Türk edebiyatçıları, sanatçıları, araştırmacıları!
Peşinen söyleyelim ki; borcumuzun büyük bakiyesi, aradan geçen koca bir asra rağmen henüz ödenmemiş durumda. Elini vicdanına koyup “Ödendi!” diyen var ise bir adım öne çıksın.
Nedir bu borç?
Bir asır önce, Çanakkale’de emperyalizme karşı, Mehmetçiğin kan ile yazdığı destanın sanat ve edebiyat karşılığını üretip dünyaya sunamamış olmamızdır… İşte bahsi geçen borç budur.
18 Mart geldi ya! Devlet erkanı ve görevli olanlarla birlikte vatandaşın katılımıyla, Çanakkale Anıtı’nda anma töreni yapılacak. Daha önce de söylenmiş birçok kahramanlık sözleri söylenecek. Belki biraz gözyaşı ve belki de bazı özel ve güzel kutlamalar olacak… Elbette bu törenlere katılıyoruz ve çok anlamlı buluyoruz. Hatta devlet ve vatandaş bütünlüğünün görevini layıkıyla yaptığını düşünüyoruz.
Ama sorun başka yerde!
Sözümüz edebiyatçılara, sanatçılara ve araştırmacılara…
Bir asırdır neredeyiz-neredesiniz?
18 Mart Deniz Zaferi;
Kilitbahir’den Seddülbahir’e kadar olan mesafedeki her tabya, her mevzi kendi başına bir edebi eser hak etmiyor mu? Orada şehit, gazi ve dahi savaşan her asker için bir destan borçlu değil miyiz?
Anıta gelmeden önce, Kilitbahir’den başlayan tabyaların her birinde ayrı destanlar yazıldı. Seyit Onbaşı’nın zamanı aşan isabetiyle emperyalist tarihin dümeni nasıl da kırıldı. Ve kayda alamadığımız kim bilir kaç onbaşı, çavuş, subay ve nefer…
Doğrusu şu ki, 1915’te destan zaten kan ile yazıldı. Biz sadece kaleme dökeceğiz. Hepsi bu!
Anıtta törenler yapılsın, millet olarak duygularımız kabarsın. Hepsi güzel ve anlamlı.
Ama ey edebiyatçı!
Anıtın hemen biraz ilerisinde Morto Koyu’nda çıkarmanın yapıldığı o gün neler oldu?
…Sabah namazı vakti! Karanlık teslim olmak istemiyor ama gün ışığı gelmek üzere… Tam o vakit, oturursun bir ağacın dibine. Algını yüksek seviyeye çıkartırsın. Morto Koyu’nda zamanı kendi içine hapsedip bir asır geriye gidersin. Bak gör ki neler olmuş. İlk çıkarma ve ilk karşılaşma. Nereye ve niçin geldiğinin ve dahi emperyalizmin savaş makinesinin oyuncağı olduğunun farkında olmadan ta uzaklardan gelmiş ve Mehmet’e doğru koşan işgalci askerler… Bir tanesini durdursan ve sorsan “Nereye koşuyorsun?”, sanırım verecek cevabı yoktur… Artık bu cevabın önemi de yok!
Çünkü artık görev edebiyatçılarda…
Zamanı bir asır geriye alalım.
Saat 05.00, sisli bir Çanakkale sabahı. Yüzbaşı Hakkı Bey, kibirli emperyalistlerin savaş canavarı halindeki gemilerinin çarptığı mayınları döşeyen Nusret Mayın Gemisi’nin komutanı.
Saat 06.30, Seddülbahir. Kendisinden 25 kat fazla asker ile çıkarma yapan İngilizlere ve Fransızlara karşı Ertuğrul Koyu’nu 32 saat savunan 10. bölükten Yahya Çavuş ve askerleri.
18 Mart 1915’te, kesin zaferimizle sonuçlanan deniz savaşlarının Türk generalleri. Esat Paşa, Mehmet Vehip Paşa, İsmail Cevdet Paşa, Ali Mustafa Fevzi Paşa, Çolak Faik Paşa, Mehmet Ali Paşa, Mustafa Hilmi Paşa.
Generalinden neferine kadar bulunduğu durumda kahramanlığın tanımını ayrı ayrı yapan bizim Mehmet’imiz.
Onlar vazifelerini en üst düzeyde yaptılar. Yazılabilecek bütün destanları ilmek ilmek işleyip tarihe bıraktılar.
… Ve bizler. Bu kanlı toprakların yetenekli çocukları.
Yeterince üretmediğimiz için borçlu değil miyiz? Roman, şiir, öykü, film, tiyatro, resim ve daha fazlası…
Dünyaca ünlü aktör Avustralyalı Russell Crowe, Çanakkale Savaşı ile ilgili ‘Son Umut’ adında film yapmış. Belki izlemişsinizdir. Bizim duygularımızı anlatması beklenemez ama pek de iyi bir film olmadığı ortada. Her türlü olanağasahip olan sinema sektörümüz, artık çekin şu filmleri! Bu da sizin borcunuz…
Aradan geçen koca bir asır sonrasında, o günlerden hiç şahit kalmadı. Savaş zamanı kayıtlarıyla birlikte, daha sonraki birkaç on yıl içinde -anılar taze iken- birçok kayıt alınsaydı ne de isabetli olurdu… En buruk keşkelerimizden biri de bu olmalı.
Yeri gelmişken, yarbay rütbesi ile kara savaşlarına katılan ve 1 Haziran 1915’te albaylığa terfi eden ebedi Başkomutan’ımız Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarını anıyoruz.
… Ve 1915. Ulusumuzun en zor yılı. Cephede Mehmet’imiz, yanında analarımız, avratlarımız, bacılarımız ve her daim bize yoldaş hayvanlarımız.
Bu destansı topraklara şahitlik eden canlara borcumuzu ödeme vaktidir. Bu da bizim çağrımız olsun.
Tüm kahramanlarımızın ruhları şad olsun!

Editör : Dr. Özlem Demir
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Yusuf Sarıkaya
Kün Fe Yekûn (Ol! Der ve Oluverir)
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı /6 -Gölge Güçlerin Yükselişi
Gevher Aktaş Demirkaya
Ekmeğin Tarihteki Yeri
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Deniz İmre
Bukowski Haklıydı: Özgürlük Dediğin Şey Bazen Yalnızlıktır
Musa Aşkın
Eğer
Sedat İlhan
Yapay Zekâm /2
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Serhan Poyraz
1933 Berbat Bir Yıldı / John Fante
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Dilek Tuna Memişoğlu
Canım Çocuklar
Mehmet Şahan
Başak ve Saman
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Nevin Bahtişen
Mutlu Yarınlar İçin
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Hilmi Yavuz
Kayboluş ve Yıkım
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar