Doğmak, öleceğini de kabul etmek demektir. Hiçbir canlı sonsuza kadar yaşamaz.
Sizce canlılık nasıl tanımlanmalı?
Elbette bunun bilimsel bir tanımı var, tabii ki şimdilik. Gelişen zaman içinde bu tanım nasıl yenilenir bunu bilemeyiz.
Günümüzde canlılık, basit yapı moleküllerinin veya karmaşık organ sistemlerinin bir araya gelmesi ile biyolojik ve ekolojik olarak sistemde yer alması olarak özetlenebilir. Bu tanımla, bir bitki canlıdır ama bir kaya cansızdır sonucu ortaya çıkar ancak bu tanım ileriki zamanlarda değişebilir ve bir kayanın da organizması keşfedilebilir. Konu hakkındaki tanımlamaları ve çalışmaları bilim insanlarına bırakalım.
Evrensel döngü içinde tanımladığımız ölüm-yaşam serüveni ile bu dünyada var oluyoruz. Bireysel olarak en fazla bir asrına şahitlik edebildiğimiz yeryüzünden göçtüğümüzdeki hakikat nedir, bilmiyoruz.
Bütün bu gerçeklik içinde “Vay canına!” diyebileceğimiz bir canlı ile tanışmamız gerekir. Yeryüzünde yaşama ve asalete dahil ne kadar kelime var ise hak eden muazzam bir canlı.
İşte bu canlının adı; Taxus Baccate (Porsuk Ağacı)
Dünyanın en yaşlı ağaçlarından biri. Zonguldak ili Alaplı ilçesinde bulunmakta. 2016 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi laboratuvarlarında yapılan inceleme sonucu 4112 yaşında olduğu keşfedilmiş.
Dile bile kolay değil. Tam kırk bir asırdır orada. Üzerinden dört bin yüzden fazla yaz-kış geçmiş bir bünye. Aynı sayıda bahar görmüş, meyve vermiş. Bunca doğal ve insani tehlikelere karşı canlılığını korumuş bir ağaç.
Bilinen sosyolojinin var olmadığı, bugün dahil olduğumuz inanç sistemlerinin henüz ortaya çıkmadığı ve yeryüzünün insan ile imtihanının daha başlamadığı bir zaman diliminde yeşermiş bir fidan.
En fantastik empati yeteneğimizi kullanalım. Şimdiki aklımızla porsuk ağacımızın ilk yıllarında olduğumuzu düşünelim. Tam olarak tahmin edemediğimiz bir habitat içindeyiz. Muhtemel ki etrafta hiç insan yok. Adı daha verilmemiş denize (Karadeniz) doğru yürüyoruz.
Alaplı ve Zonguldak yerleşkesi henüz kurulmamış. Uygun bir yükselti bulup denize doğru oturmuşuz. Aklımızdan neler geçiyor olurdu?
Tunç çağındayız.
Sümerlerin son dönemleri, Babil İmparatorluğu’nun ilk dönemleri.
Antik Yunan Çağı başlamamış. Filozofların esamesi yok.
Meryem, Hz. İsa’yı henüz doğurmamış.
Hz. Muhammed Hira Mağarası’nda ilk vahyi almamış.
Moğol istilası olmamış.
Dede Korkut Masalları yazılmamış.
Roma İmparatorluğu, Bizans, Helenistik Dönem vs.
… Ve daha sayabileceğimiz binlerce önemli olay olmamış.
Tarihin en hareketli topraklarında yaşamda kalmış bir porsuk ağacının insana düşündürdükleri daha nice şeyler var.
İmparator, kral veya yüce kudrete sahip olduğu düşünülen nice insanlar gelip geçti. Daha niceleri gelip geçecek. Mezarlıklar kendisini vazgeçilmez gören ‘haşmetli’ insanlarla dolu.
Neye yarıyor? Belki de hiçbir şeye yaramıyor.
Günümüz sosyolojisini yönlendirenler, inanç sistemlerini kullanarak savaş çıkaranlar, Yaradan’ın verdiği aklı başkasına kiralayanlar ve daha niceleri… Kadim bir porsuk ağacının yaprağı kadar değer üretemeyip uydurdukları yalanlarla kitleleri kandıran ve o uydurmalara inanan kitleler…
Daha söylenecek çok söz var, ancak yerimiz dar.
Kırk bir asırlık empati yapmak yorucu gelebilir. Gelmesin! Hatta böyle bir canlı bizim topraklarımızda olduğu için mutlu olalım.
Hz. Adem’in cennetten kovularak geldiğine inanılan yeryüzünde, porsuk ağacının gölgesine oturduğumuzda insana dair iyi ve olumlu şeyler de var olduğunu biliyoruz. Doğaya, insana, varoluşa ve yaradılışa saygı duyanlara, bu kadim ağacın gölgesinden bir ‘selam’ göndermek isteriz.
Düşünüyorum da; bütün dünya ülkeleri, kendi toprakları içinde bulunan en yaşlı ağacı tespit etseler. Başkanlar veya hükümdarlar, yemin törenlerini, tespit ettikleri bu en yaşlı ağacın huzurunda yapsalar, ne de güzel olurdu… Çok ütopik değil mi?
Evet dostum!
İçinde dört bin yıllık kadim bilgeliği barındırdığın, o dev gövdene bütün benliğimle sarılmak istiyorum.
‘Dört bin yüz yirminci’ yaşını kutluyorum.
İyi ki doğmuşsun ‘TAXUS BACCATE’…
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar