Tuhaf düşünceler silsilesinde yuvarlanırken, sık sık nesnelerle sohbet ederken buluyorum kendimi.
Aklım, bana illüzyon gösterileri sergiliyor, ben de ağzım bir karış havada izliyorum, aklımın bana oynadığı civelek oyunları.
İki üç gün önce, kızımı okula bıraktıktan sonra her zamanki gibi, yüzümü gökyüzüne çevirdim. Söylemesi ayıp gözüm hep yükseklerde olmuştur zaten. Yok, öyle sizin bildiğiniz gibi değil, çocukluktan gelen gökyüzü sevdası benimkisi. Bir de, ne göreyim, dev gibi yusyuvarlak ay, sabahın sekizinde gökyüzünde salınıyor.
“Tövbe estağfurullah" diyorum; "Ay kardeş, bak sabah olmuş, sen farkında değilsin herhalde. Kalk git evine, bırak güneş doğsun üzerimize"
Gitmek orada dursun, bir de bana arsızca göz kırpmaz mı?
Neyse, bindim arabama gidiyorum. İki ileri bir geri derken on beş dakika rötarlı geçiyorum işimin başına. (Allah affetsin)
Zaten bu saatlerin de bana ne garezi var anlamış değilim. İşe giderken dört nala koşuyor, işteyken kaplumbağaya dönüşüyor. Saatle sohbetlerimden hiç bahsetmeyeceğim, iç açıcı olmuyor.
Bir saat sonra, nefeslenmek için dışarı çıkıyorum ve ne görsem beğenirsiniz?
“Bizim ay, hâlâ sokakta üşütecek” diyorum kendi kendime. Kaşlarımı çatıyorum, aralığın son günleri hava desen mis. Bahardan kaçıp gelmiş gibi, üşütmez şimdi bu mevsim, sevgili ayımızı.
İyi kötü derken, akşam oluyor. Geldiğim gibi, iki ileri bir geri gidiyorum. Aç çocuklar evde beni bekliyor. “Bir markete gireyim” diyorum. Bu sefer, sebzelerle sohbete başlıyorum. Biberle bir bakışmamız var, gören kıskanır vallahi. "Sen bibersin, üzerindeki etiket yanlış yapışmış, kendini lütfen, et sanma, topraktan geldin yine toprağa gideceksin" diyorum. Yok, hem inatçı hem de haddini bilmiyor.
İlerliyorum, kendini bilmezlere laf anlatmak çok zor. O sırada, durup yumurtaya bakıyorum, yumurta benden dertli; "Sorma kardeş” diyor; “Ben de anlamadım; sabah ayrı etiket, akşam ayrı etiket beynim sulandı" diyor.
Koyveriyorum o sırada kahkahayı. İnsanlar bana bakıyor, hiç bir şey yokmuş gibi savuruyorum saçlarımı. Kasanın önünde duruyorum. Boş gözlerle bir kasiyere, bir de elimdeki cılız poşete bakıyorum. Fişle hasbihal yapıp eve gidiyorum.
Evdeki karmaşa ve kargaşa, beni benden alıyor. Kah tozlarla konuşuyorum; “Ama neden? Daha dün ben sizi kovalamadım mı evden?” diyorum, kah yere saçılmış oyuncaklara tekmeler savuruyorum. Onlar, bana nanik yapıyor, ben onlara ağız dolusu küfürler savuruyorum. Her gün yeni bir savaş başlatıp, akşamına sulh antlaşması yapıyorum.
Bir yorgunluk kahvesi yapıp, elime “telefon” denen akıllı aygıtı alıyorum. Ne çok şey biliyor bu meret. Düşmanca bir bakış savuruyorum ama kendimi de alamıyorum vahşi cazibesinden. Yıllardır kurtulamadığım, anneanne oyunumun bilmem kaçıncı seviyesini geçip, şekerleri patlatıp rahatlıyorum.
Biraz sosyal medyaya takılıyorum. İnsanlar da, bir garip; (Neden sen böylesin sorusuna cevap "hep sizden ötürü; güven vermiyorsunuz, sahtesiniz" diyemiyorum tabii ki de) Bir gün önce, bebekler için ağlıyor, ertesi gün şehit haberlerini paylaşıyor, sonraki gün yeni yıl kutlaması yapıyor. Sahte bir dünya kurmuşuz kendimizce, debelenip duruyoruz velhasıl. Bu sefer, az da olsa aklı olanlar sarıyor aya, güneşe, toza, toprağa...
Sonra, ben gibi başlıyorsunuz. Vay efendim, ay niye hâlâ evine dönmemiş, mevsimler niye birbirine özenmiş, neden ekonomi böyleymiş. Oturup kalkıp, gökten taş yağmadığına dua etmeliyiz. Bu kadar zulüm varken dünyada, sıcak evimizde çaylarımızı yudumlarken, bir yutkunmak gerekiyor sanırım. Bir de, yarım olan aklımıza mukayyet olmamız gerekiyor. Yoksa tımarhanelerde yatacak yer kalmayacak.
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /9 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Yusuf Sarıkaya
Ahde Vefa
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /2
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Gevher Aktaş Demirkaya
Han Duvarlarında Anadolu
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar
Çok yazsın