, diyorum, çocuklara bir bakayım ne yapıyorlar, sonra da akşam için bir sütlaç yapayım, hemen kaçıp geleceğim oraya…
Ev küçük, yerim dar, nereden bulacağım böyle bir köşe demeyin.
İsteyin yeter ki ve oluşturun kendi yaşam boşluğunuzu.
Bir yapın, çayınızı, kahvenizi, kitabınızı alın oturun, ne demek istediğimi anlayacaksınız…
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Hilmi Yavuz
Yalan Üzerine Bir Deneme
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar