Felsefe kavramlarının Antik Yunan’dan edinilmiş olanlarının daha sonra Latinceleştirilerek büyük ölçekte bir anlam deformasyonuna uğradığını Heidegger’den öğreniyoruz.
Heidegger, "Metafiziğe Girişte, örneğin Grekçede 'Phusis' (Doğa) kavramının Latinceye 'Natura' diye çevrildiğini ve böylelikle de "Grekçe" sözcüğün felsefi gücünün mahvolduğunu" söyler: Bu, Heidegger’e göre, sadece "Phusis" için geçerli değildir; Grekçeden Latinceye kavramlar düzleminde yapılan bütün çeviriler için de böyledir. Üstelik rastlantısal ve zararsız da değildir bu durum. Zira, bizim Yunan felsefesinin özgün özünden kopmamız ve ona yabancılaşmamızın da ilk aşamasıdır.
Heidegger, Latince çevirilerin daha sonra Hristiyanlık ve Hristiyan Orta Çağ'da kullanıldığına, oradan da modern felsefeye devredildiğine (setze sich über) dikkati çekiyor.
Peki nedir, örneğin "Phusis" (Doğa) kavramının kökendeki özgün anlamı ve Latinceye "Natura" diye çevrilince nasıl bir anlam yıkımına uğruyor?
Heidegger’in belirttiğine göre, Yunanca’da "Phusis", "Açılma" ( Alm. Aufgehen, Fr: Epanouissement; İng. Emergence.) Örneğin, bir gülün kendiliğinden açılmasında olduğu gibi o anlamda kullanılmaktadır. Ama bu kavram başka alanlarda da geçerlidir: Güneşin doğuşu, insanın ya da hayvanın doğumu yahut bitkilerin büyümesi için kullanıldığı gibi…
Bununla birlikte "Phusis", "açılma" ya da "ortaya çıkma" alanını imliyorsa da sözünü ettiğimiz olgularla aynı anlama gelmez. "Phusis", Heidegger’in belirttiğine göre "Varlığın kendisidir." ve onun aracılığıyla varolanlar [Alm. seiend; Fr.Etant; İng. Essent] oluşur ve görünür kılınırlar. Dolayısıyla Latincede doğum anlamına gelen "Natura", Phusis’in Yunancadaki kuşatıcı ve derinlikli anlamını içermez.
Heidegger, bugün bir felsefi kavram olarak kullandığımız "Hakikat" sözcüğünün de Yunancadaki karşılığı olan Aletheia’nın kökendeki özgün anlamını kuşatmadığı kanısındadır. Aletheia, ifşa etmek, açığa çıkartmak anlamına geliyor.
Oğuz Haşlakoğlu’nun Felsefe Tartışmaları’nın 32. sayısında yayımlanan yazısından aktarırsam, "Heidegger’e göre, ‘saklı olanın açılması’ olarak hakikat (Wahrheit), Platon’la birlikte ‘saklı’ kökten koparılmış ve sadece görünen yanı olan ‘açılmasına’ sıkıştırılmıştır. […] Başka deyişle ‘Varlığı (Sein) aletheia kökenindeki saklı oluşunda, önce Platon unutmuş sonra da kendisinden sonra gelen bütün düşüncenin de böyle unutmasına neden olmuştur." Kısaca Heidegger, aletheia’nın bugün İngilizcede hakikat ya da doğruluk karşılığında kullanılan "truth" ile uzaktan hiçbir ilgisi olmadığını bildirir bize.
Dikkat edilirse, "Phusis" ve "Aletheia" kavramları arasındaki bağıntı kolaylıkla görülecektir. Phusis açılma ise, Aletheia saklı olanın açılmasıdır ve bu iki kavram, phusis ve aletheia, açılma bağlamında poiesis ile ilişkilidir. Ama önce, Eski Grekçeden Batı dillerine geçmiş olan poiesis sözcüğünün de tıpkı phusis ve aletheia ve başka kavramlar gibi, temelli bir anlam değişikliğine (hatta, Heidegger gibi söylersem: anlam yıkımına) uğradığını belirtmek gerekiyor. Söylemesi bile fazla belki, Fransızca ve İngilizcede poem[e] sözcüğü, şiir anlamındadır ve bu sözcük Grekçede, poiesisten geliyor. Poiesis ise imal etmek anlamında poiein kökünden türemiş bir sözcük.
Heidegger, teknoloji sorununu temellendirirken sıklıkla başvurduğu poiesisi, ortaya çıkarma anlamında kullanıyor. Robert Bernasconi’nin The Question of Language in Heidegger’s History of Being’de belirttiği gibi, poiesis sadece bir zanaatkârın, bir sanatçının, bir şairin ürettiklerine (yaptıklarına) değil ama phusisin (doğanın) ortaya çıkardıklarına da atıfta bulunur.
Dolayısıyla, şiirin "yapılan", "imal edilen" ve bu anlamda ortaya çıkarılan bir şey olduğunu hatırlatmak, poiesis kavramının Fransızca , İngilizce ve daha başka dillerde dönüşerek kullanıldığı biçimiyle [poem biçimiyle] kaybettiği özgün ve kökensel anlamı yeniden geri kazanmasını sağlar. Şiire, doğayla ve hakikatle ilişkilendirilme imkânını verir böylece…
***
