Baharla uyanan doğa, yeşillenmeye başlar, çiçeklerle yazı müjdeler. Çocuklar taze filiz dalı gibi doğaya serpilir ve atarlar kendilerini buldukları boş bir alana. Dönemin en güzel oyunları ile enerjilerini boşaltırlar, hayata biraz daha tutunurlar. Kendilerini ifade edip hayallerini gerçekleştirdikleri bir ortamdır.
Yaşlıların ağrıyan dizleri, ağrıyan bacakları ve belleri biraz olsun rahatlamış güneşin ısıtmasıyla. Masal anlatılan kış akşamlarının yerini cıvıl cıvıl uzun günler alır. Günün yorgunluğu erken yatıp uyuyarak atılır.
Yaz tomurcuk tomurcuk ter olarak dolanır güneşin yaktığı tenlerde. Yaşlıların gözü boy vermiş olgunlaşmış sarı başaklarda gezinir, yürekler kabarır yine kilerler buğday, un dolacak; samanlıklar samanlar kapısına kadar dolup taşacak…
Her hayvan kendi kısmetine düşeni alıp yuvasına götürecek, bu yazın bir de kışı olacaktı.
Her meyve sıra sıra zamanını savmıştır. Sıra geldi böğürtlenle moraran dudaklara, yapay hiç bir şey yok, her şey doğal. Her çocuk çıkıp istediği kadar yer bir de üstüne üstelik ellerine yüzlerine bulaşan böğürtlen morluklarını parmakları ile işaret edip gülerler. Sanki kendinin göremediği yüzünde yokmuş gibi, arkadaşının parmağı ne zaman kendini gösterir anlar, tıpkı arkadaşının yüzü gözü gibi böğürtlen bulaşığı olmuştur.
Ya cevizler, kolay mı? ha değince en dıştaki yeşil kabuğunu açabilmek. Bilirler ellerini kına gibi boyayacak ve uzun süre o ellerde kalacak. Kendileri umursamıyor taze ceviz yemenin karşılığında. Gel velakin okullar açılacak, ceviz karası ellerle nasıl okula gideceklerdi.
Okullar kapanırken öğretmen ve müdürler sıkı sıkı tembihlemişlerdi, sakın ceviz karası ellerle okula gelmeyin diye. Onları dinlemek zorunda hissediyorlar, bir de taze ceviz yemenin cazibesi var. Ya yasaklar, delinmek için konulan yasaklar, içte kabaran bu yasağı del duygusu, küçük yüreklerini bir kuş kanadı gibi pır pır ederek benliklerindeki tatmin olma duygusuyla havalara uçarlardı.
Yine müdürlerine ve öğretmenlerine olan saygı ve sevgiden kaynaklı, ilk fırsatta Çeşme başındaki taşlarda veya ellerine geçirdikleri uygun taşlarda, ellerini sürterek hatta ellerinin derisi soyulma pahasına sözlerini tutmak ve okula ceviz karası ile gitmemek tek amaçlarıydı. Tabi yaratıcılık bu kadar sınırlı olamaz değişik alternatif yollar mevcuttu, ceviz karasından kurtulmak için.
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /1
Yusuf Sarıkaya
Kadim Değerimiz Komşuluk
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /7 - İstasyonda İki Kız Kardeş
Gevher Aktaş Demirkaya
Tren İstasyonlarında Vedalar Kavuşmalar Hatıralar
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar