Sevimsiz bir konuyu sevimli bir hale getirmek için uzun süredir düşünüyorum. Yazıyorum...Siliyorum... Okuyorum... Çiziyorum...
Olmuyor.
Doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor.
Kimseyi üzmeden, kırmadan minderimde oturmak, kendi yağımla kavrulup, etliye sütlüye karışmadan bisküvimi çayıma bandırıp, yaşayıp gitmek istiyorum. Çok mu şey istiyorum?
Cahilliğin bataklığı, benim manzaramı kirletiyorsa susamıyorum.
Liyakatsız insanların ahkâm kesip, baş köşeye kurulmalarından, iki kelimeyi yanyana getirip konuşamayanların hatiplik yapmasından, kendi söküğünü bile dikemeyen terziden, toplama çıkarma yapmayı bilmeyen insanların ticaretle uğraşmasından, çocuk sevmeyenin anaokullarında eğitmenlik yapmasından, adaleti kadın ismiyle bilen hukukçudan yoruldum.
Fantastikliğe doğru gidilen fanatizmden midem bulanıyor artık. Kendi kimliğini bulamayıp, kimlik arayışında her yol mübahtır diye ellerini çamura bulayıp, kirli ellerini üzerimizde gezdirmeye çalışmaları tiksindiriyor beni.
Kim bu insanlar?
Sen, ben, biz, o, onlar....
Çoğunluklar....
Fanatikler...
Daha beşikte başlıyor bizdeki fanatiklik. En masumu takım fanatikliği. Hele bir de çoçuk erkekse zıbını bile iki renk oluyor (sarı- lacivert, siyah-beyaz, sarı-kırmızı...) Tabi ki takım tutmak, bir ideolojiyi benimsemek, siyasi bir lideri sevmek, bir topluluğun içinde olmak doğal bir durum. Kötü, hatta hastalıklı olan tarafı işi fanatikliğe taşımak.
Kendi başarısı olmayan insanların; takımının, liderinin, örgütünün başarısıyla övünüp, başarısızlığı ile dövünmesi gülünç ama bir o kadar da trajik. Bir spor dalına bu kadar bel bağlamak, kazanımlarında havalara silahlar atıp, konvoylar oluşturmak; yenilgisinde kavgalar, gürültüler hatta cinayetler bile işlemek ürkütücü ama gerçek.
Eski çağlardan beri süregelen bu durum aslında bir nevi aidatlık duygusu, koyun psikolojisi, bağlanma iç güdüsü, tembellik teorisi, güven problemi, başarısızlık korkusu, toplum baskısı, sevgisiz büyütülme, özbenlik bilincinin eksikliği, ilkel benlik gibi bir sürü nedenle açıklanabilir. Bunların toplamı ya da çıkarımı cahillik ve bilinçsizlik.
Gerçeklikten yavaş yavaş uzaklaşıyor fanatik düşünceye sahip insanlar. Okumadan, dinlemeden, araştırmadan inandıkları ideolojiyi gözü kapalı savunuyorlar. Öngörüleri kaybolup efsunlaşmış gibi inandıkları davaya baş koyabiliyorlar.
Terör örgütlerinin, partilerin yegâne besin kaynakları aşırı derecede fanatik insanlardır. Her türlü pis işleri çeşitli vaatlerle (mevki, makam, para, cennet, huri ve hatta nuri...) kandırıp, yaptırabiliyorlar.
Öyle bir boyuta ulaşıyor ki bu fanatikler fedailik, çıraklık adı altında gözleri kapalı ölüme gidecek kadar kendilerini kaybediyorlar.
Tarihte bir çok örneği vardır bunun. Fedailer, şövalyeler neyi, niçin yaptığını sorgulamadan, cennet vaadiyle kandırılmış ve ölümü seve seve kucaklamış insanlardır. Günümüzde de bu çok değişmemiş yine insanoğlu sorgulamadan, bilmeden ölümüne savunmuşlardır inandıkları davayı.
Düşünme yetisi ellerinden alınmış, robotlaşmış insanların sayısı her geçen gün artmakla birlikte, en büyük ve ortak özellikleri menfaatleri için herşeyi yapabiliyor olmaları. Maalesef durum böyleyken düşünen, eleştiren, sorgulayan, kuşku duyan insanlar George Orwell'in dediği gibi buharlaştırılıp, yok ediliyor veya çoğunluk tarafından dışlanıp, itibarsızlaştırılıyorlar.
Durum içler acısı; bütün bunlar cahiliğin zifiri karanlığında kendilerine hayali bir dünya (kahraman) uydurup gerçeklikten giderek uzaklaşmasıyla son bulmuyor. Daha vahimi düşünme yetisini (Yüce Mevla'nın insana bahşettiği "beyin"i kullanmayıp, makineleştirip, kumandayı da başkalarının ellerine bile isteye (seve seve) veriyor) olmaları. Bu insanın kendi ırkına yaptığı en büyük ihanet ve haksızlıktır.
Konu konuyu açıyor, dallanıp budaklanıyor. Bir adım ileri, iki adım geri. Maalesef hiç birşey değişmiyor.
Uzun lafın kısası ben yine eskimiş köşe minderimde oturup, bisküvimi çayıma bandırıp yemek istiyorum, (ağzımı şapırtata şapırtata).
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Ebru Bozcuk
Her Şey Geçiyor
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar