Pelerinli, kırmızı donlu super kahramanlar henüz yeryüzüne teşrif etmemiş, gözyüzünde şöyle bir süzülmemişken bizim peştamalli, entarili, yelekli, pazen donlu süper babaannelerimiz vardı.
Gün ışımadan, horozlar ötmeden, kargalar kahvaltısını yapmadan, uyanırdı bizim kahramanlarımız. Soğuk sularda abdest alır, sobayı yakar, ahıra gidip sarı kızın başını okşar, bir yandan hasbihal ederken diğer taraftan memelerini usul usul incitmeden sağar, sütü tencereye boşaltıp yanan harlı sobanın üzerinde kaynatırlardı.
Kimseler duymazdı ne nefes alışverişini ne de ayak seslerini. Sihirli elleri, akşamdan mayaladığı hamura şekil verirken, ezanın sesi duyulurdu berilerden.
Üşümez, terlemezdi bizim süper babannelerimiz; görünmez olabilir, ışık hızıyla her işe yetişebilirlerdi. Birden çok kolları, ayakları vardı. Şikayet etmez, her daim yüzleri gülerdi.
Şimdiki nesil bilmez amma ineğin dışkısını elips şekline getirip, üst üste yığar, büyük kuleler yapar, adına da tezek derlerdi. Tezekler sobada bir güzel yanarken evin içini mis gibi samimiyet kaplardı.O yanan tezeklerde hatırı sayılı nice ekmekler pişerdi.
Halıları, kilimleri kendi dokur, yorganları sırır, minderleri yamarlardı. Gözlerinde nur vardı ve akıttıkça bitmezdi.
Hayvanları da insanları sevdiği gibi sevip, koruyup kollarlardı. Civcivleri koynunda saklar, sıcaklığıyla hayat verir, kuşları ağızlarıyla beslerlerdi. Kedisinden, köpeğine, tavuğuna hepsine isim verir, ismleriyle çağırırlardı. Sırdaşlarıydı süper babaannelerin atlar, kuzular, koyunlar... Türlü otları toplayıp, macun haline getirip merhemler yapar, şuruplar kaynatırlardı hem insanlara hem hayvanlara, kimin yarası varsa onun yarasına merhem olurlardı; nasıl giysisine yama oluyorlarsa... Büyücüydüler aslında.
Ayşe Teyze ve çantasından çıkardığı ACE daha icat olmamışken, çamaşırları kaynar suda bekletilip bir güzel çitiler, bembeyaz çamaşırları kimselere nispet yapmadan asarlardı kapının önündeki gerilmiş ipe.
O kassız, çelimsiz kollarıyla, tarlada tırpan biçer, küçük elleri güğümle su taşır, ayaklarıyla yayık yayar, kokusuyla mest eden tereyağı, peynirler yaparlardı.
Köpüklü ayranları içenler, kızgın kumlardan, serin sulara bırakırdı kendilerini... Yazdan kuruttuğu meyveler, kışın çocukların ağzında şekerlemelere, pestillere, meyve sularına dönüşürdü. Süper marketler halt etmişti onların kilerinin yanında.
Siyaset, tarih, edebiyat, çoğrafya, matematik hepsini bilirlerdi. Hem de ilkokul beş diplomasıyla. Tandır başına topladığı torunlarına Kurtuluş Savaşı hikayeleri anlatır, şiirler okur, tekerlemelerle torunların gözlerindeki ışık, yüzlerindeki gülümseme olurlardı. Ülkenin dört bir yanını gezerlerdi birlikte. Kâh Bolu Beyi'nin yanına gider, kâh Nasrettin Hocanın, Akşehir'ini tanırlardı. Hz. Muhammed Mustafa(s.a.v)'yı da, Mustafa Kemal'i de ilk onun ağzından dinlerdi çocuklar. Sonra dillerinde Aşık Veyselin "Uzun, ince bir yolayım, yürüyorum gündüz gece" Türküsüyle uyuturlardı torunlarını.
İnce ince yaptığı hesapları; sattığı fasulyenin, tereyağının, peynirin, yumurtanın parasını hiç unutmaz aklından toplar, çıkarır kuruş hata yapmazlardı.
Üç, beş gelini aynı evin içersinde kavga, gürültü olmadan yönetmeyi de, eşlerine hürmet etmeyi de bilirlerdi.
Kahramandı, süperdi babaanneler o nasırlı ayaklar yorulmak bilmez her işe yetişir, efsunlu parmaklarıyla şifa dağıtırlardı.
Tatlı dilleriyle, merhametli yürekleriyle kucakladılar tüm dünyayı süper babaanneler.... Off nedir bilmeden, yorulmadan, usanmadan... Kırk makinenin bir araya gelip yapamadığını, onlar dualı dilleriyle bir çırpıda yaparlardı.
Aşcı, terzi, hekim, öğretmen, tamirci, ırgat, berber, kısaca; "Süper Babaanneler..."
Sizi çok seviyor rahmetle anıyoruz...
Rahmetli Babaannem Kudret Mete' ye....Nurlar içinde uyusun...
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 30 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Ebru Bozcuk
Her Şey Geçiyor
Ayşe Parlar Gürkan
Gerçek Olmadan Önce
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İşte O An
Hilmi Yavuz
Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia
Dilek Tuna Memişoğlu
Üzgünüz İstanbul
Şükrü Doruk
Oyalı Kâse Romanı Işığında Tesbitler
Sedat İlhan
Yeni İşim /2
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar