DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Mine Çağlıyan
Mine Çağlıyan
Giriş Tarihi : 07-11-2026 23:43

Sonsuzluğun Frekansı 32 / Yedi Diyar Yedi Savaş

                            5. BÖLÜM
                     7 DİYAR 7 SAVAŞ 
                            İSTANBUL

Kızıl ejderhalar, Kartallar Diyarı’ndan kaçarak İstanbul’a vardıklarında henüz kralları Kzongarth’a ulaşamamışlardı. Onun yokluğu ve beyaz taşla karşılaşmalarının neden olduğu korku birleşince iyice vahşileşmiş, çok daha tehlikeli bir hale gelmişlerdi. Kısa bir süre önce boşaltılmış İstanbul sokaklarına gelişigüzel alevlerini yolluyor ve kükreyerek üstünlüklerini ispatlamaya, kendi korkularını baskılayarak tüm dünyaya korku salmaya çalışıyorlardı. Geçtikleri her yer cayır cayır yanıyor, gökyüzü kıpkızıl bir dumanla kaplanıyordu.

Şihab ve Aiman, üzerlerine düşen gölgeleri ve onların karanlık enerjilerini algıladıklarında hâlâ havada birbirlerine sarılmış bir halde duruyorlardı. İkisi de bu enerjinin yanan şehirden havaya yayılan uğursuz enerjiyle benzerliğini hemen fark etmişti. Yaklaşanlar, bu enerjinin yaratıcılarıydı. Korkuyla donup kaldılar. Kaçmaya, birileriyle iletişim kurmaya ya da güçlerini kullanmaya kalkarlarsa ejderhalar onları hemen fark ederdi ve o zaman saniyeleri bile olmazdı. Tek şansları enerjilerini saklayıp şehre inmekti. Ejderhaların hâlâ yanan bir yere bir kez daha saldırmayacaklarını düşünüyorlardı.

Şihab, kardeşinin çok korktuğunun farkındaydı; Aiman titriyor, bir an önce oradan uzaklaşmak için hızlanmaya çalışıyordu. Ama bu çok riskliydi; onu hemen sakinleştirmeliydi. Bir içgüdüyle onun iki elini de sımsıkı tuttu. Bu temasla hem Aiman’ın titremesi anında durdu hem de ikisinin bedenine de güçlü bir enerji akmaya başladı. Az sonra korkularından arınmış ve rahatlamışlardı ama biraz da şaşkındılar. Sanki uyandıklarından beri güçleri sürekli büyüyor, ihtiyaçlarına göre evriliyor gibiydi. El ele tutuştuklarındaysa bambaşka bir güç açığa çıkmış, etraflarında güçlü bir enerji alanı, bir kalkan oluşmaya başlamıştı. İhtiyaç duydukları korunma sadece düşünceyle var olmuştu.

“Ejderhalar hızlandı, korkularını hissediyorum. Sanırım birilerinden kaçıyorlar.” dedi Şihab.

“Annemler olabilir mi?”

“Onların varlığını algılamıyorum ama kuzeyden gelenler var. Sanırım onlardan kaçıyorlar ama anlamıyorum; ejderhaları bu kadar korkutan ne olabilir?”

“Bilmiyorum ama ben insanlar için endişeleniyorum. Umarım yeterince korunaklı yerlere ulaşmışlardır. Ben buraya kadar herkesi toplayıp şamanlara teslim ettim, sanırım sen de aynısını yaptın. Umalım da sokaklarda insan kalmamış olsun. Acaba ejderhaları biraz oyalamalı mıyız?”

“Gücümüzü kullanırsak bizi fark edecekler ve yok etmek için bize yönelecekler. Belki bu şekilde oyalayabiliriz onları. Tüm gücümüzü kalkana verelim. Hayatta kalmak için tek şansımız bu.”

Şihab ve Aiman enerjilerini açığa çıkardıkları anda ejderhalar çılgına dönmüş gibi yollarını değiştirerek onlara doğru alçalmaya başladılar. Birkaç saniye içinde alevler kalkanı sarmış, ejderhalar ise kolaylıkla elde ettikleri bu zaferi korkunç kükreyişleriyle kutlamaya başlamışlardı bile. Fakat sonra birden alevler bir güç tarafından yutulmuş gibi tamamen yok oldu.

Kartallar Diyarı’ndaki gibi bir kalkanla karşı karşıya olduklarını anlayan ejderhalar önce korkuyla geri çekildiler fakat kısa bir an sonra korku yeniden öfkeye dönüştü ve bu öfkenin verdiği güçle bir kez daha saldırdılar; sonuç yine aynıydı. Tekrar tekrar saldırmaya devam ettiler; kalkan her defasında önce yanmaya başlıyor sonra aniden alevleri yutuyordu fakat bir yandan da Şihab ve Aiman’ın enerjisini tüketiyordu ve sıcaklık ikisinin de dayanma sınırlarını zorluyordu.

Şihab, bayılmak üzere olan kardeşiyle bağının kopmaya başladığını fark edince hemen güç duasına başladı ama tek başına kalkanı korumaya çalışırken gücünü toplayamıyordu. Az sonra gözleri kararmaya ve başı dönmeye başladı. Ölüme yaklaştığını hissediyor, yine de direnmeye çalışıyordu. Sonunda gözleri kapandı; vazgeçmiş ve ölümü kabullenmişti fakat tam o anda kalkanın enerjisinde bir dalgalanma oldu ve biri onu ve kardeşini bileklerinden yakalayarak bir girdabın içine çekti ve aynı hızla dışarı çıkardı. Artık kavurucu sıcak yoktu ama hâlâ yanan bir şey vardı. Şihab, bunun onları kurtaran kişi olduğundan emindi ve gerçekten de bir kadın acı dolu çığlıklar atıyordu; gözlerini açıp yardım etmek istedi ama daha fazla dayanamadan bayıldı.

Boleslav, kardeşleri, çocukları ve Yota’yla Moyar’dan İstanbul’a, Şihab ve Aiman’ın yakınlarındaki bir tepeye ışınlandığı anda onları görüp bir saniye bile beklemeden kalkanın içine ışınlanmış fakat tam o anda alevler gücünü kaybeden kalkanın içine sızmıştı. Boleslav hiç düşünmeden kendi bedenini Şihab ve Aiman’a siper ederek onları oradan hemen çıkarmıştı ama bacağını yakalayan alevler, tepeye dönüp iki kardeşi de yere bıraktığı anda tüm bedenine sıçramıştı. Kardeşleri hemen müdahale etmeseydi kendi başına büyülü ateşle başa çıkamaz ve hemen ölürdü. Sonunda ateş söndürüldüğünde bile zar zor yaşıyordu.

“Vala, sen Boleslav’la ilgilen, biz çocuklara bakarız.” dedi Gökçil, bir yandan da göz ucuyla hızlanarak kaçmaya başlayan ejderhaları takip ediyordu ve nihayet onları kovalayanları görünce rahatladı. Kraliçe Ameshia ve Dünya Ordusu ejderhaların peşindeydiler.

                        ***

Ameshia beyaz taşın enerjisinin gitgide büyüdüğünün farkındaydı, yine de bu şekilde bile ejderhaları korkutup kaçırmaktan başka bir işe yaramıyordu. Artık İmparatoriçe Ani’nin, taşın gerçek kaynağını; asıl sahibini bulmaya gittiğinden emindi. Kızıl ejderhaları durdurmanın tek yolu bu olmalıydı.

“Ameshia, sence…”

Galbath, o anda algıladığı o tanıdık enerji yüzünden sustu. Şaşkındı, henüz zamanı değildi; orada olmamalıydı.

“Ameshia, o burada.” dedi, o sırada diğerleri de yaklaşan enerjiyi fark etmişlerdi.

“Güçlü bir varlık geliyor.” dedi Mete, gözlerini iyice kısmış geleni görmeye çalışıyordu. Önce devasa kanatların gölgesini gördüler; bulutların çok üstünde uçuyordu ve sonunda alçalmaya başlayınca altın rengi gövdesi de seçilmeye başladı. En son hayretler içinde kalmalarına neden olan kırmızı kral mührünü gördüler. Bir tek Ameshia ve Galbath gerçeği biliyordu ama onu gerçek bedeniyle görmek onlar için bile bir mucize gibiydi.

“O kral Syonvath, Mete. Altın kartalların efsane kralı. Çağlar önce ortadan kaybolmuştu ve artık nedenini biliyoruz.” dedi Ameshia ama başka bir şey söyleyemeden Galbath, Syonvath’ı karşılamak için harekete geçti. Bütün altın kartallar onu takip ediyorlardı. Sonunda karşı karşıya geldiklerinde önce Galbath, onu takiben diğerleri kralı saygıyla selamladılar. Syonvath da altın kartalları ve yolcu şamanları selamladıktan sonra Galbath’la Ameshia’ya yaklaştı, ikisini de aynı saygılı tavırla selamladı.

“Merhaba güzel Ameshia! Yangi ve Dünya kraliçesi! Annene bu kadar benzeyeceğini düşünmemiştim… Tekrar merhaba oğlum, Kral Galbath!”

“Kral Syonvath, seni görmek çok güzel. Başına gelenler için çok üzgünüm ama neden buradasın? Yoksa Ashila değişimini anladı mı?” diye sordu Ameshia.

“Beyaz taşın peşine düşeceğini söyledi, ben de onu Yangi Diyarı’nda bir mağaraya hapsettim. Gitmesine izin veremezdim ve yanında kalmak da istemedim.” dedi Syonvath, bu konuda daha fazla konuşmak istemediğini belli eden bir tonda.

Ameshia, Korgath olarak yaşamanın onun mizacını biraz değiştirdiğini düşünmeye başlamıştı. Onda algıladığı hisler, öfke ve nefrete çok yakındı.

“Anlıyorum ama oradan çıkabilir, ne kadar güçlü olduğunu biliyorsun.”

“Uzun bir süre çıkamaz ve biz de o sırada kızıl ejderhalarla ilgileniriz. Ama önce merak ettiğim bir şey var oğlum; beni nasıl buldun?”

“Aslında Moyar İmparatoriçesi Ani sayesinde buldum seni. Bana senin başına gelenleri gösterdi, yapmam gerekeni ve seni nerede bulacağımı da bana o söyledi.” dedi Galbath.

“İmparatoriçe Ani dengeyi bozan yanlışlıkların hepsini teker teker düzeltiyor ve geleceğin yollarını açıyor. Sanırım hepimiz onun varlığına şükretmeliyiz.” dedi Ameshia ama Syonvath hiçbir şey söylemeyince hemen arkasında duran yolcuşamanlara döndü.

“Syonvath, ikinci insanlığın koruyucuları yolcu şamanlarla tanış.”

“Onları tanıyorum, çok cesur savaşçılar.” dedi Syonvath.

Kara afyaların kralı Korgath olarak onlarla girdiği her bir mücadeleyi hatırlıyordu ve bu, içinde daima kanayan bir yara olarak kalacaktı ama bunu belli etmedi.

“Sanırım çok vakit kaybettik. Kızıl ejderhaları bir kez daha kendi boyutlarına sürmenin vakti geldi ve Ameshia, bu defa annenin yaptığı hatayı yapıp merhamet göstermeyeceğiz. Kızıl Diyar’ı sonsuza dek yok edeceğiz! Sonra da Ashila’yla ilgileneceğiz!”

Syonvath’ın gözlerindeki öfke, Ameshia’yı rahatsız edecek kadar büyümüştü.

“Hayır Syonvath! Hiçbir varlığı zorunlu kalmadıkça öldürmeyeceğiz. Moyar İmparatoriçesi Ani’nin bir planı var ve ben ona inanıyorum.”

“Başka bir boyutun imparatoriçesini beklerken dünyamızın ve şehirlerimizin yanmasını mı izleyeceksiniz? İnsanlar ne olacak? Onları korumak bizim görevimiz değil mi?”

“İnsanlar şimdilik güvende ve bendeki bu taş sayesinde onları…”

“Taşı biliyorum Ameshia!” dedi Syonvath, onun lafını oldukça kaba bir şekilde keserek. 
Enerjisi birden çok tuhaflaşmıştı ve Ameshia artık onu çözemiyordu.

“Beyaz taş ve siyah taş, annenle bana teslim edilmişti ve sahibi bir daha dönmemek üzere bu boyutu terk edeceğine söz vermişti. Bu olay, bizim Kızıl Diyar’la savaşımızdan çok çok önceydi. Ameshia, bunu duymak hoşuna gitmeyecek ama taşı ona geri veremezsin, onu burada istemezsin. Kızıl ejderhaları yok etmek için ona ihtiyacımız yok. Bir kez yaptık, yine yaparız.”

“Anlamıyorum Syonvath; İmparatoriçe Ani bize zarar verecek birini buraya getirmez, buna inanmıyorum.”

“Bunu ilk insanlık döneminin insanlarına söyle! Ama söyleyemezsin çünkü hepsi öldü; aslında bir günde katledildiler… Bu taşın sahibi kraliçe Manilyath ve halkı tarafından.”

Ameshia duyduklarına bir anlam veremiyordu. Birinci insanlık döneminin insanları, oldukça uzun süren volkanik patlamalar ve korkunç iklim değişimlerinin sebep olduğu büyük depremler, fırtınalar, tsunamiler gibi felaketlerin ardı ardına yaşandığı bir dönemde yok olmuşlardı. Ameshia, annesinden de Yangi yaşlılarından da hikâyeyi bu şekilde duymuştu ve bugüne kadar da bunu sorgulayacağı hiçbir şey duymamıştı.

“Gerçeğin saklanmasını ben istemedim ama annen… Neden bilmiyorum ama annen onunla ilgili daha farklı düşünüyordu ve korkunç hikayelere konu olmasını istemiyordu; sanki onun değiştiğine inanıyor gibiydi.”

“Ama sen inanmıyorsun… Syonvath, lütfen artık kimle karşı karşıya olduğumuzu söyler misin ve beyaz taş neden bu kadar önemli?”

“Kraliçe Manilyath ve halkı… Onlar beyaz ejderhalar,Ameshia. Var olan en güçlü varlıklar. Kızıl ejderhalar onların yanında küçük çocuklar gibi kalırlar. Beyaz taş ve siyah taşa gelince… Sonsuza dek buradan gitmeden önce ölümsüzlükleridışında tüm güçlerini bu taşlara aktardılar. Bu yüzden beyaz taşı geri veremezsin! Eğer verirsen siyah taşı bulurlar ve bunu asla istemezsin.”

“Siyah taş mı?”

“O taşın karanlığı Yangilerin bile anlayışının ötesinde Ameshia…”

Herkes duyduklarını sindirmeye çalışıyordu, sessizlik kulakları sağır edecek gibiydi ama birdenbire açığa çıkan güçlü bir enerji alanı hepsini anında kendine getirdi. Hemen bu enerji alanına doğru dönüp pozisyonlarını aldılar. Biraz sonra tam önlerinde devasa bir geçit açıldı. Karanlık bir enerji algılamıyorlardı, yine de biraz gerileyerek savaş pozisyonuna geçtiler. Sonunda yüzlerce Moyarlı, kartallarıyla birlikte geçitten çıkmaya başlayınca Ameshia derin bir nefes aldı ve hemen Galbath’la birlikte Moyar ordusuna doğru ilerleyip tam önlerinde durdu.

“Dünyamıza, Mavi Diyar’a hoş geldiniz. İmparatoriçe Ani gelene kadar bize yardım etmeye geldiniz sanırım. Fazla zamanımız yok, ejderhalar güneye doğru kaçıyorlar. Gidelim mi?”

“Hoş bulduk kraliçe Ameshia. İmparatoriçe Ani gelmek üzere ve onu beklememizi istedi.” dedi Ani’nin yokluğunda Moyar ordusunun kumandanlığını devralan Moyarlı.

“Anlıyorum ama insanlar tehlikede.”

“Üzgünüm, beklemek zorundayız.” dedi Moyarlı kumandan, sesi sert ya da emir verir gibi değildi; aksine son derece kibardı ama son sözü söylediğini ortaya koyar bir tonlaması vardı. Ameshia başıyla ona bir selam verip geriye döndü. Arda ve Mete’nin yanına geri döndüğünde biraz canı sıkkındı.

“İmparatoriçe Ani geliyormuş, bekleyeceğiz.” dedi.

“Yanlış yapıyorsun Ameshia.” dedi Syonvath ama Ameshia ona cevap vermedi. Eğer annesi kraliçe Manilyath’ın değiştiğine inanmışsa o da inanabilirdi ve Ani’ye güveni tamdı. Moyarlılara doğru dönüp beklemeye başladı.

                         ***

Mayıs, Nisan, Patricia ve Rin, ordunun arka taraflarında bir yerdeydiler. Gökçil ve kardeşlerinin oraya geldiklerini fark etmişler ama Syonvath ve Moyar ordusunun arka arkaya gelişleri yüzünden yanlarına gidememişlerdi. 
“Sanırım bir sorun var. Galiba biri yaralı. Acaba yanlarına gidebilir miyiz?” dedi Rin, sabırsızca. Hepsi endişeliydi ama Rin için bu çok yeni bir duyguydu; artık yavaş yavaş da olsa daha insani tepkiler vermeye başlamıştı.

Nisan, Ameshia’nın zihnine ulaşıp durumu açıkladıktan sonra dördü birlikte Gökçil ve diğerlerinin bulunduğu tepeye doğru hareket ettiler. Onlar yere indiklerinde Gökçil ve Aya, gelişlerini hissettikleri kızlarını heyecanla bekliyorlardı ama kucaklaşmanın zamanı değildi. Hemen hep birlikte Boleslav’ın başında bekleyen ve perişan görünen Vala’nın yanına gittiler.
“Boleslav mı o?” dedi Nisan şok içinde. Boleslav yanıklardan tanınmaz bir haldeydi.

“Evet kızım. Vala’nın çocuklarını kurtarırken ejderha ateşinden kaçamadı.” dedi Gökçil.

Sesi çok umutsuz geliyordu.

“Hiç şansı yok mu?”

“Var! Onu kurtarabilirim, kurtulacak, kurtulmak zorunda!” dedi Vala, gözlerinden yaşlar dökülürken.

Büyük elleri Boleslav’ın bedeninde dolaşıyor ve onun yaralarını iyileştirmeye çalışıyordu ama büyülü ejderha ateşinin verdiği zarar karşısında onun büyük şifa gücü bile işe yaramıyor gibiydi. Vala, çaresiz ve perişan bir haldeydi. Nisan, içgüdüsüne uyarak iki elini de onun sırtına koydu; aynı Yemen’de Korya’ya şifa verirken yaptıkları gibi. Vala anında sakinleşti. Bunun üzerine Mayıs, Patricia ve Rin de Nisan’a katılarak ellerini onun sırtına koydular. Vala o anda ağlamayı kesti. Bedenine ve ellerine akan bu yeni ve güçlü enerji onu kendisine getirmişti.

Artık parmaklarındaki şifa gücü daha büyüktü. Gerçekten de az sonra şifası işe yaramaya başladı. Kızların ne yaptıklarını anlayan Şihab ve Aiman da onlara katılınca Boleslav’ın yaraları büyük bir hızla iyileşmeye, çok geçmeden de güzel yüzü ve bedeni eski haline dönmeye başladı.

“Onun zihnine ulaşabiliyor musun Aya?” dedi Vala, kardeşine dönmeden.

“Onu uyandırmak istemiyorum. Acıya dayanamayabilir, yaralar tamamen iyileşince deneyeceğim.” dedi Aya ama sesi bir tuhaftı. 
Az sonra da Gökçil’i kolundan sürükleyerek herkesten biraz uzaklaştırdı.

“Boleslav kurtulamayabilir çünkü bunu istemiyor. Yaşamak istemiyor Gökçil!”

“Kendisini hiç affetmemiş demek ki… Ne yapacağız?”

“Sanırım bir tek annemiz onu kurtarabilir. O da yakında burada olur ama bu kadar olay olurken buna vakti olmayabilir. Boleslav’ı saklamalıyız.”

“Hiçbir yer güvenli değil ki…” dedi Gökçil ama tam o anda o güne kadar karşılaştığı hiçbir karanlık enerjiye benzemeyen, bildikleri hiçbir bir boyuta ait olamayacak kadar güçlü bir karanlık enerji algılayınca irkilip sustu. Hep birlikte bunun ne olduğunu anlamaya çalışırlarken her yeri yoğun kurşun rengi bir sis kaplamaya başlamıştı.

“Akulina! Mert! Boleslav’ı alın ve Kartallar Diyarı’na gidin hemen! Güçlü bir kalkan yaratın! Savaşın oraya sıçrayacağını düşünmüyorum ama yenilirsek…” dedi Gökçil ve yine sustu. Daha fazlasını ve yenilgi halinde olabilecekleri düşünmek ve dile getirmek istemiyordu.

“Mert, orada bir mağara var; Lady Purple’ın bizi hapsettiği mağara, orayı bul. Sanırım kendinizi saklayabileceğiniz tek yer orası. Dikkatli ol!” dedi Mayıs. 
Mert hemen Boleslav’ı kucağına alarak onunla birlikte Akulina’ya bindi. Bir an bile beklemeden havalandılar ve kısa süre sonra gözden kayboldular.

Gökçil, Aya, Yota, Vala, melezler ve Boleslav’ın sağ kalan 45 çocuğu kartallarına bindiklerinde kendilerini zaman ve mekândan soyutlanmış hissediyorlardı ve görüş açıları sıfırdı. Moyar ve Dünya Ordusuna ait hiçbir enerji algılayamıyorlardı. Sanki hepsi aynı anda ortadan kaybolmuştu. Büyüyle yaratılan bu sis, tüm sesleri ve enerjilerin yansımasını da yutuyor gibiydi.

Neyle karşılaşacaklarını bilmeden yükselerek sisin içine daldılar. Bir yandan da ışık yaratmaya çalışıyorlardı ama yarattıkları ışık anında karanlık tarafından yutuluyordu. Bir süre sonra sanki başka boyutlardan geliyormuş gibi yankılanan çığlıklar duymaya başladılar. Sesler, bildikleri hiçbir canlıya ait değildi. Ne kartal ne insan ne de ejderha sesine benzeyen bu çığlıklar tüyler ürperticiydi. Birbirlerine iyice sokularak tek bir vücut gibi uçmaya başladılar.

“Bunlar daha farklılar ama kara afyaların işi bu. Lady Purple burada.” dedi Gökçil, sonunda hepsinin aklından geçeni dile getirerek.

                         ***

Büyü çok güçlüydü. Ameshia ne yaparsa yapsın sisi ne dağıtabiliyor ne de yok edebiliyordu. Yaşlılar Yangi asalarını kullanmasalar tamamen karanlıkta kalacaklardı. Çığlıklar başladığında Ameshia’nın komutuyla yaşlıları ortalarına alıp dev bir daire oluşturarak birbirlerine iyice sokuldular ve sonra da yükselmeye başladılar ama bu büyülü sisten çıkış yok gibiydi. Ameshia, bir yandan da Moyarlılara ulaşmaya çalışıyordu ama az evvel yüz metre ötelerinde duran ordudan tek bir iz, tek bir enerji bile bulamıyordu. Sanki bir anda ortadan kaybolmuşlardı.

“Ashila burada.” dedi Ameshia, sonunda durumu anlayarak, “Ve kara afyalar... Bunu nasıl yaptı bilmiyorum ama bu kara afyalar ötekilerden çok farklı. Neden saldırmıyor acaba?”

“Merhaba kardeşim!”

Lady Purple’ın sesi, sisin içinde yankılanarak herkesin kulaklarını acıtacak bir yükseklikte duyulmuştu fakat sonra yankı azaldı ve ses kulaklarına fısıldar bir hale dönüştü. Az sonra da herkesi irkilten yeni korkunç görüntüsüyle ve en az kendisi kadar korkunç görünen bir kara afyanın üzerinde tam önlerinde ortaya çıktı. Fakat bu görüntü sadece bir yansıma, bir hologramdı; Lady Purple yakınlardaydı ama kesinlikle göründüğü yerde değildi.

“Moyarlılar sizin kadar dayanıklı değiller. Kara afyalarım onları çok kötü etkiliyor. Bu yüzden onları güvende olacakları başka bir yere götürdük. Tabii ki onların akıbetleri sizin vereceğiniz kararlara bağlı. Uzatmayacağım. Beyaz taşı istiyorum yoksa Moyarlılar ölecekler! Taşı verin, ben de onları bırakayım.” diye devam etti Lady Purple.

“Bunu yapamayacağımı biliyorsun Ashila. Kzongarth sana ne söz verdi bilmiyorum ama kızıl ejderhalara güvenemezsin.” dedi Ameshia, kesin bir kararlılıkla ama derinden sarsıldığı sesinden belli oluyordu.

“Bunun Kzongarth’la ilgili olmadığını anladığını düşünmüştüm. Ben yalnızca kendime güvenirim kardeşim, senmerak etme… Taşı verecek misin? Unutma! Cevabın ‘Hayır.’ olursa büyük bir katliama neden olacaksın. Söylesene, bunu İmparatoriçe Ani’ye nasıl açıklayacaksın?”

“O da sana aynı cevabı verirdi.”

“Ah, ikiniz de çok tatlısınız ve kendinizi denge savaşçıları zannediyorsunuz ama yaptıklarınız hep daha çok ölümle sonuçlanıyor.”

Ameshia buna cevap vermedi. İçinden Ani’ye sesleniyor ve bir an önce gelmesi için dua ediyordu. Moyarlıları ancak o kurtarabilirdi.

“Beklediğiniz ışıldayan imparatoriçe maalesef gelemeyecek. Bunu bilirseniz daha doğru kararlar alırsınız.” dedi Lady Purple, sesinin volümü bir anda yeniden yükselmiş, kulaklarını acıtmıştı.

“Ne yaptın Ashila? Onu yok edemeyeceğini biliyorum.”

“Dünya’nın bütün geçitlerini mühürledim. Işınlanarak bile gelemez artık.”

“Bunu yapacak gücün yok. Yalan söylüyorsun.”

“Artık var! Yalan söylemeye de ihtiyacım yok. Bunu nasılsa çok yakında anlayacaksın.”

Ameshia, kardeşinin bu güce nasıl ulaştığını anlayamıyordu ama bir şekilde hem Syonvath’ın onu hapsettiği yerden çıkmayı hem de yeni kara afyaları yaratmayı başarmıştı.

“Siyah taş, Ameshia.” dedi Syonvath, oldukça soğuk bir tonda.

“Siyah taşı bulmuş. Annen onu tam da o mağaraya saklamış olmalı ama Ashila onu nasıl açığa çıkarmış anlamadım; bunun imkânsız olması gerekiyordu.” diye devam etti.

“Ah sevgili Syonvath! Şimdi anlıyor musun ne kadar yanlış bir seçim yaptığını?” dedi Lady Purple. Gözlerini Syonvath’a dikmiş, sanki onun içinden geçecekmiş gibi bakıyordu.

Syonvath yine öfkelenmeye başlamıştı. Öne doğru bir hamle yapmak istedi ama Ameshia onu engelledi.

“Dur Syonvath! Kraliçen olarak sana emrediyorum. Görevimiz beyaz taşı korumak. Bunu sakın unutma!” 
Syonvath kendini zorlayarak da olsa sakinleşmeyi başardı. Ameshia’nın haklı olduğunu biliyordu.

“Aranızda anlaşmanız çok güzel ama beyaz taşı bana vereceksiniz!” dedi Lady Purple. Bu durum onu çok eğlendiriyor gibiydi.

Ameshia, kardeşinin planını tahmin edebiliyordu; beyaz taşın enerjisini kendine çekip siyah taşın enerjisiyle birleştirmek istiyordu. Bunu başarırsa tüm boyutların en güçlü ve en karanlık büyücüsü olacaktı. Ve Ameshia bunun sonuçlarını düşünmek bile istemiyordu.

“Beni öldürmek zorundasın Ashila. Taşı başka türlü alamazsın.” dedi. Beyaz taşı her ne pahasına olursa olsun korumak zorundaydı ve o an için tehlikede olan hayatları düşünme lüksü yoktu.

“İstersen Moyarlılardan başla, benim için fark etmez ama yalnızca zaman kaybedersin.” diye devam etti büyük bir kararlılık ve biraz da umursamaz bir tavırla. Sonra komutunu verdi ve hemen tüm Dünya ordusuyla birlikte savaş pozisyonuna geçmek için yükselmeye başladı.

“Hiç sorun değil. İsteğin benim için bir emirdir ama hem onları hem de seni ve tüm askerlerini aynı anda öldürebileceğimi bil. Hoşça kal kardeşim… Dünya ordusu! Hâlâ bana katılabilirsiniz ama bunun için son şansınız!” dedi Lady Purple. Sesi yeniden kulaklarını acıtacak kadar yükselmişti. Birkaç saniye bekledikten sonra, “Pekâlâ. Nasıl isterseniz.” deyip şen bir kahkaha attı. Dünya ordusunun her bir askerinin kulaklarında yankılanan bu kahkahanın sesi gitgide azalırken Lady Purple’ın görüntüsü de aniden ortadan kayboldu.

Ameshia ve Dünya Ordusu savaşa hazırdı fakat Lady Purple hâlâ ortaya çıkmamıştı. Kara afyalar ise bir görünen bir yok olan silüetleriyle saldırının yaklaştığını haber veriyor gibi görünseler de sanki bilinçli bir şekilde bunu geciktiriyor, yaydıkları karanlık enerjinin ve yarattıkları illüzyonların düşmanlarının zihinlerine hatta her bir hücresine sızmasını bekliyorlardı. Ameshia, siyah taşın Lady Purple’a verdiği gücün büyüklüğünün farkındaydı. Moyarlılar ve melezler olmadan yarattıkları kalkanın yeterli olmayacağını ve bu yeni kara afyaları eskilerini öldürdükleri büyüyle öldüremeyeceklerini de biliyordu.

Askerlerini korumak için tüm gücünü hatta daha fazlasını kullanmak zorundaydı. Bunu yaparken de asla zayıf düşmemeliydi ve ne olursa olsun beyaz taşı korumalıydı.

“Yaşlılar bir araya gelin ve asalarınızı kaldırıp ortada birleştirin! Karya, kızım sen benimle gel.” dedi ve yükselerek yaşlıların yanına uçtu.

“Elimi tut kızım. Taşını uyandır.”

Karya, büyükannesinin niyetini anlamıştı; Yangi’nin karanlık gücünü kullanacaktı ve Lady Purple karşısında biraz avantaj elde edebilmek için buna mecburdu. İki kadın el ele asaların birleşme noktasında durup taşlarını uyandırdılar ve aynı anda karanlık büyünün sözleri dudaklarından dökülmeye başladı. Şamanlar, büyücüler ve yaşlılar, sessizce kraliçelerini izliyorlardı; onun açığa çıkardığı karanlığın etkisinde hepsi biraz huzursuz hissediyordu.

Bu, bilmedikleri ve daha önce hiç karşılaşmadıkları bir karanlık değildi ama bu enerjinin merkezinde olmak başkaydı. Özellikle şamanlar için bu tüm inanç sistemlerine aykırı ve zorlayıcıydı ama yine de o an için olması gerekenin bu olduğunu hepsi biliyordu. Karanlığı kucaklamadan enerjiyi kabullendiler ve kalkanları güçlenirken savaş duasına başladılar. Ameshia ve Karya yerlerine döndükleri anda Lady Purple’ın kahkahası bir kez daha duyuldu ve aynı anda kalkanın üzerinde kapkara enerjiler patlamaya başladı. 
                           MELEZLER

Karanlık, kalplerine, ruhlarına hatta kemiklerine bile işliyor, umutsuzluk ve çaresizlik onları yavaş yavaş ele geçiriyordu. Amaçlarını unutma noktasına gelmişlerdi; içinden nasıl çıkacaklarını bilmedikleri bir tükenmişlik halindeydiler ama Gökçil, Aya, Vala ve Boleslav’ın çocuklarının durumu daha kötüydü. Moyarlılar, kara afyaların karanlık illüzyonlarından melezlere ve bir yolcu şaman olan Yota’ya göre daha fazla etkileniyorlardı. Özellikle daha genç olanlar zihinlerini yeterince koruyamadıkları için hayal görmeye başlamışlardı. Mayıs çok geç olmadan bir şey yapması gerektiğini biliyordu.

Renkli bulutları bir kez daha yaratmayı düşündü önce ama Lady Purple, daha önceki savaş alanında bu bulutları kendi lehine kullanmayı başarmıştı, üstelik şimdi çok daha güçlü ve tehlikeliydi. Mayıs, bu defa daha farklı ve güçlü bir kalkan yaratmak zorundaydı. Nisan, Rin, Patricia, Şihab ve Aiman’a iyice sokuldu ve onların enerjileri bedenine akmaya başladığı anda şarkıya başladı.

Biraz sonra etrafları karanlığın yutamadığı güçlü ve rengarenk ışıklarla aydınlandı. Melezlerin yaratımı, bu kez renkli bulutlar yerine onları sarıp sarmalayan dev bir küre şeklinde ortaya çıkmıştı. Zifiri karanlıktan kurtuldukları anda zihinleri de afyaların etkisinden kurtularak serbest kaldı. Hepsi, özellikle Moyarlılar çok rahatlamışlardı ama Mayıs bir anda transa girince nefeslerini tutup beklemeye başladılar.

“Sanırım bir şeyler görüyor, bekleyin.” dedi Nisan.

Şaşkındı çünkü normalde Mayıs’ın gördüğünü hepsinin aynı anda görebilmesi gerekiyordu fakat bu defa öyle olmamıştı. Birkaç dakika sonra Mayıs gözlerini açtığında diğerleri merakla ona bakıyordu.

“Lady Purple, Dünya’nın bütün geçitlerini mühürlemiş ve Moyarlıları tutsak almış. Anneannem İmparatoriçe Ani bir yolunu bulup mühürleri aşmayı başarana kadar önce Moyarlıları kurtarmalıyız sonra da Lady Purple karşısında yalnız kalan ordumuza katılmalıyız, yoksa büyük bir katliam yaşanacak. Buradan hemen çıkmalıyız.” dedi Mayıs.

“Altın taşı kullanabiliriz.” dedi Yota fakat Mayıs’a değil kızı Rin’e bakıyordu. Boleslav’ın yaralanması, ardından gelen zifiri karanlık ve kara afyaların zihinlerini bulandırması yüzünden ona “Merhaba.” bile diyememişti.

Yavaşça ona yaklaştı; boğazında bir yumru, gözlerinde yaşlar vardı. Rin’in de gözlerinden yaşlar süzülüyordu. İkisi de tek bir söz söyleyecek durumda değildi ama bu bekledikleri andı ve belki de bir daha asla başka anları olmayacaktı. Sımsıkı sarıldılar birbirlerine ve o birkaç saniye etraflarındaki her şeyden koptular.
“Peki nereye?” dedi Nisan az sonra. İlk kez duyguları açığa çıkan Rin’in babasıyla kavuşmasını bölmek istemiyordu ama tüm bunlar için zamanları yoktu.

“Kartallar Diyarı.” dedi Mayıs. İçgüdüleri Boleslav’ın da zamanının dolmadığını ve hem o hem de Mert’le birlikte olmaları gerektiğini söylüyordu.

Devam Edecek 

***


Editör: Deniz İmre

NELER SÖYLENDİ?
@
Mine Çağlıyan

Mine Çağlıyan

DİĞER YAZILARI Sonsuzluğun Frekansı 31 / Yedi Diyar Yedi Savaş Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş Sonsuzluğun Frekansı 28 / Yedi Diyar Yedi Savaş Sonsuzluğun Frekansı 27 / Yedi Diyar Yedi Savaş Sonsuzluğun Frekansı 26 -Gölge Güçlerin Yükselişi /Yedi Diyar Yedi Savaş Sonsuzluğun Frekansı 25 / Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı 24 / Gölge Güçlerin Yükselişi        Sonsuzluğun Frierkansı -23 / Gölge Güçlerin Yükselişi Bir Adamın İtirafları Sonsuzluğun Frekansı 22 / Gölge Güçlerin Yükselişi     Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı-20 / Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı 19 / Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı -18 / Gölge Güçlerin Yükselişi Menopoz Sonsuzluğun Frekansı -17 / Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı 16 / Gölge Güçlerin Yükselişi       Sonsuzluğun Frekansı -15 / Gölge Güçlerin Yükseliş Sonsuzluğun Frekansı -14 / Gölge Güçlerin Yükseliş Sonsuzluğun Frekansı -13 /Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı /10 -Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı /8 -Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı /7 -İstasyonda İki Kız Kardeş Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı /5 -Gölge Güçlerin Yükselişi      Sonsuzluğun Frekansı /4 -Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı /3 -Gölge Güçlerin Yüklelişi Sonsuzluğun Frekansı /2 -Gölge Güçlerin Yükselişi Sonsuzluğun Frekansı /1- Gölge Güçlerin Yükselişi Özgürlük Yağmurlar Yağdı Üstüme Connection Ritim... Yol... Başarı Algısı, Kediler ve Maneviyat Paradoksları ÇALAKALEM YAZILAR 6 / Sevgi manipülatörleri, Tanrıçalar ve Tanrılar, Kurtlarla koşamayan kadınlar Çalakalem Yazılar 5 /Gaia’nın intikamı… Çalakalem Yazılar 4 /Bir Adam Bir Kadın... Çalakalem Yazılar 3 /Ajlan... Çalakalem Yazıları 2 /Çağrı Çalakalem Yazıları
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
Advert
Yol Durumu
ARŞİV ARAMA