Yıllar önce bir kitap okumuştum "Yüreğinin götürdüğü yere git." Gitmesine gidilir tabi ama benim kafamda deli sorular; bu yüreği yoldaş bildik, aklına uyduk, mantığın sesini kestik diyelim. Yürek kör olabilir mi? Topal olup seni yarı yolda bir başına koyabilir mi? Gittiğin yerde kapılar ardına kadar açılır mı?
Cebinde paran var mı? Şartlar elverişli mi? Yolda kar, boran, fırtına çıkar mı?
Hadi diyelim uyduk bir delinin aklına, düştük divane gibi yollara, yüreğim aldı götürdü beni bir tenhaya, kaldık orada bir başımıza; yılanlar, çiyanlar bezenmiş her birisi kol kola... Düştün şimdi bir çukura. Debelen dur belki çıkarsın yarına.
İşte böyle dostlar. Yüreğinin götürdüğü diye bir yer yok. Burnunun dikinin götürdüğü yerler var, paranın götürdüğü yerler var, ayaklarının götürdüğü yerler var...
Cahilken kimseleri dinlemeyip dediğim dedik çaldığım düdük edasıyla hareket edip başında kavak yelleri eserken ilk gördüğün kişiye aşık olduğunu sanırsın. Dünya artık toz pembe, sen de bulutların üzerinde uçan bir kuş, oradan oraya savrulursun. Görmez gözün kimseleri, ayakların basmaz ki uzun bir süre yere, önüne çıkanı yerle yeksan edersin. Lakin ilk tümsekte bocalar, gerisin geriye kaçarsın. İlk gördüğün aşk olmaz zamanla yanılırsın. İşte bu burnunun dikinin götürdüğü yerdir insanı.
Yetişkin olursun, iyi bir işin, güzel bir ailen olur. Daha çok para, daha lüks bir ev, son model araba istersin. İster tabi, nefis bu. Susturmasını bilmezsen her gördüğüne göz süzer. Zamanla isyan edersin. Gözünü karartır, güzelim işinden istifa edersin, yüreğinin götürdüğü yere gideceksin ya, "Az gidersin, uz gidersin," daha iyi bir iş bulursun, daha çok çalışır, daha çok para kazanırsın, eşin, çocukların yüzüne hasret, sen uykuya hasret yaşayıp gidersin. Haaa unutmadan! Altında herkesin gıptayla baktığı son model arabanla işine, pardon yüreğinin götürdüğü yere gidersin.
Günler geçer sen emekli olursun. "Tabi yaşa takılmazsan!" Tutturursun yine, gidemedim bir türlü şu yüreğimin götürdüğü yere. Harcarsın emekli ikramiyeni o şehir, bu şehir deli danalar gibi sırtında sırt çantan katılır durursun bölge turlarına önünde rehber, arkanda tüm emekliler, ayaklarında kara sular... Bu da paranın götürdüğü yerdir.
Anlarsın ki o zaman yürek dediğin bir et parçası. Ne sözüne güven olur ne de onsuz yaşanır. İnanmazsan Mevlaya, yolda kalırsın hepten yaya.
Yüreğin nerede hızla çarparsa mutluluk oraya nüfus eder. Yol insanı bir yere götürmez.
Mutluluk, olduğun yeri sahiplenip nefes aldığın her anın şükrünü bilmekte yatar. Kaderinde ne varsa karşına o çıkar. Sen planlar yaparsın Rabbim senin için başka planlar yapar. İnanırsan güzelliklere, güzellikler baktığın yerde biter.
Aklın yoldaşın, kalbin sırdaşın olsun.
Dudağınızın kenarına bir nebze gülümseme katabildiysem ne mutlu bana...
Dilek Tuna Memişoğlu
Bir Eylül Deminde Ruhlarımız
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Mine Çağlıyan
Bir Adamın İtirafları
Suna Türkmen Güngör
30 Ağustos Zafer Bayramı
Ebru Bozcuk
İçimdeki Ses
Musa Aşkın
Aşkınlık ve Anlam
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /5
Serhan Poyraz
Gündoğumu / Joan Baez
Hakan Cucunel
Canvermezler Tekkesi
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar