DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Hüseyin Uyar
Hüseyin Uyar
Giriş Tarihi : 10-12-2025 13:35

Yeni Çağda Dostluk Paradoksu

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde yapay zekâ destekli dostluk paradoksu ile yüzleşmeye hazır mıyız? 

İnsanın insan ile dostluğu, insanın yapay zekâ ile dostluğuna doğru yönelecek midir ya da böyle bir etkileşimin ‘dostluk’ olma ihtimali var mıdır? İşte paradoks tam da bu noktada ortaya çıkıyor.

Hep söylenir: İnsan sosyal bir varlıktır. Bu sosyalliğin gereği olarak birçok faaliyette bulunmayı kendine görev sayar. Geziler, eğlenceler, sosyal sorumluluk projeleri, okullar, aile çevresi, iş çevresi ve sıralanabilecek onlarca faaliyet. Eğer kişinin asosyal bir eğilimi yok ise bu faaliyetlerdeki tanışmalarda bazı arkadaşlıklar oluşur. Kimi zaman bu arkadaşlıklar “Frekansımız tuttu, iyi anlaştık.” diye tanımlanarak dostluğa dönüşür.

Buraya kadar her şey normal ama ya sahiden “frekans tutması”nın bilimsel bir karşılığı var ise! 

Kuantum ve rezonans alanında yapılan çalışmalarda ilginç gerçekliklerin ortaya çıkmaya başladığını duyumsuyoruz. Genel bir tedirginlik duygusu olsa da daha çok merakla yeni gelişmeleri izliyor ve bekliyoruz. Belli ki bu çalışmalar ivmelenen bir hızla devam edecek. 

Diğer taraftan aynı hızla devam eden robotik çalışmalar hayatımıza girmeye çoktan başladı. Devletler ve şirketler, güvenlik veya başka sebeplerle hayatı kolaylaştıracak robotlar üretmeye ve bu alandaki teknolojiyi geliştirmeye devam ediyorlar. 

Biyoteknoloji alanındaki gelişmeler de geri kalmıyor. Hatta bu alanda genetik çalışmaların ne kadarını bize açıklıyorlar? Emin olamıyoruz ancak komplo teorilerine konu olacak gelişmeler olduğunu tahmin ediyoruz. Örneğin Jurassic Park filminde dinozorların tekrar üretilmesi son derece mantıklı geliyor ya da 1996 yılında Prof. Dr. Ian Wilmut'un genetik kopya ile ürettiği koyun Dolly teknolojisi bugün hangi aşamada?

Bunlar bilindik şeyler…

Fakat!

Kuantum fiziği, robotik teknoloji ve biyoteknoloji bir araya gelip yapay zekâ destekli süper insansı bir model oluşturabilirler mi? Belki daha fazlası!

Şimdi fütüristik bir tahmin ortaya koyalım. 

Çılgınca gelişen teknoloji öyle bir noktaya gelir ki bahsettiğimiz insansı robotlar aramızda dolaşmaya başlar. Her konuda olduğu gibi başlarda biraz tuhaflıklar hissederiz ama zaman içinde buna da alışırız. Sonrası ise herhangi biriyle tanıştığımızda ilk soru olarak soracağımız “Nerelisin, mesleğin nedir?” soruları, “İnsan mısın, robot musun?” şekline dönüşür.

Gerçekten bu olabilir mi?

Neyse ki, henüz öyle bir durumda değiliz ya da olmadığımızı zannediyoruz. 

Günümüzde yapay zekâ destekli robotları daha sık görmeye başladık. Artık ticari olarak piyasaya arz edilmeye başladı. Lansmanlarda gördüğümüz kadarı ile ev işleri, tıp ve güvenlik gibi birçok alanda insana çok yakın hizmetler sunuyorlar. 

Elbette on yıl sonra, elli yıl sonra dünya nasıl bir yer olacak? İnsanların ve insansı robotların ortalıkta dolaştığı kaotik bir yer mi olacak, merak ediyoruz. Burada etik, ahlaki, dini, hukuki birçok sorun ortaya çıkacaktır. Özellikle ahlak ve inanış konusunda, insansı robotların yazılımını yapan şirketin hakimiyeti olacağından, felsefi açıdan “yaratıcı” kavramı kendi içinde bazı anlam dalgalanmalarına yol açabilir. 

Bu konuda söylenecek çok söz, üretilecek çok düşünce var. Ancak dünya esaslı bir değişim sürecinin başındadır. Üstelik bu değişimin öngörülemez ve tahmin edilemez olduğu çok açıktır. 

Şimdi başa dönelim.

Dostluk insan duygularının iletişimle harmanlandığı bir alanda oluşan ‘sıcak’ bir bağdır. Duygunun olduğu yerde coşku ve kırılganlık da vardır. Belki insanın hayata dokunduğunu ve var olduğunu en çok hissettiği alan burasıdır. 

Teknolojinin; yarın, bir ay, bir yıl sonra nerelere varacağını henüz tahmin edemiyoruz. Bu öngörülemez ve biraz da ürkütücü durum karşısında kendimizi güvende hissettiğimiz alan duygu dünyamızdır. Süreç içinde zorlandığımız zaman “Yapay zekâ duygu üretemez.” diye teselli buluyoruz. 

Ya üretmeye başlarsa?

İyi yazılımlar ve kötü yazılımlar! İşte bütün mesele bu olacak.

Diğer taraftan gelişen dünyada kalabalıklaştıkça artan yalnızlık paradoksu ile yüzleşen insan ve bu yalnızlığın tetiklediği hassasiyetle oluşan duygu devinimi. Ve derinden hissedilen sosyalleşme ihtiyacı. 

Ve teknoloji her zaman olduğu gibi bu amansız ihtiyaca da çareyi bulacaktır. Hatta çare, yirmi birinci yüzyılın ikinci çeyreğine ulaşmadan yukarıda bahsettiğimiz bilimsel çalışmalarla gerçekleşebilir. Bu olasılığın artık çok uzak olmadığını kabul edebiliriz.  

Şimdi düşünelim.

Kişi, ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir ‘dost robot’ satın alıyor. Kendi karakterinin rezonansına göre gerekli yazılımları da yükletiyor. Toplumdan ve doğallıktan iyice uzaklaşmış olan insan, ihtiyacı olan ‘dostu’ bir teknoloji firmasından temin edebiliyor. 

Böylelikle istemediği ve kendini üzecek, hassasiyetlerini zorlayacak hiçbir davranışla karşılaşmıyor.

Üzülmüyor.

Kırgınlık yaşamıyor.

İhanete uğrama riski yok.

Arkasından dolap çevrilmiş hissiyatı yaşamıyor.

Yalnızlık duygusunu tamamen bastırabiliyor.

İlk bakışta olumsuz saydığımız birçok duyguyu yaşamadığı için bu kavramlar tarih oluyor. 

Ve şimdi kaçınılmaz olarak yüzleşeceğimiz o soruyu cevaplayalım: İdeal yazılımların yüklendiği böyle bir insansı robotla gerçek bir dostluk olur mu?

İşte tam da bahsetmeye çalıştığımız ‘dostluk paradoksu’ burada kendini gösterecektir. 

“Hayır, böyle bir dostluk imkânsız.” dediğinizi duyar gibiyim.   

Evet ben de aynı fikirdeyim. 

Ama şimdilik! 
 

***

Editör: Dr. Özlem Demir

NELER SÖYLENDİ?
@
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
Advert
Yol Durumu
ARŞİV ARAMA