Türk Müziği sanatçısı rahmetli Safiye Ayla anlatıyor:
( Safiye Ayla Targan, 14. 07 1917 - 14 Ocak 1998 İstanbul. Cumhuriyet döneminin en tanınmış Türk kadın sanatçılarından )
“Bir yetim mektebinin küçücük sınıfında hemen her sabah minik avuçlarımızı göğe yöneltir: “Tanrım sen Mustafa Kemal kulunu muzaffer eyle.” diye hep bir ağızdan dua ederdik. Aradan yıllar geçti. Adını ilk defa o dua ettiğim günlerde duyduğum Atatürk’ü ilk olarak 14 yaşlarında tanıdım. Bir çalgılı gazinoda yeni yeni şarkı söylemeye başlamıştım. İsmim henüz işitilmişti.
Bir dost evinde beni ona takdim ettiler. Bir şarkı istedi benden, şimdi bilemediğim bir şarkıyı toy ve ince bir sesle okuduğumu hatırlıyorum. O’nun “Sesin ilerde güzelleşecek.” diye bana iltifat edişi bugünkü gibi kulağımda. Sonraları, onu ağlatan, güldüren, memnun eden şarkıları ve türküleri hep ben söyledim. Atatürk’e söylerken kendimi hep o ilk günlerdeki gibi, ona dua ettiğim günlerdeki gibi yakın görür kalbimden, ta içimden ona seslenirdim sanki.
Yemen türküsü çok dokunurdu ona. Bu türküyü her söyleyişimde iki damla yaş yanaklarına yuvarlanırdı. “Yazık ettiler oralarda Türk çocuklarına,.” diye söylenirdi kendi kendine. “Şahane gözler ve mani oluyor halimi takrire hicabım.” şarkısını pek severdi. Bütün gece sadece bu iki şarkıyı söylediğimi hatırlarım.

Bir de Rumeli türküleri. “Hep annemi hatırlarım bu türkülerle, bunlarda annemin kokusu var gibi geliyor bana.” derdi.
Atatürk, bir mecliste şarkı söylenirken kendisi de tempo tutar ve katılırdı söyleyenlere. Orada bulunanların da iştirak etmesini isterdi.
“İnsan” derdi; “Bir şarkıyı dinlerken zevk alır ama söylerken bu zevki iki mislidir. Onun için iştirak edin hareketlenin, zeybek oynayın; ritim, hareket insanların ilk duygusudur.”
Ayrıca Atatürk’ün müzisyenlere karşı muamelesi tam demokratik idi. Birçok sosyetelerde müzisyenler için ayrı sofra kurulur. Fakat Atatürk, bizlere tam bir arkadaş muamelesi yapar, sofrasında yer verir, içtimai mevkisi yüksek davetlilerden katiyen ayırt etmezdi. Çok defa şarkılara iştirak eder, tek başına saza refakat ettiği de görülürdü. Hangi şarkı idi bilmiyorum, hatırımda kalmamış, bir gün bir şarkı okuyordum. Eli ile işaret ederek, “ Dur!” dedi, “Yanlış okuyorsun!”
Durdum. O şarkıyı Atatürk, baştan alarak okudu. Sazda bulunan bestekâr arkadaşlarım göz ucu ile işaret ederek hayranlıklarını belirtiyorlar ve Atatürk’e hak vererek “Doğrusu budur.” demek istiyorlardı. Evet, Atatürk şarkının güftesinde ve bestesinde falso yapılmasına katiyen tahammül edemezdi. İşte Atatürk’ten yalnız bir tek o gün ihtar gördüm. Beni daima beğenmiş ve ileride yüksek bir okuyucu olacağımı söylemiştir.
Alaturka sadece bizim ruhumuza hitap eden bir musikidir ve bu böylece devam edecektir. Atatürk beynelmilel bir Türk musikisi yaratılmasını belki isterdi. Fakat olmadı. Oluncaya kadar da Atatürk, bugünkü alaturkayı dinleyerek gözlerini yumdu.
Dipnot: Safiye Ayla Mısırlı Hicazîzade Hafız Abdullah Bey'in kızıdır. Safiye Ayla henüz doğmadan Abdullah Bey vefat etmiştir. Annesini de henüz üç yaşındayken kaybeden Safiye Ayla, kimsesiz kalınca Sadabad Sarayı olarak inşa edilmiş olan Kağıthane'deki Çağlayan Darüleytamı'na verildi. İlkokulu bitirdikten sonra da Bursa Muallim Mektebi'ne yazıldı.
Safiye Ayla Mustafa Kemal Atatürk'ün en sevdiği sanatçılardan da birisidir. Ayla'nın Mustafa Kemal Paşa adına düzenlediği konserde "Yanık Ömer" adlı şarkısını okumuş ve Paşa büyük bir hayranlıkla tekrar tekrar okumasını söylemiştir. Konser sonunda Mustafa Kemal Atatürk, Safiye Ayla'nın yanına gelerek: "Safiye, çok teşekkür ederim, çok güzel yorumladın." der ve sonra ekler: " Bu türküyü bir operada söylemeni çok isterim. Bunu başarırsan, beni gerçekten çok mutlu edersin." der. Safiye Ayla her yere başvuru yapar, bir operada bu türküyü icra edebilecek tek yer bulamaz ve Atatürk'ün bu vasiyetini yerine getiremeden 80 yaşındayken vefat eder.

Ata’m ruhun şad olsun. Bu güzel toprakları düşman elinden kurtarıp, bizlere emanet ettiğin için seni ve bütün silah arkadaşlarını, şehitlerimizi minnet ve saygıyla anıyoruz.
Bütün sayfa ve sanatsever arkadaşlarıma saygılarımla.
***
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar