NİHAD SÂMİ BANARLI
(1907 - 13.08.1974)
YATAKHANE
Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Yüksek Muallim Mektebi'nin yatakhanesinde hâlâ yanan birkaç gaz lambası vardı. Koridordan ara sıra ayak sesleri geliyor, sonra bina yeniden sessizliğe gömülüyordu. İstanbul'un sesi, uzakta bir vapur düdüğüyle pencerelerin ardından belli belirsiz duyuluyordu.
Sabahattin Ali, yatağının kenarına oturmuş, elindeki kitabın sayfalarını çevirmeden aynı yere bakıyordu.
“İnsanları değiştirmeyen edebiyatın ne anlamı var?” diye sordu birden.
Nihal Atsız, karşıdaki yatakta dizlerinin üzerinde tuttuğu kitabı kapattı.
— Edebiyatın görevi insanları değiştirmek değildir.
Sabahattin Ali başını kaldırdı.
— Öyleyse nedir?
— Hatırlatmak…
— Neyi?
Atsız bir an düşündü.
— Kim olduğunu.
Pertev Naili Boratav, masanın başında notlarını karıştırırken konuşulanlara çekimser kalamadı ve araya girdi.
— İnsan kendisinin kim olduğunu tek başına mı bilecek? Çevresinde yaşayan insanların hikâyelerini bilmeden?
Atsız ona baktı.
— Hikâyeler önemlidir.
“Yalnızca büyük hikâyeler değil.” dedi Boratav.
— Köyde yaşlı bir kadının anlattığı masal da önemlidir. Bir çocuğun ninesinden öğrendiği türkü de. İnsanların neye güldüğünü, neden korktuğunu, neye inandığını bilmeden bir toplumu anlayamazsınız.
Sabahattin Ali gülümsedi.
— Bak, sonunda sen de edebiyatın insanı değiştirebileceğini söylüyorsun.
Boratav başını iki yana salladı.
— Hayır. Ben insanı anlamadan edebiyat yapılamayacağını söylüyorum.
O sırada masanın biraz gerisinde oturan Nihat Sami Banarlı, elindeki kalemi bıraktı.
— Belki de ikiniz aynı ipin iki ucundan tutuyorsunuz.
Sabahattin Ali ona döndü.
— Sizce edebiyat nedir?
Banarlı, soruya hemen cevap vermedi. Pencereye baktı. Dışarıda karanlığın içinde birkaç ışık titreşiyordu.
“Hafıza…” dedi sonunda.
— Ama yalnızca geçmişi saklayan bir hafıza değil. Bir milletin kendisini nasıl anlattığını gösteren bir hafıza.
Atsız başını salladı.
— İşte buna katılırım.
Boratav gülümsedi.
— Ben de katılırım. Fakat hafızanın yalnızca kitaplarda tutulduğunu düşünürsek yanılırız.
“Nerede tutulur?” diye sordu Banarlı.
— İnsanların dilinde.
Boratav masadaki kâğıtlardan birini aldı.
— Şurada yazan bir kelimeyle, köyde bir ihtiyarın söylediği aynı kelime arasında bazen koca bir dünya vardır.
Sabahattin Ali'nin ilgisi arttı.
— Demek kelimelerin de hikâyesi var?
— Hem de insanlardan daha eski hikâyeleri.
Banarlı hafifçe gülümsedi.
— O yüzden dili korumak gerekir.
Sabahattin Ali başını eğdi.
— Dili korumak mı yoksa yaşatmak mı?
Bu kez Atsız söze girdi.
— İkisi arasında ne fark var?
— Büyük fark var. Bir şeyi korumak onu olduğu yerde bırakmaktır. Yaşatmaksa onun değişmesine izin vermektir.
Atsız'ın kaşları çatıldı.
— Her değişim ilerleme değildir.
— Her değişim bozulma da değildir.
Bir sessizlik oldu. Boratav, ikisinin arasındaki havayı yumuşatmak istercesine çaydanlığı kaldırdı. Fakat içindeki çayın çoktan soğuduğunu görünce vazgeçti.
— Çay bile bizim tartışmadan daha hızlı soğudu.
Sabahattin Ali güldü.
Atsız da istemeden gülümsedi.
Banarlı:
— Tartışmanın güzel tarafı budur. Çay soğur ama sohbet kızışır.
Sabahattin Ali ayağa kalkıp pencerenin önüne gitti.
— İstanbul'a bakın.
Üçü de ona döndü.
— Şu şehirde aynı anda kaç kişi yaşıyor? Ve biz kaçının hikâyesini biliyoruz?
Boratav:
— Hiçbirinin tamamının.
— İşte mesele bu. Biz burada millet, dil, tarih, edebiyat konuşuyoruz. Ama dışarıda insanlar ekmek derdinde.
Atsız'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
— Bunun milletle ilgisi olmadığını mı düşünüyorsun?
— Tam tersine. Çok ilgisi var. Bir milleti yalnızca geçmişteki zaferleriyle anlatırsanız bugün yaşayan insanları unutursunuz.
Atsız birkaç saniye sustu.
— Sen edebiyatın topluma hesap vermesi gerektiğini düşünüyorsun.
— Hayır. Edebiyatın insana karşı sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.
Banarlı söze girdi:
— Belki de edebiyatın sorumluluğu, insana kendisini unutturmamasıdır.
Sabahattin Ali ona baktı.
“Güzel söylediniz ama bunun için insanın geçmişini de bilmesi gerekir.
— Geçmiş bazen insanın omzuna yük olur.
Atsız:
— Geçmişini bilmeyen insanın omurgası olmaz.
Sabahattin Ali:
— Geçmişine mahkûm olanın da yürümeye gücü kalmaz.
Boratav bir an ikisine baktı.
— Siz ikiniz bir gün bile aynı konuda anlaşamayacaksınız.
Sabahattin Ali kahkaha attı.
— Bugün anlaşabiliyor muyuz ki?
Atsız da güldü.
— En azından henüz birbirimizi susturmaya çalışmıyoruz.
Bu cümleden sonra odada kısa bir sessizlik oldu. Dışarıdaki vapur düdüğü yeniden duyuldu. Banarlı masanın üzerindeki kitaplardan birini aldı.
“Bakın…” dedi.
— Asıl mesele belki de şu, bir toplumun geleceğini yalnızca siyasetçiler kurmaz. Şairler, öğretmenler, yazarlar, araştırmacılar da kurar.
Boratav:
—Ve köylüler…
Banarlı başını salladı:
— Evet. Ve köylüler.
Sabahattin Ali:
—Ve işçiler.
Atsız:
— Ve askerler.
Boratav:
Ve çocuklar….
Birbirlerine baktılar. Sabahattin Ali gülümsedi.
— Galiba sonunda hepimizin aynı şeyi söylediği ortaya çıktı.
Atsız başını salladı.
— Hayır. Aynı kelimeleri kullanıyoruz, o kadar.
— Farkımız da bu zaten.
Banarlı ayağa kalktı. Masanın üzerindeki kâğıtları topladı.
— O hâlde yarın devam ederiz.
Sabahattin Ali şaşırdı:
— Yarın mı?
— Bu tartışmanın bir gecede bitmesini beklemiyorsunuz herhâlde.
Boratav güldü.
— Bitmez. Çünkü hepimiz başka bir yerden başlayacağız.
Atsız kitabını yeniden açtı.
— O zaman yarın daha hazırlıklı gelin.
Sabahattin Ali yatağına uzandı.
— Sen de biraz daha az hazırlıklı gel. Yoksa tartışmanın tadı çıkmaz.
Atsız kitabın üzerinden baktı.
— Sen de biraz daha az konuş.
— O mümkün değil.
Gaz lambasının ışığı biraz daha kısıldı. Koridordaki ayak sesleri kesilmişti. Yatakhanede herkes uykuya hazırlanırken dört genç hâlâ kendi düşüncelerinin içinde dolaşıyordu.
Henüz birbirlerinin hayatlarında nasıl bir yer tutacaklarını bilmiyorlardı. Henüz dostluklarının hangi tartışmalarla sınanacağını, hangi kelimelerin aralarına duvar öreceğini, yıllar sonra aynı isimlerin birbirlerinden ne kadar uzak noktalarda anılacağını bilmiyorlardı. O geceyse bunların hiçbiri yoktu. Yalnızca aynı odada duran dört genç, dört farklı merak ve bitmek bilmeyen bir tartışma vardı. Sabahattin Ali son kez seslendi:
— Atsız?
— Ne var?
— Sence iyi bir yazar olmak mı daha zor, iyi bir insan olmak mı?
Atsız kitabını kapattı. Uzun bir sessizlikten sonra:
“İkincisi…” dedi.
Sabahattin Ali gülümsedi.
— Güzel.
— Neden?
— Çünkü birincisini öğrenebiliriz.
Atsız'ın yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
— İkincisini?
Sabahattin Ali battaniyesini üzerine çekti.
— Onu her gün yeniden öğrenmek gerekiyor.
Hiçbiri konuşmadı. Gaz lambası söndü. İstanbul'un bir gecesi daha, yatakhanenin duvarlarına sessizce yaslandı.
HAYATI
Nihad Sâmi Banarlı, 1907 yılında İstanbul’da doğdu. Çocukluğu ve gençliği, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin yaşandığı; siyasi ve kültürel açıdan oldukça hareketli bir döneme denk geldi. İstanbul’da eğitim gördü ve öğretmenlik eğitimi aldı. Özellikle gençlik yıllarında edebiyata ve kültür meselelerine duyduğu ilgi belirginleşti.
Öğretmenlik hayatına başladıktan sonra uzun yıllar Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği yaptı. Çeşitli okullarda görev aldı; yalnızca ders veren bir öğretmen olarak değil, öğrencileri edebiyata yönlendiren bir eğitimci olarak da tanındı. Bir dönem Yüksek Muallim Mektebi çevresinde bulundu. Burada Sabahattin Ali, Nihal Atsız ve Pertev Naili Boratav gibi daha sonra Türk kültür hayatında farklı yönleriyle öne çıkacak isimlerle aynı ortamı paylaştı.
Banarlı'nın hayatında Yahya Kemal Beyatlı önemli bir yere sahipti. Yahya Kemal'in çevresindeki edebiyat ve kültür sohbetlerine katıldı ve onun düşüncelerinden etkilendi. İstanbul'un tarihine, Türkçeye ve Türk kültürünün geçmişten geleceğe aktarılmasına büyük önem verdi.
Öğretmenliğin yanı sıra eğitim yöneticiliği ve kültür kurumlarındaki çalışmalarıyla da tanındı. İstanbul Fetih Cemiyeti'nin faaliyetlerinde görev aldı ve kültür hayatının içinde aktif biçimde bulundu. Hayatının önemli bir bölümünü eğitim, edebiyat ve kültür alanlarında çalışarak geçirdi. 1974 yılında İstanbul'da hayatını kaybetti. Ardında, özellikle öğretmenliği ve Türk kültürüne ilişkin çalışmalarıyla Cumhuriyet dönemi kültür hayatında belirgin bir iz bıraktı.
ARDINDAN
Nihad Sâmi Banarlı vefat ettikten sonra özellikle Kubbealtı çevresi, öğrencileri, dostları ve basın tarafından anıldı; hakkında övgü dolu yazılar yazıldı.
Sâmiha Ayverdi, Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın Ekim 1974 sayısında (Nihad Sâmi Banarlı’nın aziz hatırasına ithaf edilen özel sayı) “Bir Atabek’in Ölümü” başlıklı yazıyı kaleme aldı. Yazıya “Bir kale düştü” diye başlar ve Banarlı’yı “memleket davasını iman haline getirmiş kimse, bu dava yolunda içi yanan insan, Müslüman Türk ruhunun gece gündüz sönmeyen ocağı” diye nitelendirir. Onu milli şuur ve iman kalesi olarak görür.
İlhan Ayverdi aynı sayıda “Muhtac Olduğumuz Mütefekkir” başlıklı yazıyla Banarlı’nın düşünce ve kültür hayatındaki yerini vurgular.
Altan Deliorman (sonraki yıllarda, Işıklı Hayatlar kitabında ve portre yazılarında) Banarlı’yı “Kelimelerin Serdarı” diye anar; dil, kültür ve millî şuur konusundaki rolünü öne çıkarır.
Öğrencileri ve yakınları da anma yazıları yazdı. Örneğin eski öğrencisi ve Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, Banarlı’yı gerçek milliyetçi, fikir-ilim-sanat adamı, örnek hoca ve beyefendi olarak tanımlar; onun Türk milleti için büyük kayıp olduğunu belirtir. Diğer anılar arasında N. Hacıeminoğlu, Kemal Eraslan, Cevat Taray, Aysel Yüksel gibi isimler yer alır. Basında Ahmet Kabaklı, Ergun Göze, Tekin Erer vb. de yazılar Kubbealtı Akademi Mecmuası’nın 1974 Ekim sayısı tamamen ona ithaf edildi; vefatına tarihler (örneğin Halis Erginer’in “Edebiyyatımızın gitti Nihad Sâmi’si…” dizeleri) ve çeşitli anılar yer aldı. Vefatından sonra yazıları Nermin Suner Pekin tarafından toplanıp “Nihad Sâmi Banarlı Külliyatı” olarak Kubbealtı tarafından yayımlandı (Şiir ve Edebiyat Sohbetleri, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, İstanbul’a Dâir vb.).
Banarlı’nın kendisi Yahya Kemal’in 1958’deki ölümünden sonra onun eserlerini yayımlayıp enstitü kurarak büyük hizmet etmişti; kendi ölümünden sonra da benzer bir vefa ile anıldı ve eserleri yaşatıldı. Daha ayrıntılı metinler için Kubbealtı’nın 1974 özel sayısına veya Sâmiha Ayverdi ile Altan Deliorman’ın ilgili yazılarına bakılabilir.
ESERLERİ
Oyunlar:
Kızıl Çağlayan (1933), manzum millî piyes, Bir Yuvanın Şarkısı (1933), manzum millî piyes,
Sular Kararırken,
Yabancı,
Dumanlı Dağlar,
Son Vazife,
Bir Mâbed Yıkıldı,
Istırap Yarışı
Roman:
Bir Güzelliğin Romanı (Hürriyet Gazetesi'nde tefrika),
Edebiyat tarihi araştırmaları,
Dâstân-ı Tevârih-i Mülûk-ı Âli Osman ve Cemşid-ü Hurşid Mesnevisi, (1933, Ahmedî'nin Osmanlı tarihine dair manzum eserinin neşri),
Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (1948; 1975- 79), 2 Cilt, Diğer eserleri
Edebî Bilgiler (1940),
Türkçenin Sırları (1940),
Metinlerle Edebî Bilgiler (1950),
Metinlerle Türk Edebiyatı Tarihi I, II, III, (1951-1954),
Metinlerle Türk ve Batı Edebiyatı, I, II, III(1955-1960),
Yahya Kemal Yaşarken (1959) ,
Yahya Kemal’in Hâtıraları (1960),
Şiir ve Edebiyat Sohbetleri, Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri,
Namık Kemal ve Türk Osmanlı Milliyetçiliği,
Büyük Nazireler Mevlid ve Mevlid'de Milli Çizgiler,
Başlangıçtan Tanzimata Kadar Türk Edebiyatı Tarihi,
Fatih'in Zafer Sırları
KAYNAKÇA
*https://www.kubbealti.org.tr/storage/uploads/documents/1974-ekim-mecmua.
*https://kubbealti.org.tr/kisi/nihad-sami-banarli?
*https://islamansiklopedisi.org.tr/banarli-nihad-sami?
*https://kubbealti.org.tr/arşiv?
*https://www.simurgkitabevi.com/kubbealti-akademi-mecmuasi-nihad-sami-banarlinin-aziz-hatirasina-ekim-1974-yil-3-sayi-4?
*https://tr.wikipedia.org/wiki/Nihad_S%C3%A2mi_Banarl%C4%B1
*https://www.yenisafak.com/hayat/vefatinin-50-yilinda-nihad-sami-banarli-4654346
*https://www.kubbealti.org.tr/storage/uploads/documents/1974-ekim-mecmua.pdf
*https://www.simurgkitabevi.com/kubbealti-akademi-mecmuasi-nihad-sami-banarlinin-aziz-hatirasina-ekim-1974-yil-3-sayi-4
*https://konyayeniguncom.teimg.com/konyayenigun-com/uploads/2024/07/sehrin-hafizasi-cilt6-sayi17.pdf
*https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/655085
*https://edebiyatvesanatakademisi.com/post/olumunun-45-sene-i-devriyesinde-turkcenin-kerem-i-nihat-sami-banarli/110626
*https://www.kubbealti.org.tr/kisi/nihad-sami-banarli
*https://tekirdag.meb.gov.tr/Dergi4/files/basic-html/page25.html
***













































