Bayramın ilk günü oğlumun kayınpederi dünürüm Cemil bey aradı.
En büyük torunum Umut ile epeyce bir didişirler. Çok da takılır torunumuz Umut'umuza.
Daha 8 yaşında ama Cemil dedesiyle göğüs göğüse cenkten bir adım geri durmaz.
Cemil dedesi de her gördüğünde kendisinin Umut yavrumuza takılmalarını ve Umut'umun da ona yaptıklarını arayıp beni, satır satır büyük bir mutlulukla anlatır.
Ve karşılıklı kahkahalar...
Bayramın ilk günü ailece Cemil dedesinin elini öpmeye gitmişler.
Dedesi 200 TL bayram harçlığı vermiş elini öpünce.
Biraz sonra da dönmüş torunumuza...
Takılacak ve Umut'umuzun tepkisini görüp hemen arayıp bana anlatacak ya...
"Umut, ben o parayı yanlış verdim sana. Şurada 5 lira vardı. Onu ayırdıydım sana vermek için. O, 200'ü bana ver de şu 5 lirayı al oğlum."
Umut vermiş cevabı. "5 Lira geçmiyor dede."
"Lan oğlum. Ver şu yanlış verdiğim 200 lirayı. Bak ben ağlıyorum ama..."
Cemil dedesi anlatıyor bunları telefonda bana ama bir taraftan da keyifle gülüyoruz.
"Sami bey. Bak ağlıyorum deyince benim yüzüme baktı. Durdu biraz. Sonra elini cebine attı. İçimden dedim, geliyor benim 200'lük. Dedesinin ağlıyorum demesine kıyamadı."
"Eeeee..." dedim.
"Ne yaptı biliyor musun senin torun. Cebinden bir peçete çıkarttı uzattı bana.
Ben 200 bekliyorum ya. Bu ne dedim..."
"Peçete" dedi.
"Lan, ben bunu ne yapacağım?"
"Umut bu. Senin uyanık torunun ne dedi biliyor musun?.
Hani 200 gitti diye ağlıyorsun ya ... GÖZYAŞLARINI SİLERSİN"
Bayramın ilk günü dünden beri aklıma geldikçe kendi kendime gülüyordum.
Ta ki Yunus Demir kardeşimin vefat haberini alana kadar. Tüm mutluluğum, Umut yavrumun Cemil dedesine yaptığının oluşturduğu tebessüm dudaklarımda dondu kaldı.
İnsanoğlunun ömrünün bu kadar kısa olması her şeyin anlık olması, ne acı...
Bir Ramazan daha geçti ömrümüzden...
Ve bir bayram daha kanat açtı uçup gidiyor.
Şöyle bir düşünün.
Hayatımızın ne kadar kısa olduğunu daha bir iyi anlıyoruz sanki.
Ortalama bir ömür 70 yıl diyelim de hadi abartalım 90 yıl diyelim.
Biter mi 90 yıl.
Rahmetli nenem 90 küsür yaşında vefat etti. Sorardım bazen yanına oturup,
"Yahu nene, 90 küsür yıl. Nasıl geçti"
Hiç unutmuyorum cevabını,
"Ah oğlum, başımı bir yandan diğer yana çevirmişim gibi. O kadar çabuk geçti ki..."
Daldan dala atlamadan asıl söylemek istediğimi söyleyeyim.
90 yaş da olsa bir düşünün. Çok uzun ya.
Peki kaç yaş günü...
90
Kaç Ramazan Bayramı...
90 ki hatırlamadığımız çok küçük yaşları da dahil ederek.
Kaç Kurban Bayramı, kaç yılbaşı vs...vs.
90 adet hepsi.
İşte, bir çentik daha atın şimdi. Hayatımızdan bir Ramazan Bayramı daha gitti.
90 yaşınıza kadar yaşadığınızı varsayarak şimdi sayın artık şafak kaç?. Hangi ilin plakasındasınız?
Her neyse.
Başlıktaki, "Gözyaşlarını silersin" hikayesini yazmamın sebebi, "Bayramın" ilk gününden beri güldüğüm Umut yavrumun dünürüme yaptığıydı.
Ben dünden bu ana kadar çok gülmüştüm ve bu bayram gününde sizlere de bir tebessüm olsun idi.
Ama gülmek bize yaramıyor sanki.
Yazıya başladım. Tam konsantre olmuşken bir dostum bayram için aradı. Ama bayram da yüreğimi yaktı verdiği haber.
Ortak dostumuz, çok anılarımız olan ve yıllar sonra, son Tuzla Kitap Fuarı'nda gördüğüm yayıncı Yunus Demir kardeşimin geçirdiği kalp kriziyle 2 hafta önce vefat ettiği haberiyle tüm hevesim, heyecanım, moralim uçup gitti bir anda.
Yunus Demir kardeşim kısa bir süre önce de Watsaptan bir görsel göndermişti. Nereden bulduysa, tarihçi Cemal Kutay'ın şahsıma imzaladığı bir kitabının imzalanan sayfasını.
"Emanetin bende. Bir ara uğra yanıma da vereyim" mesajıyla.
Uğrayamadığım gibi de şu yazımın başlığını attığım anda gelen telefonla vefat haberini aldım.
Haberi veren dostum da, "Sami, rehberi açtım bayram için dostları arayayım, diye. Yarısına baktım. Diğer yarısına bakamadım bile. Çünkü çoğu vefat etti" dedi. O rehberden bir kişi daha uçup gitti. Yunus Demir kardeşimiz ki yaşça küçüğümüzdü.
Yazının başlığı gülmek içindi ama malesef gözyaşı için oldu benim açımdan.
Tüm dostlara hayırlı bayramlar.
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar