Benim babam senin babanı döver, işte böyle vuku bulmuştu ilk hadise. Çocuğun ağzı, burnu kan içersinde "Seni babama söyleyeceğim." tümcesi kulaklarda yer etmişti.
Sahi kimin babası, kimi döverdi?
Başedemediğimiz bütün hadiselerde, bir üst merci bulunurdu. Üst mercisi bulunmayan garibanın dilinde "Bir kulunu çok sevdim, o beni hiç sevmiyor... Zalimin zulmü varsa, sevenin Allah'ı var..." sözleri yankılanırdı.
Döven bir baba varsa piyasada bir de dövülen baba olmalıydı. Ama ne hikmetse bütün çocukların babası süpermendi, yenilmezdi. Yani anlayacağınız ortada dayak yiyen hiç bir baba yoktu. Bütün babalar kahramandı, çocuklarının gözünde. (Tabi bunda bir anormallik yok)
O çocuklar büyüdü, kendi ayaklarının üzerinde durmayı öğrenen yetişkinler oldu. Kimisi dimdik, kimisi tek ayak, kimisi yalpalayarak, kimisi de birilerine dayanarak.
Benim babam senin babanı döver klişesi, benim dayım senin dayını yener klişesiyle yer değiştirdi.
En büyük dayanak dayılar oldu. Sırf köprüden ıslanmadan geçebilmek için dayılarla kol kola gezildi. El öpmekle dudak aşınmaz tabiki ama el bırakıldı etekler öpüldü.
Zemin kaygan, koltuk rahattı. Önce zeminden yararlanıp sağlam olmayan ayaklar kaydırıldı. Sonra rahat koltuklara oturuldu. Dayılar koltuğa bir zeval gelmesin, diye arkada durdu.
Peki ya babası olmayan, dayısı olmayan o garibanlara ne oldu?
Kimisi bire on katıp, gecesini gündüz edip dur durak bilmeden çalıştı, didindi. Hakkı olanı tırnaklarıyla, dişleriyle söke söke aldı.
Kimisi böyle gelmiş böyle gider dedi. Sustu payına düşene razı oldu. Üç maymunu oynadı.
Kimisi alayına isyan, inadına bayhan edasıyla ortalıkta salındı.
Kimisi de komşuda pişer bana da düşer diye el, etek öpmeye devam etti.
Şimdi ilk hadiseye gelelim. Şayet babalar karıştırılmasaydı olaya belki, dayılarda türemeyecek, böylece kimse hak etmediği yerde olmayacaktı...
Ne dersiniz?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Ebru Bozcuk
Her Şey Geçiyor
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar