Hemen herkesin sosyal medya hesabı var. Facebook açıldığı zaman birkaç yıl kullanmadık. Ön yargılarımız vardı. Sonrasında hesap açtık; aile fertlerimiz, akrabalarımız, yakınlarımız, tanıdıklarımızı ekledik. Tanıyıp samimi olmadığımız kişiler arkadaşlık isteği gönderince şaşırıyorduk: “Benim bununla samimiyetim yok ki bana neden arkadaşlık isteği göndermiş?”
Ön yargımız kırıldı, birçok kişinin de önyargısı kırılsa da bazen rahatsız edici durumlara denk geliyoruz. Instagramla beraber fotoğraf paylaşma yaygınlaştı. “Tanınmış Kişi” yazan profillerle karşılaşıyoruz. Bana göre, bilim adamları tanınmalıdır. İnsanlığa hizmet eden buluşlara imza atan insanlar tanınmalıdır. Sanatsal faaliyette bulunup sanat üreten, insan ruhunu güzelleştiren sanatkârlar tanınmalıdır. İnsan ruhu güzeli arar, güzeli görerek güzelleşir.
Bilimde, teknolojide herhangi bir buluş yapamayan, sanatta herhangi bir eser üretemeyen insanlar paylaştıkları fotoğraflar ve videolarla çıkıyorlar “keşfet”imize. Görünür olma, tanınır olma isteği ve hevesi hiçbir özelliği olmayan, sıradan insanlara fırsat sundu. Sosyal medya hiçbir vasfı olmayan insanlara kimlik dağıtıyor.
“Tanınmış Kişi” olmak belki güzeldir de insanın neyle, nasıl tanındığı daha önemli bence. Bilimde, teknolojide, sanatta tanınmak; ardından insanlığa hizmet eden bir değer bırakmak çok daha saygıdeğer.
Bilimle, teknolojiyle, sanatla tanınmayan “Tanınmış Kişi”ler çeşit çeşit güzel kıyafetler giyerek, abartılı makyaj yaparak, rüküşlüğe varan altınlar takarak oynayan kadınlar; lüks restoranlarda yediği yemeği, modelli arabasını sergileyen, bazen silahını gösteren erkekler,…
“Prensesimin doğum günüsü” partileri hiç çıkmıyor aradan. “Küçük paşamın kahve keyfisi” paylaşımları, sanki sürekli keyifli yaşamak zorunda hissi veriyor insana.
Dünya hayatının keyiften ibaret olduğunu düşünüyoruz. Dünyada kalıcı iz bırakmak yerine kalıcılığı istiyoruz. Herkesin imtihanının farklı olduğunu unutuyoruz. Güzelliğin, yakışıklılığın, çirkinliğin, zenginliğin, fakirliğin imtihan olduğunu; her imtihanının imtihan sahibine zorluğunu bilmiyoruz. Ünlü olmanın bedelini görmüyoruz.
“Ben daha yakışıklıyım, ben daha güçlüyüm, ben daha cesurum” diye düşünüp daha çok para kazanma isteği ve hırsıyla alçaldıkça alçalanların; “Ben daha güzelim, güzel kıyafetler giymek bana daha çok yakışır, lüks yerlerde yemek yemek benim de hakkım” diye düşünenlerin dünyası olmaya başladı hayat.
Oysaki lüksün sınırı yok. Herkesin lükse ulaşacak durumu yok. Çalışmadan, kafa yormadan, kolay kazanmanın ve kolay harcamanın mümkün olduğu bir yer oldu hayat.
Sobalı evden kaloriferli eve geçmek de lüks. Lüks algısı değişti. Güzellik algısı da değişti. Milattan Önce Mısır’da yaşayanlar için Kleopatra güzeldi. Yunan mitolojisine göre aşk tanrıçası Afrodit güzeldi. Kleopatra, esmerken Afrodit, sarışın. Türk kültüründe bile güzellik algısı tarihten günümüze, yöreden yöreye değişir. Fes, Anadolu’daki tüm Türk kadınlarında kullanılsa da süsü batıda iğne oyalıdır, doğuda altın, Yörükler’de mavi boncuklar. Kına hâlâ her yörede süstür.
“Tanınmış Kişi”ler genellikle aynı: Sarıya boyanmış saçlar, şişirilmiş dudaklar, botokslu yüzler, kalkık kaşlar,… İfadesiz yüzler, anlamsız bakışlar,…
Tek tip kadınlar, tek tip erkekler, tek şeye odaklı insanlar,… Tek dünyanın tek mileti, tek milletin tek düşünceli insanları…
001 oyun kurucu belirlemiş kuralları. Kendi de oyunun bir oyuncusu, yapbozun tahmin edilemeyen parçası. Pembe evler, zevkli çocuk oyunları gibi görünse de kurallara uymayan elenir. Maskeli yüzler hep tebessüm ederek oynar oyuncularla. “Tanınmış Kişi” olmak için maskeli yüzlerin küstahlıklarına izin vermeli, aşağılamalarını alınmadan dinlemeli.
90-60-90 değil artık dünyadaki kadın ölçüleri. Kimse kurallara uymak zorunda değil.
Sırf canı sıkıldığı için oyun kuran, oyun oynayan 001 ve olup biteni viskisini yudumlayarak içen zalimler yaşadığı sürece duyacağız bu anonsu: “Oyuncu 067: Elendi!”
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -21 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Deniz İmre
Herkes Celladıdır Kendi Ömrünün
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar