Öğretilen değil belki, belki mutlak olandan
En içten, en gizli yerden, ta şuramdan
Kimse bilmez eza içindeki sinemde kopan tufanı
Fezadaki varlığım, aslında olmayan noktadan
Beni hangi mitteki ırmağın suyu arındırır
Hangi üç başlı köpek ısırır şah damarımdan
Kucağımda kocaman bir rüya, başı yalan, sonu yalan
Depremden önceydi. Son yazımda beşer kurgularının ilahi kurgu karşısında sınıfta kaldığından bahsetmiştim. Hangi steril söz öbeği bir binanın enkazı altında kalan bir insanın sadece bir an’ını anlatabilir? Hangi metin türü ölüm ve hayat arasındaki gel-git’leri tam olarak hissettirebilir? Enkazların altından çıkarılan her canın – hatta canlının - hayatı, nefes alabilmeyi nasıl anlamlı kıldığına şahitlik ettik hep beraber.
Batı sinemasında çok fazla işlenen “intihar” konusunu, bir İran sinema filmi olan Ölümsüzler Köyü özelinde ele almak isterim.
Sosyolog Durkheim’e göre, ölen şahıs tarafından ölümle sona ereceği bilinerek yapılan olumlu ya da olumsuz bir fiilin doğrudan veya dolaylı sonucu her ölüm olayı, intihardır. İntiharın psikolojik boyutunu Shneidman, “İntihar Küpü” modeliyle açıklamıştır. Bu modelde üç temel etmen olan acı, stres (baskı) ve huzursuzluğun kişiyi aynı oranda ve ekstrem düzeyde etkilemesinin intiharla sonuçlandığı ele alınmaktadır. İstatistikler, dünyada yalnız olanların, evli olanlara göre; erkeklerin, kadınlara göre daha fazla intihar ettiğini göstermektedir.
Yıl 2019. Dünyayı saran Covid salgınının başladığı, Ölümsüzler Köyü (Old Men Never Die) filminin de gösterime girdiği yıl. Bence Covid salgının doğasıyla olan ironik ilişkisi, filmi izlenmeye değer kılmaktadır.
İran’ın Güney Azerbaycan eyaletinde çekilen Ölümsüzler Köyü, yönetmen Reza Jamali’nin 15 kısa filmden sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmidir. Kısa filmleri toplam 120 festivallerde görücüye çıkmış ve 60 ödülle dönmüştür. Bu durumun verdiği avantaj filmde net olarak görülmektedir. Azerice çekilmiş bir film, alt yazılı olmadan da anlaşılabilmektedir.
Film, 45 yıldır herhangi bir ölümün yaşamadığı köyde, geçmişte idam mahkumlarının celladı olan Aslan’ın bir grup ihtiyarla bireysel ya da toplu olarak giriştikleri intihar seanslarının traji-komik sunumudur diyebiliriz. İntihar konusunu daha önce İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi’nin bol ödüllü Kirazın Tadı (Taste of Cherry - 1997) adlı filminde de görmekteyiz.
Filmin ilk planlarındaki dolambaçlı yollar Kirazın Tadı’na gönderme niteliğindedir. Kirazın Tadı’ındaki bozkırın sarı rengi Ölümsüzler Köyü’nde yeşile dönüşmüş, umutsuzluk yerini ilkbaharın ve doğanın ihtişamına bırakmaktadır. Film, bunun dışında da kendi içinde tezat veya tezatları barındırmaktadır.
Filmde olaylar çoğunlukla hamam, köy kahvesi ve ihtiyarların beraber kaldıkları evde geçmektedir. Bazı sekanslar Jamali’nin fotoğrafçılıktan yönetmenliğe geçişini sergiler niteliktedir.
Aslan’ın başını çektiği yüz yaşını geçmiş, hem kader birliği hem de keder birliği yapmış bu ihtiyar delikanlı grubunun üyeleri ölmeyi çok istemekte ama ölememektedirler. Bununla kalmayıp köyde hastalıktan yatağa düşenlerin diplerinde bitip Azrail’in izini sürmektedirler.
Her intihar girişimi görevli bir asker timi tarafından önlenmektedir. 45 yıldır köye uğramayan ölüm meleği bu köye gelmeyi unutmuş mudur? Dahası amansız hastalıklara yakalananların bu köye yerleşmeleriyle ilginç bir şekilde deva bulmaları sadece köyün havası, suyu ve doğası ile açıklanabilir mi?
Peki Aslan’ın yaşamına son verme inadıyla peşinden sürüklenenler gerçekten ölmek mi isterler? Ölümsüzler Köyü’ndekiler bir ölüm vakası ile karşılaşacaklar mıdır? Final, Aslan’ın finali mi olacaktır?
Oyuncu kadrosunun neredeyse tamamı amatör oyunculardan oluşmaktadır. Film boyunca askerler ve kahvecinin kızı Sare dışında gençleri veya çocukları çok az görürüz.

Yönetmenin günümüz sinema anlayışına uymayan bu tutumunu çok cesurca bulmaktayım. Yönetmen, filmde belirgin olarak sunduğu ihtiyarlık, elden ayaktan düşme, bedensel ve fiziksel kısıtlar, yalnızlık, umutsuzluk ve intihar olgusunu, karamsar bir tablo yerine tebessümlü bir seyre dönüştürmeyi başarmaktadır. Buna filmin süresini kısa tutması da katkı sağlamıştır. Film Tokyo Film Festivali’nden ödülle dönmüştür.
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar