“The App Generation” dijital çağın amaçsız nesillerini, sel gibi insanlığı önüne kattı sürüklüyor.
İnsanlık tarihinde belirleyici, önemli değişiklikleri ve dönüşümleri sağlayan üç elma; Hz. Adem’in, Newton’un ve Apple Corp.’un elmaları oldu. Yasaklar sonuç vermiyor. Henüz şeklini bulamayan nesneyi yani gençliği dijital medya eğitiyor. Bu gençlik de aileyi şekillendiriyor…
Amaçsızlık, insanlığı strese açık hâlde tutuyor.
Anomik modernizm ve maddecilik “Hayat, işinize yaramıyorsa ölebilirsiniz” diyerek intiharı teşvik ediyor.
“Cansız maddeden geldik yine ona gideceğiz” algısı hayatı anlamsızlaştırıyor.
Yeni kuşaklar maalesef çok fazla dünyevileşti. Kendi egoları ve konforlarından daha yüksek bir değer tanımayan kuşaklar insanlığın geleceğini tehdit ediyor.
Aile değerlerimiz risk altında. Eğer önlem almazsak son sığınağımız, kalemiz aile de yok olacak…
Evet;
Ekonomimiz düzeldi belki ama gençliğimiz bozuldu,
Yollarımız genişledi ama gönüllerimiz daraldı,
Hayatımız kolaylaştı belki ama ilişkilerimiz zorlaştı,
Ekmeğimiz büyüdü ancak paylaşmamız azaldı,
Evlerimiz genişledi fakat egolarımızdan başkasına yer kalmadı,
Vitrinlerimiz dolu ama gönüllerimiz boş,
Özgürlük arttı ama merhamet azaldı,
Özgüven arttı ancak utanma ve saygı azaldı…
Bu maddeleri daha da artırabiliriz.
Artık şikâyet değil çözüm zamanı...
Bireyi, gençliği, aileyi en çok tehdit eden argümanların başında internet, dijitalleşmenin geldiğini vurgulamak isterim. Burada hemen teknolojiyi düşman, zararlı nesne olarak sınıflandırmamalıyız. Teknolojinin bizatihi tarafsız olduğu, onun nasıl kullanıldığının önemi bilinmeli, diye düşünüyorum. Eğer yalnızca, eğlence amaçlı kullanıldığında insanı gerçekten hakikatten uzaklaştırır. Dijital çağda teknoloji, müthiş bir şekilde hayatı kolaylaştırıyor fakat yanlış kullanıldığı zaman da bizi esir alıyor. Bir insan teknolojiyi ancak amacına yönelik kullanırsa esiri olmaktan kurtulabiliyor.
Yeni kuşak veya eşler, evin açık kapısı olan internetten dijital sokağa çıkıp bu kontrolsüz sokakta büyüyor veya yaşıyor. Bunu ciddiye alalım. İyi eş, iyi baba, iyi iş adamı olmadan önce iyi insan olmaya çalışalım. İyi insan olmak da iyi aile ortamından başlıyor. Bu nedenle “iyi insan” vasfının kaynağı olan aileyi bir arada tutan değerleri canlandırmaktan başka çaremiz yok.
Tam da burada termodinamiğin ikinci yasası olan ‘Entropi’ kavramına dikkat çekmek isterim.
Bu yasaya göre evrende her şey düzensizliğe doğru kaçınılmaz bir biçimde gider. Dış kontrol yoksa sıcak su soğur, aydınlık yerini karanlığa değiştirir, yeni eskir, genç ihtiyarlar, canlılar ölür, odamız kirlenir ve evren genişler. Her canlının bir kontrol alanı vardır. O alandan sorumlu olarak; evimizin bahçesine bakmazsak orayı ayrık otları kaplar, işlerimizi ihmal edersek iflas ederiz veya kovuluruz, vücudumuzu ve evimizi temizlemezsek kirlilikten kokarız ve hasta oluruz, iyi insan olmaya çalışmazsak bencil bir canavar oluruz.
Aynı şekilde ailemizi iyi ve güzel yapmaya çalışmazsak hayata yatırım yapmazsak ailenin meyvesi olan çocukların kötü yetişmesine sebep olduğumuz gibi evde ve yaşamda huzur ve barış da bulamayız.
Demek ki sihirli formüller aramak yerine zaman ayıracağız.
Demek ki işe veya eşyalara ayırdığımız zaman kadar eşimize ve çocuklarımıza da zaman ayıracağız.
Demek ki egomuzu tatmin etmeye çalışırken aynı zamanda sorumlu olduğumuz alanı ve kişileri de güzelleştirmeye çalışacağız; yoksa entropi yasası affetmez.
Bu bağlamda değerlendirildiğinde ailemizi bir arada tutan başlıca değerleri aşağıda sıralamak isterim:
1. Meşveret (Conferring): Sorunların karşılıklı istişarelerle ve katılımlarla çözümlenebilmesi.
2. Eşitlik (Equality): Aile içi kurallara uyma noktasında zaman, para, eğitim kullanımı gibi sorumluluklarda ve meşguliyetlerde, özgürlük ve sorumluluk dağılımında, fırsatların kullanımında herkes eşit muamele görebilmelidir.
3. Özerklik (Auotonomy): Her birey hem kendini aileye ait hissetmeli hem de özgür olduğunu düşünebilmelidir.
4. Hakkaniyet (Justifying): Hak kullanımında herkesin kendisini adil bir ortamda hissedebileceği dağılım olabilmelidir. Ebeveynin ve çocukların hakları konusunda sınırlar belirli olmalıdır.
5. Sevgi (Love, affection): Sevginin oluşturduğu sıcak ilişikiler ailenin en kıymetli bağıdır. Şefkati, fedakârlığı ve empatiyi bu duygu besler.
6. Saygı (Respect, esteem): Aile bireylerinin birbirlerinin kişilik haklarına özen göstermeyi başarabilmeleri gerekir.
7. Güven (Trusting, confidence): Sadakat duygusunun oluşabilmesi için aile bireylerinin birbirlerinden zarar görmeyeceğine dair emin olmaları gerekir.
8. Paylaşımcılık (Sharing): Aile bireyleri birbirlerinin lehine bazı haklarından vazgeçebilecek etik anlayışa sahip olmalarıdır.
9. Maddi kazanımlar (Secular upbringings): Ailenin varlık, şöhret, statü, güç gibi kazanımları onları birlikte tutan değerlere katkı sağlar.
10. Manevi kazanımlar (Religious upbringings): Ailenin hayata, olaylara, ölüme, yaratılışa, ilahi güce, sabırlı olmaya, alçakgönüllü olmaya, varoluşa bakışı özellikle kriz zamanlarında bir arada kalmaya anlamlı katkı ve teselli gücü katar.
Toplumun temel taşı olan ailenin güçlü olması, günümüz koşullarında en büyük ihtiyaç. O nedenle ailenin önemini her koşulda vurgulamalı ve "Son kale aile" diyebilmeliyiz.
Aile kurumu, pandemi sürecinde çok önemli bir sınavdan geçti. Temeli güçlü olan aileler, bu sınavı başarıyla atlatırken, sorunların ertelendiği ailelerin ise bu sınavda biraz daha fazla zorlandıklarını gözlemledik. Pozitif psikoloji yaklaşımına odaklanarak aile dinamiklerinin pozitif yönlerini tespit edip bu yönlerin güçlendirilmesini sağlamalıyız.
Üsküdar Üniversitesi ve NPİSTANBUL Hastanesi olarak “Aileler Üniversitede” projesi bağlamında Aile Çalışma Gurubu olarak aile kurumunun geleceği için bir seferberlik başlatılması üzere manifesto yayımladık. Bu yazımda da ona yer vermek isterim.
Neden Aile Manifestosu?
Aile kurumunun devamlılığının küresel olarak %50 oranın üstünde başarısızlığa uğradığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Bunun bir tehlike olduğunu düşünüyoruz. Ailenin ‘geleneksel bir dayatma’ olduğunu kutsal olanın birey olduğunu savunan akımlara karşı, kanıtlara dayalı beyanımızı açıklamak zorundayız.
1- Aile kurumu insanoğlunun toplumsallaşma sürecinde, evrimsel psikolojinin öngördüğü bir tekâmül ve çok önemli bir keşif olduğunu, eşleşmenin biyolojik ve ilkel, evliliğin psikolojik ve kültürel olduğunu, gelişmişlik düzeyi ile ilgili olduğunu,
2- Ailenin insanoğlunun, Maslov’un Psikososyal İhtiyaçlar hiyerarşisinde belirtildiği gibi “Güvenli yaşama, duygusal paylaşım ve sosyal destek ihtiyacı”na cevap veren en temel kurum, yapıtaşı özellikte olduğunu,
3- Nörobilim’in ve Mutluluk Bilimi’nin (Pozitif Psikoloji) kanıtladığı gibi insanın ilişkisel bir varlık olduğu yalnız yaşamaya göre programlanmadığı bu nedenle “anahtar kavram iş birliği” ortamının onun yararına olduğunu,
4- Aile içinde ilişki yönetiminin rekabet odaklı değil tamamlayıcı odaklı olması gerektiğini,
5- İnsanın yalnızlaşmasının modernizmin kâbusu olmasında en önemli nedenlerinden birisinin aile bağlarının zayıflaması olduğunu, zihinsel dönüşüm olmadan sosyal dönüşümün olamayacağını,
6- Aile değerlerini en kısa anlatan 5S, 1M (Sevgi, Saygı, Sadakat, Sabır, Samimiyet ve Manevi Birikimler) kavramlarının güçlendirilmesine özen gösterilmesi gerektiğini,
7- Bir çocuğun en büyük şansının huzurlu, güven verici ve ortak amaçları olan bir ailede büyümesinin olduğunu,
8- Eğer gerekli önlemler alınmazsa toplumda suç, şiddet, bağımlılık, ruhsal hastalıklarda artışın kaçınılmaz olacağını, çekirdek olarak dinamik ailenin dinamik toplum olduğunu,
9- Her şeye rağmen geç kalınmadığını ivedilikle kısa orta ve uzun vadeli planlarla gidişin düzeltilebileceğini, bunun için sadece devletin değil bireyler ve STK'ların ortak akıl oluşturması gerektiğini kamuoyuna beyan ederiz.
Unutulmamalıdır ki; "Aile büyük bir birey, birey küçük bir ailedir..."
***
Hakan Cucunel
Salı
Yusuf Sarıkaya
Ak Köprü (Â Köprü)
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -2 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Ebru Bozcuk
Mukadderat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Aile Büyük Bir Birey Birey Küçük Bir Ailedir
Musa Aşkın
Hisler mi Köreldi
Gevher Aktaş Demirkaya
Dumlupınar Denizaltı Hazin Öyküsü ve Ona Yakılan “Ah Bir Ataş Ver Cigaramı Yakayım” Ağıdının Kaynağı
Dilek Tuna Memişoğlu
Dumlupınar Çelikten Mezar
Sedat İlhan
Yapay Zekâm
Deniz İmre
Korkunun Sesi Vardı
Mehmet Şahan
Paylaşmak
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Hızır Dokundu
Serhan Poyraz
Hemingway’in Kadınları / Naomı Wood
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Hamiyet Su Kopartan
Kâbe'de Hacılar
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ahmet Furkan Demir
Hiss-i Urfa
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar