Çay sevmeyen olur mu ki?
Bu topraklarda bir bardak çay, sadece içecek değil, hatır demektir; muhabbet demektir; iç ısıtan bir tebessüm demektir. Anadolu’nun köylerinde, kasabalarında, büyük kentlerinde sabahın ilk ışığında uyanan bir ocakta fokurdayan demliktir çay. Tatlı muhabbetlerin başköşesine kurulan sevinçlerin, dertleşmenin eşlikçisi olan sade bir sıcaklıktır.
Yalnızların yarenidir çay.

Bizde muhteşem lezzetini Karadeniz’den alan çay, insanların birbirine ısınmasına, dostluklara ortam hazırlar. Zarflı porselen fincanlarımızın yerini ince belli bardaklar alalı beri, kahve kültürümüzü ikinciliğe bıraktı çay. Kimimiz aşkla bağlandı, kimimizse sevmem dedi; ama yine de kayıtsız kalamadı. Kimi zaman porselen bir fincanda geldi önümüze çay kimi zamansa ince belli cam bir bardakta.
Ayrıca yalnızların da yarenidir çay.
“Geleydin bir çay içimi; sen çay dökerdin, ben de içimi.”
Şair de demiş ki: “Anılarda kalırdı belki de ince bel, namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.”
Biz çayı bazen bir kente benzetiriz; Rize gibi yağmurlu, Trabzon gibi deli dolu… Bazen de bir Karadenizlinin yüreği gibi sıcak; bazen de ince belli bir bardakta insana sunulan zarif bir dostluk olur çay.
Bir dost beklenirken demlenir çay, bir özlem düşerken gönle. Yalnızların yoldaşı, kalabalıkların sesi olur. Türkülerle, şiirlerle hayatımıza sinmiş bu içeceğin yeri öyle derindir ki onunla konuşuruz, onunla susarız. Çay bizde, Karadeniz’in yağmurlu ikliminden gelir. Toprağın sabrıyla, çiftçinin emeğiyle büyür. Sıcacık yürekleri, kırık gönülleri onarır.
Anadolu insanının misafirperverliğinde, “Bir çay içer misin?” sorusu yalnızca bir teklif değil, içten bir davettir; gönül kapısının aralandığı andır. Şiirlerin içine sızan bu zarif içecek, hayatın pek çok sahnesinde başroldedir. Çayın hikâyesi ise efsaneyle başlar.
Rivayete göre Çin İmparatoru Shen Nong bir gün su kaynatırken kaynayan suya rüzgârla düşen yapraklar, çayın bugünkü serüvenini başlatır. Bir başka anlatıma göre Buda, inziva sırasında uykusunu bastırmak için çay yapraklarını çiğner ve zihnini açık tutar. Gerçek hangisi bilinmez ama çayın, Doğu’dan dünyaya yayılan huzurlu bir alışkanlık olduğu kesindir.
Bugün belki eskisi kadar kitapların arasında çay içilmiyor, belki taş fırınlarda bir dilim pasta eşliğinde içilen ince belli bardakların sesi azaldı. Ama biz hâlâ çayın buharında dostluğu, sabrı ve sohbeti demliyoruz. Çünkü çay hâlâ bizim hikâyemizdir.
Sıcak çay eşliğinde sıcak dostluklar dileğiyle, Selam, sevgi ve saygılarımla.
***
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar