Altı kişilik ailenin yalnız kızıyım. Küçük olduğum için imkân dahilinde isteklerime hayır denilmedi. Bana ait olması gereken, ben istemeden yapılmıştı. Zaman içinde "Her istediğim oluyor" diye düşünmüş olacağım ki çok bir şey isteyen çocuk olmadım.
Sevgi mi? O yıllarda elde edilebilecek güzel bir sevgiydi yaşadığım.
Ailenin küçük çocuğu olmam münasebetiyle her zaman bir koruma çemberinin içindeydim. Sevgiyle örülü, masum bir çemberdi. Farklı şeylerle o çemberi aşmak ve dışındaki dünyayı keşfetmek istiyordum.
Aşabilir miyim? Bilmiyorum.
Okul hayatı, kalem deftere kavuşturmuştu beni.
Defterim ve kurşun kalemim, yoldaşım olmuştu. Kurşun kalem deyip geçmeyin, insana kanat takıp uçurabiliyor. Hayallerimin peşinden beni koşturuyordu, düşe kalka yol alabiliyordum.
Yazmayı biliyorum ama düşüncelerimi nasıl anlatacaktım?
Evin küçük bireyi ve ince yapılı biri olarak işlerden uzak tutulmuş, “Sen yapamazsın” diyerek beni korumuşlardı.
Hayat oyununun içine dahil edilmemiş kendi başımın çaresine bakmak durumunda kalmıştım. Yazarak hayallerimi renklendirmeye başlamıştım. İçinde bulunduğum toplumu ve etrafımı saran doğanın, yazılarımda yer aldığını görmüştüm.
Çok konuşmayan bir çocuk olarak hayatı sessizce izliyor, küçük küçük şiirlerde duygularımı işliyordum.
Defterle kalemim en iyi arkadaşımdı ve bir de spor yapmayı çok seviyordum.
Spor yapmak bana iyi geliyor ve mutlu oluyordum.
İleriki hayatımda anlayacaktım bir terapi gibi spora sığındığımı. Spor konusunda da beni engelleyen bir şey yoktu.
Sonsuz bir zaman vardı elimde, ben henüz bunu nasıl dolduracağımı keşfedememiştim.
Ev işlerinde yardım etmeme izin verilmiyor, her zamanki gibi “Sen yapamazsın.” kelimesi kulaklarımdan girip ruhuma sessizce iniyordu. İki ablam olduğu için iş yapmama sıra gelmiyor, hayat deneyiminden geri kalıyordum. Ablamlar evlenme yaşına gelmiş ve sırasıyla evlenip gidiyorlardı.
İki ablam evlenince zaman zaman benim de iş yapabileceğimi göstereceğim o muhteşem anları yakalıyordum.
Annem bir komşuya gittiğinde yapılması gereken bir iş olursa hemen o işi yapıyordum. Hem çok heyecanlı oluyordum hem de işi hakkıyla yapmak istiyordum.
O küçücük yüreğim heyecan içindeyken kısa zamanda işimin mimarı olduğumu göstermek için uğraşıyordum.
Yazmak, mutlu olduğum bir alandı ve bu konuda özgürdüm.
Arada bir yaptığım işleri, başarıyla tamamlamam beni her zaman cesaretlendiriyordu.
Elimdeki kalem çok kıymetliymiş ama henüz o günlerde bunu fark edememiştim.
Yaşamımdan birçok hayat tecrübesi, deneyimi alınsa da kurşun kalemim beni bırakmamış yerini tükenmez kaleme bırakmıştı.
Kalemim sınırlarımı aşabileceğimi öğretti.
Etrafımdaki çemberi yazdıklarımla aşıyor, hayallerime yelken açıyordum.
Tuttuğum kalemdeki özgürlüğü fark ettim. Bir çok kırık yüreğe dokunup yalnız olmadığını gösteriyordum.
Sokak hayvanlarından yatağa aç giren çocuğa, kadının ezilmişliğini kalemimle bir fotoğraf gibi çizebiliyordum.
Çamurlu toprak yolda bırakmıştım tozpembe dünyanın fotoğrafını.
Evlenmiştim, mutluluğu yüreğimde hissediyordum.
Bir oğlum olmuş onun büyüme sürecinde zaman zaman yazmaktan uzaklaşmıştım.
Oğlumu büyütünce daha çok yazmaya zaman buluyordum.
Zaman içinde teknolojinin imkânları hızla çeşitleniyor ve bu imkânlardan mümkün olduğunca yararlanıyorum.
Tükenmez kalem hayatımdan çıkmasa da her harfi oluşturan tuşlarla buluşmuştu parmak uçlarım.
Yazılarımı, şiirlerimi hayatımıza giren sosyal medyada paylaşıp kendim gibi edebiyata gönül vermiş insanlarla aynı mecralarda bulunuyor ve paylaşımlar yapıyorum.
Her zaman dualardan destek alır, Hıdırellez'de dileklerimi gül fidanlarının dibine, kabul olması için gömdüğüm zamanlar da olmuştu.
Bu dualardan mı yoksa yapmak istediğim işin peşinden koşmak mı bilmem ama hayallerimi süsleyen bir öykü kitabım çıkmıştı. Kendi duygularımdan yola çıksam da toplumun nabzını tutmak ve o duygu, düşünce ve yaşanmışlıkları, yaşanabilecekleri de toplayıp hayattan damıtır gibi Yüreğe Düşen Damlalar’da buluşturmuştum.
Dinlenmek yok, hayat işlendikçe anlamlı ve onları yazıya aktarmaksa kalıcı olmasını sağlıyordu.
Hayatın her tonu var, bazen karalar bağlayıp bazen güneşin benim için doğduğunu hatırlayıveriyorum.
Her mevsim güzeldi; sonbaharın yağmur, boranı gibi sıcacık renkleri de vardı.
Kış soğuk, bembeyaz karla doğayı kapladığında; kartpostallık bir görüntüsü olur ve bol bol suya kavuşturup doğayı yeniden canlandırmak için dinlendiriyordu.
Hayatın her iniş çıkışı, hayatta keşif yapmamı sağlıyor. Hayatımın rehberiyim, bazen de işinin uzmanlarını rehber ediniyorum. Hayatta olumlu şeylerin olduğu kadar olumsuz şeyler de oluyor. Bu gözlem ve birikimlerin hepsini bir elekten geçirir gibi kendi düşünce süzgecimden geçiriyorum. Sayfalar dolusu yazılarımı kitaplarımın sayfalarında topluyorum.
Hayalim daha çok yazmak ve amacım sonraki kuşaklara doğru örnekler aktarabilmek.
Ben okuyarak, yazarak beni engelleyen duvarları aştım ve gerçek gün ışığına ulaştım.
Bu hayatta "Ben oldum" diye bir şey olmadığı için okumak ve yazmak, daha çok yazmak amacım.
Sadece yazmak değil; amaç, bu yazılanları kitaplaştırarak gerekli mecralardan duyurabilmek ve düşüncelerimi birçok alternatif platformlardan kendime olduğu kadar topluma da ses olabilmeyi istiyorum.
Sanatın birçok yönünde var olmak, şanssızlık gibi görünen bazı şeylerin şansı mıydı?
Büyük önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş olur.” Bu sözü kendime rehber almış birisi olarak sağlıkla aldığım her nefeste bu topluma doğru örnekler sunmayı seçtim.
Yazılanların en büyük ödülü okuyucusuyla buluşmaksa Yüreğe Düşen Damlalar öykü kitabımı ve ileride çıkaracağım kitaplarımı, fuarlarda okuyucusuyla buluşturmak ve o mutluluğu yaşamak istiyorum.
Peşinden koştuğun her şey kabul edilen bir dua gibi olduğunu gördükçe öğrenmenin yaşı olmadığını bildiğim için edebiyat ve sanatın peşinde ilerliyorum.
Sonraki kuşaklara doğru örnek olmak bu hayatın geçiciliğini bilmek ve ona göre eserler bırakmayı seçiyorum.
Boşa geçen zamanın hayatımızda bir boşluk oluşturduğunu bilmek ya da o boşlukları çıkarınca yaşadığın ömürden daha kısa yaşanmışlık elde edileceğini görmek beni her zaman üretmeye teşvik ediyor. Tatil, eğlenmek benim de hakkım, bunu bile bilinçli ve bilgelikle yapıp hayata yaşanmışlıklara dair notlar düşmek amacım.
“Sanat sanat için mi sanat toplum için mi?” “L’art pour l’art” sözünü hatırlatmadan geçemiyorum.
Bu terimi ilk yazan olmasa da “Mademoiselle de Maupin’in ön sözünde Theophile Gautier bir slogan olarak kullandı.
Benim için ise “sanat estetiğinde” hayatı işleyip aktarmak ve hayalimdeki dünyayı sanatımla şekillendirmek istiyorum. Bana düşen paydan yararlanmak ve elimden geldiğince konuları bu doğrultuda yazmak istiyorum.
***
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 3-Gölge Güçlerin Yüklelişi
Ebru Bozcuk
Rağmen Yaşamak
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hakan Cucunel
Salı
Yusuf Sarıkaya
Ak Köprü (Â Köprü)
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Aile Büyük Bir Birey Birey Küçük Bir Ailedir
Musa Aşkın
Hisler mi Köreldi
Gevher Aktaş Demirkaya
Dumlupınar Denizaltı Hazin Öyküsü ve Ona Yakılan “Ah Bir Ataş Ver Cigaramı Yakayım” Ağıdının Kaynağı
Sedat İlhan
Yapay Zekâm
Deniz İmre
Korkunun Sesi Vardı
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Hızır Dokundu
Serhan Poyraz
Hemingway’in Kadınları / Naomı Wood
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Hamiyet Su Kopartan
Kâbe'de Hacılar
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar