Bana bunlar anlatılmadı hiç, dedi ve büyükçe bir vav harfinin yazılı olduğu duvara doğru adımladı, cami içindeki küçük havuzdan gelen su sesini yanına alarak... Dualar edecekti ve kabul görecekti dualarının hepsi! Bu vav harfinin orada olmasını anlamlı kılan, neydi? Sonra paçalı bir güvercin olup uçuverecekti dışarı. Kolaylık, kolaylıktı işte. Hem tövbe kim içindi? Tanrı’nın rahmeti kul için vardı.
Güvercinlerin O’nun varlığından nasıl haberleri olsundu. Ama bu kuşlar neden cami kubbelerini mesken tutarlardı, işte ona aklı ermemişti. Hem Tanrı’nın büyüklüğünden ne eksilirdi? Elbet kabul görecekti tövbesi. Ama bir rüya serisinin peşinden gitmek akıl işi değildi. Üstelik kendisine de şaşırıyordu. Onu bulabilir miyim peki, diye sordu biraz daha rahatlamış olarak...
El Hamra'da hep secdededir ulu kişi
Onu gözlerinde papatyalar varken bul
Hüzün dokur seccadesine çok vakit
Bekle nazarını pencerelerini açık kıl
Namaza durmalıydı. Abdest sonrası saçlarındaki ıslaklığa bağlı serinlikle uçmalıydı. Uzanmalıydı göğe, en göğe. Hem bu abdest olayını başka sevmişti birkaç aydır. Burnuna üç kere suyu bilerek olması gerektiğinden daha fazla, çok daha fazla alıyordu. Bu durum, onu bir bakıma küçük bir göller bölgesi sayılabilecek çocukluğunun geçtiği yöreye, köyüne götürüyordu. Sudan çıkmayan kazlar gibiydiler çocukluk arkadaşları. Güneş yanığı ile esmer, çok daha esmer olan arkadaşlarından farkı yoktu. Yüzerken ağzına ve burnuna sürekli su kaçmasına engel olamıyordu. Geçmişte çok hoş olmayan bu tekrarlanan hatıraya, şimdi beş vakit aldığı abdestle çocukluğuna, muzipçe ama mutlu dönüşler yapıyordu. Beni bu halimle kabul eder mi peki, diye ekledi ve sonra vav harfine doğru eğildi.
Eğildi omurilik, sonra eğildi minareler, yükseldi kubbe, daha fazla açıldı caminin eyvanları.
El Hamra'da son kıraatinde son ayet
Konuşmaz bilinir, yetmez aşkına dil
Sendeki puslu, keşmekeş bir yola niyet
Ona yaren gerek, olma yanında köle, kul
Yolculuk yarın ama tedirginlik yok değil, deyip ayakkabılarını aldı bıraktığı yerden. Onu rüyalarımda gördüğümden, beni iline çağırdığından bahsedecek miyim, diye ekledi sonra. Camiden çıkarken kuzey rüzgârının serinliğiydi yüzüne vuran. Titrer gibi oldu.
Yarın paçalı bir güvercin olacağım, dedi ve kuşların konduğu alana yöneldi. Ürken kuşlar kanat çırparak havalandılar. O da onlarla beraber havalandı, uzandı göğe, en göğe... Sonra gözden kayboldu.
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Mine Çağlıyan
Bir Adamın İtirafları
Suna Türkmen Güngör
30 Ağustos Zafer Bayramı
Ebru Bozcuk
İçimdeki Ses
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar