Gündemimiz (k)uşak çatışmaları. X kuşağı Z kuşağını hangi yılda, hangi cephede çarpanlarına ayırıp, köklerini kazırsa sonuç pozitif olur.
Ahh! Bizim zamanımızda ne yöntemler vardı; en önemli silah terliklerdi. Direk hedefe odaklı, sağ-sol manevralara sahip, ışık hızında ilerleyen, uzaktan kumandalı terlikler. Terlik ne zaman yumuşayıp pandufa döndü, işte o zaman hanemize bir eksi puan yazıldı.
Bir de çaktırılmadan atılan çimdiklerimiz. Caydırma etkisi yüzde yüz kanıtlanmış, karşı tarafta bıraktığı küçük bir çığlık ve morluktan başka hiç bir yan etkisi olmayan çimdiklerimiz, tabi ki zamanla bu silahımızın yerine ödül-ceza yöntemi geldi.
Akşama dürülmemiş, sahibine (babamıza) iletilmek üzere bekleyen dumanı üstünde tehditlerimiz bir kenarda hep dururdu.
Babamızın bir göz hareketi bizi yerimize mıh gibi saplar, gözler üzerimizden uzaklaşana kadar nefesimizi tutardık. Tehditlerimiz yerini yasaklara bıraktı. Tablet, telefon, bilgisayar, oyuncak....
Silahlarımızı kaybettik, cephanelerimiz bitti. Kim kimin ebeveyni bilemez olduk. Bu (K)uşaklar bizi parmağında oynatır hale geldi. Sorumluluk verecektik, sorunluluk verdik. Bir familya oluşturduk, sendromlu familyalar. Üç yaş, beş yaş; ergen tayfa, geç ergen, erken ergen.
Kurtlu çocuklar, hiperaktif çocuklara; durgun çocuklar, asosyal çocuklara dönüştü. Hepsine bir kulp taktık. Olmadı suçlu aradık. Cezayı başkalarına kestik. Kıyasladık boyumuzu, huyumuzu, kazancımızı, evimizi ve çoluğumuzu çoçuğumuzu. Süsledik, püsledik vitrinlerimizi. Eleştirdik, eleştirmeyi bir halt sandık. Eğitim sistemini, öğretmenleri, televizyon programlarını, komşunun çocuğunu ve parasızlığı, siyaseti ama dönüp kendimize bakmak gelmedi aklımıza. Kendi savaşımızı neticelendirememiştik. Sıkışmıştık belki biz de kuşakların içersine.
Kitap okumadan, kitap okuyan çoçuğumuz olsun istedik; konforumuz bozulmasın diye telefonu çocuğun eline tutuşturduk. Özel okullarda okusunlar diye sevmeye ayıracağımız mesaiyi, işyerine harcadık.
İlaçlar, kitaplar, pedagoglar, terapiler ve seminerler, eğitimler, intiharlar aldı başını gitti. Bize bir çözüm lazımdı. Düşündük, taşındık. Çözüm basitti.
Bir isimle süslemek, (k)uşakları.(X,Y,Z...Alfa, beta....). Bu gidişle üç bilinmeyenli denklemlere doğru gidecektik isim ararken cümbür cemaat.
Neyse ki, (Çok şükür) aklımız çok, paramız azdı. Ya tersi olsaydı (Allah muhafaza) doyumsuz bir nesil bizi kucaklardı. Bütün kendinden olmayan kuşakları huzurlu evlere kapatırlardı.
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Ebru Bozcuk
Her Şey Geçiyor
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar