“Aslında bir ‘düş’ değil midir ‘hayat’ dedikleri!” mottosunu kullanıyorum genellikle kitaplarımı imzalarken. The Matrix serisinin ilkinde bir çeşit programın yüklemesiyle Neo’nun “I know Kung Fu” dediği sahneyi hatırladım şimdi. İlk cümlem ile sonraki arasında nasıl bir bağlantı var? Bu ve benzeri zihinsel sıçramaları çok yaşamıyorum diyemem. Ama filmi izleyenler belki bunun bir “sıçrama” olmadığı kanaatine varabilirler, bilmiyorum.
Hayat bazen…
Sevdiğini uzaklara, çok uzaklara, ufuklara gömer!
Günün ağarmasını hiç görmeyene günün batımı, hazin bir şarkıdır…
Oysa sevmek güzel şeydir, der erenler!
Bugün bir kardeşimizi kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşarken, ‘hayatın geçiciliği’ne dem vurmak istemiyorum. Tersine hayat önemlidir, diyorum. Metafiziksel varlığımızı düşündüğümüzde, hayat denileni, ‘sonsuzluk’ için baz alınan periyod olarak tanımlayabiliriz. İçinde bulunduğumuz anı, belleğimizde sürekli flashbacklerle yaşıyoruz. Birer düş baloncukları gibi uçuşuyorlar güzel anılar. Maalesef mutlak olan ‘ölüm’ün zaman ve mekân ayırt etmediğine şahitlik ediyoruz hep.
Hayat bazen…
Dostuna sığınmayı gerektirir en çıkmazı hissettiğinde damarlarında!
Bilirsin onu düşündüğünde, onun seni araması gecikmez hiç…
Dostluk ki baki bir serinliktir saçlarında!
Bir kitabı elime aldığımda nedenini tam olarak anlamadığım bir şekilde yazarın özgeçmişine dikkat kesildiğimi görüyorum. Özellikle artık aramızda olmayan yazarların doğum ve vefat tarihlerine bakıyorum. Eserlerini yayımladıkları yaşlarını hesaplamak benim için takıntılı bir eylem oldu diyebilirim. Sonra vefat nedenlerini öğrenmeye çalışıyorum internetten. İçim burkulmuyor değil. Ama bu burukluk daha çok kendimle alakalı oluyor.
Hayat bazen…
Kardeşine ağlamak demektir, şükrü gözlerine gerer!
Onun açlıkla, savaşla imtihanı, sonu çaresizlik olan bir arayışa sürükler…
İnsanlık ölür bir denizin sularında, deniz kurur derin çukurlarda!
Bu satırları yazarken Evgeny Grinko’nun ‘Valse’ adlı eserini dinlediğimi çok sonra fark ediyorum. Şimdi masamda daha önce okuduğum Didem Madak’ın şiir kitabı Grapon Kâğıtları var. Benden iki yaş daha az yaşamış. Henüz kırk birinde hayata gözlerini yumduğunu görüyorum. Üstelik bugün kaybettiğimiz kardeşim ile aynı nedenden. Kanserden.
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 29 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar