O gece, pançoda uyku tutmamıştı gözümü.
Sabahı beklemeden hemen pançolarımızın yanındaki yazıhaneye geçtim.
Yazıhanemiz büyükçe bir çadır.
Yazıhaneye henüz geçmiştim ki... İçimdeki sıkıntının sebebi çıktı ortaya. Şehitlerimiz var
Taburda sanki kimseyi uyku tutmamış gibi müthiş bir hareketlilik. Operasyon hazırlığı...
Bu arada komutanlar bir arada ve düşünceli bir halde toplanmışlar ve dışarıda oturuyorlar.
***
Muammer gelmişti yazıhaneye. O da kötü şeylerin olduğunu sezinlemiş gördüklerinden, ne olduğunu bilmiyordu daha. Beni o halde görünce;
“Sami, ne oluyor?”
“Çok kötü Muammer” diyebildim sadece.
“Söyle Allah aşkına, ne olmuş?”
Dayanamadım, patlamak üzereyim zaten.
“Muammer, kimseye belli etme ama Narlı’daki takım çatışmaya girmiş. Takım yok olmuş diyor Emin Astsubay.”
Muammer de dondu kaldı. O da tahmin etmiyordu herhalde böyle bir şeyi.
“Kesin miymiş?”
“Daha kesin değil.”
Onun da gözleri dolmuş, benim gibi dalıp anılara akmıştı o an. Telefon çalıyordu. Arayan Emin Astsubay, subay gazinosuna çağırıyor.
“Sami, ne olur haber alırsan hemen bilgi ver.”
“Tamam Muammer, ama şimdilik kimseye bir şey söyleme.”
“Tamam.”
Subay gazinosuna koştum telefonu kapatır kapatmaz. Bölük komutanımız, Ümit Üsteğmen, Muzaffer Üsteğmen, Gökhan Yüzbaşı, Ali Başçavuş ve birkaç rütbeli, sabah erkenden pançodan çıktığımda gördüğüm gibi oturuyorlardı duvarın dibinde.
Hepsi üzgün ve kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Gazinoya girmiştim. İsmail binbaşı baş köşede oturuyordu, kafası ellerinin arasında.
Afiyet Yüzbaşı telefonla görüşüyor, aldığı bilgileri hemen yanındaki Yetim Başçavuşa bildiriyordu, o da notlar alıyordu. Emin Astsubay, verdiğim takım listesinden bazı isimlerin altını çiziyor. İçeri girmeden Ümit Üsteğmenin habercisi Serhan’ı görmüştüm kapıda.
“Haber var mı Serhan?”
“Hayır ağabey, var doğrusu ama daha net bir şey biz de öğrenemedik. Anladığımız tek şey epeyce şehit var.”
Anlamıştık ki, şehidimiz var. Ama kimdi bu şehitler, hangi arkadaşımız veya arkadaşlarımızdı şehit olanlar? Ya da Emin Astsubayın söylediği gibi tüm ikinci takımı mı kaybetmiştik Narlı cehenneminde?
“Sami, İsmail ve Nurhan’ın dosyalarını getir hemen.”
Besta operasyonunda da yapmıştım bunları. Nurhan’la İsmail’in dosyası istendiğine göre bu arkadaşlarımız ya şehit ya da yaralıydı. Emin astsubay anlamsızca yüzüne bakmamdan olacak ki.
“İsmail ile Nurhan’ın şehit olduğu kesin. Üç şehit daha varmış ama daha isimleri netleşmedi.”
Artık sadece söylenenleri yapabiliyordum. Yazıhaneye doğru koşmaya başlamıştım. Bölükteki tüm arkadaşlar da olayı duyunca, er gazinosunun önüne toplanmışlar. Beni yazıhaneye doğru koşarken görünce, Ertan seslenmişti.
“Ağabey, haber var mı?”
“Yok bir şey Ertan.”
“Ağabey, biliyoruz. Belli mi kimlerin şehit olduğu?”
Gazinonun önünde toplanan askerlere baktım Ertan’ın sorusu üzerine. Biraz da olsa beni kendime getirmişti bu soru. Bölüğün tamamının ağladığını gördüm, hepsinde müthiş bir panik ve kargaşa var. Biliyorlardı nasılsa, askerden hiçbir şey de gizli kalmaz zaten.
“İsmail’le Nurhan’ın isimleri kesinleşti Ertan.”
Sonra hızla yazıhaneye gidip dosyalarını çıkarttıktan sonra tekrar subay gazinosuna koştum. Afiyet Yüzbaşı ve Yetim Başçavuş yine telefondaydılar.
“Başka şehit var mı?” diyordu Afiyet yüzbaşı ben içeri girdiğimde.” dosyaları Emin astsubaya verirken;
“Beş kişi Sami, Cüneyt Uzman, Bayram, Turgay, Nurhan ve İsmail. Diğerlerinin dosyalarını da hemen getir.”
Ben tekrar verilen emirle doğru yazıhaneye. Gazino önünde bekleyen arkadaşlar da artık her şeyi öğrenmişler habercilerden. O tereddüt dolu, endişe dolu ve heyecanlı bekleyişi bırakmışlar, her biri bir tarafa oturmuş, ellerini başlarının arasına almışlar ağlaşıyorlar ve boş boş bakınıyorlar toprağa, onu daha önce hiç görmemiş gibi...
Burak da yazıhanede Muammerle birlikte. O da öğrenmiş her şeyi. Hemen istenilen dosyaları çıkartmıştık, bir de tugaydan istenilen ailelerinin telefonlarını.
Sonrası...
Başlar dik ama acı, gözyaşı ve şehit evladı olmanın gururu.
***
Şehitler verdiğimiz bugün, "Bir Avuç Toprak da Sen At Annem" kitabımdan şehit verdiğimiz o acı anın bir bölümünü paylaşmak istedim.
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı-29 - 7 Diyar 7 Savaş
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Hilmi Yavuz
Yalan Üzerine Bir Deneme
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar