Türklerin her türküsünde acı bir hikâye saklıdır. Hey Onbeşli türküsü, hem Anadolu’da söylenen hem de Anadolu dışında da çeşitlemeleri bulunan bir türküdür ( ağıttır)
Yöresi ve türü tartışmalı olmakla beraber sözlerdeki "Onbeşli" vurgusundan dolayı Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Cephesi’ne giden ve halk arasında "Onbeşliler" diye bilinen, eski takvime göre 1315 doğumlu ( 1898-1899 yıllarında doğmuş) çocuklar için yazılmış ağıt olduğu; sonradan ritmik bir oyun müziği hâline geldiği dile getirilmiştir. Türkü, ağıt olduğu düşüncesiyle birçok roman, öykü ve hikâyeye konu edilmiştir. Bu türkü için ağıt değil, oturak havası olduğunu söyleyenler de vardır.
Birinci Dünya Savaşı’nda, Osmanlı ordusunda insan kaybı öyle bir noktaya varmıştı ki Harbiye Nezareti, harp bütün hızıyla sürerken askerleri birkaç günlüğüne de olsa memleket iznine göndermeye gayret etmişti. Çünkü harpte gün geçtikçe daha da artan kayıplar, nüfusun tükenmekte olduğu korkusunu doğurmuş ve savaştaki askerler memleketlerine nüfusu çoğaltmak üzere gönderilmişlerdi.

Yıl 1915. 18 yaşına gelen gençlerin askere gittiği zamanlar. Ancak vatan öyle güç durumda ki yeni bir kanun çıkarılması hâsıl oluyor. Bu kanunla, gücü kuvveti yerinde ve gönüllü olan çocuk yaştaki gençlerin askere alınması kararı veriliyor. Böylece on dört, on beş yaşındaki gençler de İstiklal mücadelesine katılabilecekti.
Tokatlı Halil de bu genç yüreklerden biriydi. Yanındaki 14 -15 yaşında birçok çocuk da ona emanet ediliyor. Bir daha kavuşamayacaklarını bildikleri hâlde kına yakıp gönderiyor anaları. Ne acı ki Halil, Çanakkale’de çarpışırken anası Rum çeteleri tarafından öldürülür. Genç yüreğinin sevdiği güzeller güzeli sözlüsü de kaçırılır. Türkünün aslı budur. Acı gerçeklerin ağıtla yakılan çığlığıdır. Düşünürken bile insanın yüreğinin derinden yandığı ıztırabın çığlığıdır.
Onbeşliler, aynı dönemdeki Çanakkale ve İstiklal Harbinde de sayısız çocuk, vatanı savunmak için can verip şehit olur. Öyle ki bütün öğrencileri şehit düşen Konya- İzmir liseleri 1915'de tek bir mezun bile veremez. İstanbul Tıp Fakültesi, eski adıyla Darülfünun Mektebi Tıbbiye'nin de Çanakkale destanında yeri apayrıdır.
1915’de Darülfünun'un 2500 kadar birinci sınıf öğrencisi okulunu bırakarak Çanakkale’ye koşar. İki tümen hâlinde Çanakkale’ye gelen öğrenciler, Anzak baskınında şehit olurlar.

1921 yılında hiç mezun vermeyen Darülfünun siyaha boyandı. Çanakkale Cephesi şehit kanlarıyla sulanmış gelincik tarlası gibiydi. İngilizler, şehit olan gençlerimizi, “çiçeğin tomurcuğu” vakti gelmeden solan gül goncasına benzetiyorlardı. Çanakkale Cephesi ölüm kusuyordu.
Cephede meydana gelen boşlukları doldurmak için diğer cephelerden asker getirilemediğinden en yakın çevreden başlayıp 15 yaşın üstündeki eli silah tutan bütün gençlerin gönüllü olup olmadığına bakılmaksızın, Çanakkale’ye sevk edilmeleri alışılmış, normal bir hâle gelmişti. O günler öyle acı günlerdi ki köyde kasabada erkeğin kalmadığı, gücü kuvveti, boyu posu yerinde her erkeğin asker olduğu, asker olmak zorunda kaldığı günlerdi.
Kadınlar ve küçük çocuklar da Mehmetçiğe geriden destek vermeye çalışıyor, kimi kızlarımız Mehmetçikle omuz omuza düşmanla çarpışmaya giriyordu. İşte bu türkü (ağıt) Çanakkale destanını yazan civanlarımızın ağıtıdır.
Hey onbeşli onbeşli / Tokat yolları taşlı / Onbeşliler gidiyor /Kızların gözü yaşlı / Aslan yârim kız senin adın Hediye /Ben dolandım sen de dolan gel beriye / Fistan aldım endazesi on yediye / Gidiyom gidemiyom / Az doldur içemiyom / Sevdiğim pek gönüllü /Koyup da gidemiyom.
Bu türkünün ilk ses kayıtları, Feryadi Hafız Hakkı Bey’e aittir. 1927 yılında taş plak kaydıyla Muzaffer Sarısözen başkanlığında Ankara Devlet Konservatuarı tarafından 1943 yılında Tokat’ta derleme kayıtlarıdır.
Türkü 1970 li yıllarda Nida Tüfekçi tarafından seslendirilerek TRT repertuarına girmiştir. Kerkük, Kırım gibi coğrafyalarda da çeşitlemeleri vardır. Her biri türküye yeni sözler eklemiş, ezgisi o yerlerin motiflerine bürünmüştür.

Bu vatanı, canları ve kanlarıyla koruyup bize yurt yapan şehitlerimiz mekânlarınız cennet olsun.
Nur içinde uyuyun.
*Kaynak: Genel Kurmay Başkanlığı Askeri Tarih Araştırma Merkezi Arşivi.
***
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 19 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Musa Aşkın
Kuyruğun Söylediği
Ebru Bozcuk
Bu Topraklardan Bir 'Ümit Yaşar Oğuzcan' Geçti
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Hakan Cucunel
Jean Teule - Sağanak Altında
Ümmügülsüm Hasyıldırım
İyilik Bulaşıcıdır
Nevin Bahtişen
Hayat Döngüsü
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /4
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Suna Türkmen Güngör
Çağları Aşan Gönül Yolcusu / Yunus Emre
Dilek Tuna Memişoğlu
Ah Srebrenitsa
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Serhan Poyraz
Yeşil Mürekkep / Osman Balcıgil
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Hüseyin Uyar
Değerli Yalnızlık
Ahmet Furkan Demir
Enver Paşa
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar