Post-Truth [Hakikat-Sonrası] Travmalara Karşı Hakikat’i Söyleyebilme Cesareti: Parrhesia

Hilmi Yavuz

18-10-2026 12:37

Advert

[i]  Metafizik-teolojik bağlamda Hakikat, aşkın [transandantal] duyularla algılanan dünyanın ötesinde ben buna, "Büyük harfle Hakikat" diyorum. Hakikat. İslam tasavvufunda Hak ve Hakikat, farklı anlamları olsa da gösterileni aynıdır.                                                                                 [Post-Truth bağlamında  bu aşkın Hakikat, konumuz dışıdır.]

[ii] Duyular dünyasında 5 duyuyla algılanan objeler, ilişkiler ve  olgulara  ilişkin hakikatler; [iii] söylemlere ilişkin hakikatler  [bunlara da küçük harfle hakikatler, diyorum.]

Şimdi [ii] ve [iii] başlıklı hakikatlerden ilkinin Doğrulukla, ikincisinin  de Tutarlılıkla belirtilen  kriterlerin mantıksal dayanaklarına bakalım:

a. Doğruluk ya da yanlışlık olarak hakikat, objeler, ilişkiler, olgular düzleminde gerçekliğin, önermeler olarak dile getirilmesidir. Bir önerme bu bağlamda gerçekliğe  tekabül ediyorsa doğru, etmiyorsa yanlıştır. Buna mantıkta, buna "Karşılıklılık  Kuramı" diyoruz.[Correspondance  Theory]: Hakikatin "Doğruluk" kriteri.

b. Objelere, olgulara, ilişkilere değil de  önermelerin birbiriyle çelişip çelişmediği bağlamında  ise bir söylemin tutarlılığı ya da tutarsızlığı söz konusudur. Buna mantıkta Tutarlılık Kuramı [ Consistency Kuramı ] diyoruz : Hakikatin Tutarlılık kriteri. 

Buraya kadar hakikatin hangi mantıksal koşullarda kendisini ifşa ettiğini gördük. Hakikat, ya Doğrulukla ya da Tutarlılıkla ortaya çıkıyor.

Post-Truth ya da  hakikat sonrası dönemde bu iki kuramın [Doğruluk Kuramı ve Tutarlılık Kuramı] geriye itildiğini; önermelerde doğruluğun  ya da söylemlerde tutarlılığın geçerli olmaktan çıkarıldığı mantıksal  travmayı, hakikatçilerin nasıl yaşadıklarına bakalım.

Soru şu: Benim "Hakikatçiler" olarak kavramlaştırdığım özneler, yaşanan bu travmayı nasıl karşıladılar? 

Gündelik konuşmamın küçük ölçekli bir sosyolojisini yaparak işe başlayalım: Hakikatçiler, PostTruth travmasına gündelik yaşam söyleminde nasıl bir karşı duruş sergiliyorlar?

Uzun bir süreden beri gündelik konuşma dilinde, iki sözcenin çok sıklıkla kullanıldığına tanık oluyoruz: Biri, "Böyle bir şey olabilir mi?" Öteki ise "Yapılacak bir şey yok." sözceleridir. Şimdi bu verilerden yola çıkarak bu iki sözcenin  emotif [heyecansal, teessürî] karşılıklarına bakalım:

"Böyle bir şey olabilir mi?" sözcesinin bağlamına göre iki farklı heyecansal karşılığı vardır:

1: Öfke, 2: Şaşkınlık.

Bu heyecansal tepkiler, yukarıda sözünü ettiğimiz Doğruluk ya da Tutarlılık gibi  kriterleri hiçe sayan, göz ardı eden ya da geçerliliklerini yitirdikleri için yok sayılan Post Truth travmasına  karşı  verilen tepkileri gösterir.

"Yapılacak bir şey yok." ’a gelince hakikatçilerin, yani hakikati savunanların umarsızlığını gösteriyor. Öfke ve şaşkınlığın bir başkaldırıya dönüşme imkânını vermediğini görmenin umarsızlığı…

Burada "yok" sözcüğünün sözcenin sonunda olması sadece umarsızlığı değil, aynı zamanda bir hüznü ve içlenmeyi de birlikte getirmektedir.

Post -Truth’un kimin işine yaradığı sorusu burada kavurucu bir anlam kazanıyor. Bu  hakikatçilerin öfke ve şaşkınlıklarının niçin bir başkaldırıya dönüşemediği  sorusuna bir yanıt oluşturacaktır.

Michel Foucault, Ders Notları’nda [College de France dersleri: 1 Şubat 1984]  deyiş yerindeyse Post-Truth’un tarih öncesini, antik Yunan bağlamında dile getirir. Antik Yunan’da hakikati, doğruyu, her şeye karşın düşündüğü hakikati, eksiksiz söyleme  riskini göze almanın adının "parrhesia" olduğunu söyler.

Foucault’nun belirttiğine göre Parrhesia, hakikat cesareti kadar.aynı zamanda bu yaralayıcı hakikati kabul eden muhatabın da cesaretidir.

Foucault, burada kışkırtıcı bir tespitte bulunur:  Parrhesia pratiğinin, retorik sanatıyla ters düşüyor olması! Şöyle diyor, alıntılıyorum: "Çok şematik bir biçimde denebilir ki retorik, Antik Çağ'da tanımlandığı ve hayata geçirildiği hâliyle bir söz söyleme  tarzıdır ama konuşan kişi ile söylenen şey arasındaki ilişkileri hiç mi hiç belirlemez. […] Söylenen şey, söyleyenin kendi görüşüyle hiç örtüşmüyor olabilir ama sonuçta, konuşulan kişide  belirli kanılar oluşturma, belirli davranışlar aşılama, belirli inançları yerleştirme etkisine sahiptir. Başka bir deyişle retorik, konuşan kişiyle sözcelediği şey arasında, inanış türünden hiçbir bağlantı gerektirmez. İyi retorikçi; iyi hatip, bildiğinden inandığından düşündüğünden tamamen farklı bir şeyi mükemmelen söyleyebilendir ama öyle bir söyler ki sonuçta söylediği  [… ], bildiğiyle, inandığıyla, düşündüğüyle örtüşmeyen şey, muhataplarının da düşündüğü,inandığı ve bildiğini sandığı bir şey olur. Retorik de konuşanla söylenen şey arasındaki ilişki kopmuş hâldedir fakat söylenen şeyle söylenilen  kişiler arasında zorlayıcı bir ilişki kurulmasına neden olur. Bu açıdan retorik, parrhesianın tam tersidir.

Foucault şöyle devam eder: "Öyleyse  retorik, konuşanla onun söyledikleri arasında bir bağlantı olmasını gerektirmez. Retoriki söyleyenle konuşulan kişi [muhatap h.y] arasında zorlayıcı bir ilişki, bir iktidar ilişkisi kurmaya çalışır. Oysa Parrhesia, tersine konuşanla söylenen şey arasında güçlü ve kurucu bir bağı gerektirir."  

Foucault özetliyor: "Retorikçi, başkalarını zorlayan başarılı bir yalancıdır; Parrhesiast  yani hakikatçi ise Parrhesia’cıysa tersine, uğruna  kendini ve ötekiyle ilişkisini riske attığı bir hakikatin cesur sözcüsü olacaktır. 

Modern dünyaya gelince, retorikçilerin sayısızca arttığı dijital  kaosta, Foucault’nun belirttiği  gibi retorik , ister makro  [kurumlararası] politik bağlamda olsun, ister mikro [kurumlar içi] sosyal bağlamda olsun, iktidar inşa etme aracı  olarak konumunu korumakta ve hakikati hem karşılıklılık hem de tutarsızlık ile her defasında  kendisi yeniden  üretme imkânını bulmaktadır.  

Yalanların serbestçe dolaşıma girdiği, doğruların yok  sayıldığı, düzmece söylemlerin çoğulluğu, belki de o kadar önemli değildir: Asıl  önemli olan yanılsamanın yani illüzyonun gerçekliğin yerini  almasıdır. Gerçek, illüzyona dönüşünce ontolojik bir dönüşüme uğramakta ve ona ilişkin önermenin kendisine atfettiği varlık olmaktadır.

Son olarak başa dönelim. 

Yalanın, doğruluğun hakikatin yerini aldığı bu Post -Truth  evresinde hakikatçinin "Böyle bir şey olabilir mi?"’ye yani öfke ve şaşkınlığa ya da "Yapılacak bir şey yok!" ’a yani umarsızlığa ve içlenmeye sığınmasının bir başkaldırıdan çok Foucault’nun söylediği gibi, iktidara "itaatkat özneler" [homo docilis] üretmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Hakikatçi’nin yapacağı şey, bunlara sığınma değil. Her kayıt ve koşulda hakikati söyleme cesareti göstermek, parrhesiaist olmaktır.

***


Editör: Seher Uslu

DİĞER YAZILARI Yalan Üzerine Bir Deneme   01-01-1970 03:00 Selahattin Hilav 01-01-1970 03:00 Kayboluş ve Yıkım  01-01-1970 03:00 Okuma Takıntısı 01-01-1970 03:00 Sevgili Şair Metin Altıok İçin 01-01-1970 03:00 Etiketlenmiş Bulundum 01-01-1970 03:00 ah güzdür güzdür o bulanık defter! 01-01-1970 03:00 Husrev-i Vâlâ-Himem 01-01-1970 03:00 Oruç Aruoba İçin 01-01-1970 03:00 Tarihi Tahrif Etmek ve Popüler Tarih 01-01-1970 03:00 Baba düzyazıdır anne şiir! 01-01-1970 03:00 Ah, Güzdür, Güzdür O, Bulanık Defter! 01-01-1970 03:00 Filozoflar ve Eşekler Üzerine Bir Deneme 01-01-1970 03:00 Okuma Takıntısı 01-01-1970 03:00 Bir Tartışma Üstüne: Pişmiş Aşa Nasıl Su Kattım? 01-01-1970 03:00 ah, güzdür, güzdür o, bulanık defter! 01-01-1970 03:00 Köpek Sosyolojisi: Modern mi, Moda mı? 01-01-1970 03:00 Vicdan, Mülkün Temelidir 01-01-1970 03:00 Elbiselikler 01-01-1970 03:00 Çeviri Şiirler Kaynakçası: Hangi Şiir Kimin?  01-01-1970 03:00 Dinî Bayramların Ruhaniyeti Niçin Yok Oldu? 01-01-1970 03:00 Safa Önal: Hatıra, Şairdir! 01-01-1970 03:00 Yalan Üzerine Bir Deneme 01-01-1970 03:00 Sofra ve İktidar 01-01-1970 03:00 Sigara Nostaljisi Üzerine Notlar 01-01-1970 03:00 Missouri Geldi! 01-01-1970 03:00 Para Üzerine bir Deneme 01-01-1970 03:00 1950 Kuşağı Üzerine Notlar 01-01-1970 03:00 Canım Kardeşim Oruç Aruoba İçin 01-01-1970 03:00 İnsanoğlu güvende mi?  01-01-1970 03:00 Anketler ve İdeoloji 01-01-1970 03:00 ‘İstanbul Beyefendisi’ 01-01-1970 03:00 Fethi Naci’yi Anmak 01-01-1970 03:00 Çocukluğumun Ramazanları 01-01-1970 03:00 Sivil Toplum Üzerine 01-01-1970 03:00 Asrîleşme İkonları 01-01-1970 03:00 Kabul Günleri 01-01-1970 03:00 ‘Vicdan, Mülkün Temelidir’ 01-01-1970 03:00 Kıskançlığın Soykütüğü 01-01-1970 03:00 Sorulmaması Gereken Sorular 01-01-1970 03:00 Bursa’da Ben: Çocuk Narkissos ve Yaşlı Dionysos 01-01-1970 03:00 ‘Filozoflar ve Eşekler’ Üzerine Bir Deneme 01-01-1970 03:00 Cemal Süreya 01-01-1970 03:00 Baba düzyazıdır; anne şiir! 01-01-1970 03:00 İşkence ve İşkencenin Tarihi Üzerine 01-01-1970 03:00 Okuma Takıntısı 01-01-1970 03:00 Fragmanlar 01-01-1970 03:00 Yaz İkindileri 01-01-1970 03:00 Haziran! Ayların En Zalimi! 01-01-1970 03:00 Eski Telefon Anıları 01-01-1970 03:00 Felsefe ve Şiir İlişkisi Üzerine Notlar 01-01-1970 03:00 ‘Ah güzdür, güzdür o bulanık defter!’ 01-01-1970 03:00