Sokaklar hınca hınç doluydu. Herkes ayrı bir yöne doğru koşturuyordu. Her birinin yetişeceği bir yer, varmak için telaş ettiği bir hedefi vardı. Bense arabaların giremediği o kalabalık caddenin tam ortasında bir heykel gibi kıpırdamadan duruyordum. Sanki ayaklarım yere yapışmıştı, ne öne ne arkaya ne de herhangi bir yöne gidebiliyordum. Uzun zamandır hiç dinmeyen gözyaşlarım bile yüzümde donmuştu sanki.
Yorgunluk o kadar uzun bir zamandır bedenime yapışmıştı ki zihnimi ele geçirmeye başlayan karanlığa rağmen durumu çok çabuk kabullendim, sorgulamadım bile. Zaten hiçbir yöne gitme arzum yoktu. Hareket etmek istemiyordum, gitmek ya da varmak istemiyordum. Aslında gideceğim bir yer de kalmamıştı ve sanırım artık hissetmek de istemiyordum…
Amacım yoktu, varsa bile üzerimde toplanmaya başlayan bulutların getirdiği karanlığın içinde var olamadı sanırım ve uzak bir hatıraya dönüştü. Bir süre sonra o hatıranın da tüm izleri silindi. Sesim bile yoktu, artık kimseye seslenemeyecek, yardım isteyemeyecektim ama zaten bu da aklımdan geçmiyordu.
Hava kapkaranlık oldu, sanki dünyanın tüm bulutları üzerimdeydi. Kısa sürede de dünyanın dört bir yanına yağması gereken yağmurların hepsi aynı anda üzerime yağmaya başladı. Bu yağmurlar ferahlık ve bereket getirmiyordu; ağırdı, her bir damla sanki üzerime yapışıyor gibiydi. Üzerimde katman katman büyüyor, beni eziyordu. Üşüyordum ama hâlâ titreyemeyecek kadar donuktu bedenim.
Bir süre sonra üşüme hissi yok oldu. Bu iyiye mi işaretti yoksa yavaş yavaş yok olduğuma mı bilmiyordum, ama içimdeki Tanrıça çığlıklar atmaya başlamıştı. Beni uyarıyor, hareket etmem için yalvarıyordu. Bir süre kaygıyla onu dinledim ama sonra üzerimdeki ağırlığın altından sıyrılmanın imkânsız bir şey olduğuna inandım ya da sıyrılsam ne olacak ki düşüncesi ağır bastı. İkisi de tek başına yeterliydi zaten. Tanrıçayı dinlememeye karar verdim ve o da kısa sürede benim için duyulmaz oldu ya da çaresizce sessizliğe gömüldü…
Artık bana kimse yardım edemezdi, istemiyordum zaten. O caddenin, artık göremediğim kalabalığının ortasında öylece durmaya devam ediyordum; bir heykel gibi. Kimse beni görmüyordu, varlığımı fark etmiyordu. Çarpıp geçiyorlardı yanımdan. Bazen de sanki bir hayaletmişim gibi içimden geçtiklerini hissediyordum. İçimden her geçen kişi benden bir parça koparıyordu. Ama artık bir şey hissetmiyordum ne acı ne öfke…
Sonunda görünmez olmayı başarmıştım. Görmek istemediğim ve zaten göremediğim şeylere gözlerimi kapatabilirdim artık. Tek hareket edebilen parçam göz kapaklarım olduğuna göre yapmam gereken buydu. Kapattım, yağmurlar daha da hızlandı üzerimde ve o anda daha önce duyamadığım tüm sesler üşüştü kulaklarıma. Sonra onlar da azaldı yavaş yavaş, tek bir ses kalmayana kadar. Önce ışık, ardından da sesler yok olunca diğer tüm duyularım hızla kapandı. Hiçbir hissin ve algının olmadığı bir boyuta geçmiştim sanki. Burada ne pozitif ne negatif vardı. Zaman da yok gibiydi. Hiçbir akış yoktu…
Fakat sonra, zamanın olmadığı bu yerde, hissizliğin içinde kaybolmuşken tuhaf bir şey oldu; bir şey hissettim, bir temas… Bacağıma sürtünen bir varlık vardı. Sanki beni gittiğim yerden koparıp geriye döndürmek istercesine ısrarlıydı dokunuşları. İçim ısınmıştı ama hâlâ bu varlığın ne olduğunu merak bile edemeyecek kadar yorgundum, göz kapaklarım ağırdı.
Bu varlık gitmiyordu yanımdan, bacaklarıma sürtünüyor ve varlığını hissettirmeye devam ediyordu ki iki yanıma düşmüş ve hareketsiz duran ellerimde iki ayrı varlığın daha dokunuşunu hissettim. Nazikçe kafa atıyorlardı ellerime. Yeni bir sıcaklık daha yayıldı içime. Bir süre sonra daha çoğu geldi hem ellerime hem bacaklarıma. Kimi büyük kimi küçük… Bacağıma tırmanan minicik varlıkları hissettim sonra…
Onlar bana sürtünürken, kafa atıp üzerime tırmanırken üzerimdeki ağırlık da sanki yavaş yavaş kalkıyordu, şifalanıyordum. Ve sonunda o tuhaf yağmur da durdu. Göz kapaklarımda ışığı ve sıcağı hissettim. O sıcak ışık tüm uzuvlarımı yavaş yavaş hem ısıttı hem yumuşattı. Az sonra göz kapaklarım kendiliğinden açıldı.
Sevinçle zıplayarak ellerimi yalamaya başlayan köpekleri ve zevkten gırlayarak bana sürtünen kedileri gördüm o zaman. İçimi ısıtan ve beni karanlıktan çekip alan varlıkları…
Gözyaşlarımı bile donduracak kadar içimdeki umudu söküp atan, hissizleşmek istememe neden olan, hatırlamak hatta artık bilmek bile istemediğim olaylar zincirini hatırladım yeniden.
Ben biliyordum olanları, onlarsa habersizdi haklarında verilen adaletsiz kararlardan ve o kalabalık içinde kimse beni görmezken ya da umursamazken onlar görmüşlerdi ve umursamışlardı. Ve hiç düşünmeden beni o karanlıktan çıkarmaya gelmişlerdi…Beni bir tek onlar hissedebilmişti…
Üzerime yağan yağmurları da vazgeçmişliğimi de bir tek onlar fark etmişti.
İçimizdeki çocuğun ve ruhumuzun koruyucuları, meleklerin bu dünyadaki elçileri, rehberlerimiz, öğretmenlerimiz, bize kim olduğumuzu hatırlatan dostlarımız…
Şimdi yağmurlar onların üzerine yağıyor…
Şimdi yağmurlar çocuklarımızın üzerine yağıyor…
Şimdi yağmurlar güzel vatanımızın ve umutlarımızın üzerine yağıyor…
Değerli okurlar, bir buçuk seneye yakın bir süredir sizlerden ve her şeyden kopmuştum. Güzel ülkemizde her gün bir şeyler oluyordu, sizler gibi benim de yüreğim sıkışıyordu ama umudumu kaybetmiyordum. “Her şey yolunda” idi mantram. Her karanlığa düştüğümde, uyuyamadığımda bu sözleri tekrarlıyordum içimden ve bazen de yüksek sesle. Fakat insanlığın en büyük dostları için alınan kararlar benim tüm sistemimi altüst etti.
Bu öyle bir tetikleyici oldu ki değil umudumu korumak, nefes almak bile büyük bir mücadeleye dönüştü ve aslında benim için en önemli şeyi unuttum. O da içimdeki umudu korumak, her ne olursa olsun ona sımsıkı sarılmak ve kaybolmasına izin vermemekti. Bu sınavımda başarısız oldum ve kendimi soktuğum bu karanlıkta sürüklenirken sağlığımla da sınanmaya başladım.
Şimdi biliyorum ki hepsini ben çağırdım, hepsinin nedeni bendim. Hayattaki amaçlarımı ve var oluş nedenlerimi unutmak, beni aldığım yolun başına olmasa da çok gerilerine götürdü. Yeteneklerimi unuttum, yaratıcılığımı unuttum. Aslında uzun bir süre onları kaybettiğimi sandım fakat hayat tuhaf sürprizlerle dolu. “Ben akmaya devam ediyorum, sen gelmiyor musun?” diye sürekli seni yokluyor, dürtüyor, bazen kafana vuruyor, seni düşürüyor ve tüm bunları bazen bir dostun ya da hiç beklemediğin, sana daha uzak olan birinin eliyle yapıyor. Seni uyandırana kadar elinden gelen her şeyi yapıyor.
Dinlemezsen sınavlar gitgide zorlaşıyor. Sonunda tüm bunların farkına vardığındaysa kendi yarattığın karanlığın dışarıdakinden büyük olduğunu ve bu şekilde ne kendine ne de başkalarına yardım etmenin mümkün olmadığını anlıyorsun...
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar