Müslümanların "küfre" düşmeden felsefe yapabilme imkânları var mıdır?
Büyük Gazâlî, İbn Sina’yı "Tahafüt’te Küfr" ile itham ederken, genel anlamda felsefe yapabilmenin zorunlu olarak küfre yol açtığını değil, özel anlamda Aristotelesçi felsefe yapma biçiminin Kur’an-ı Kerîm’in temel koyucu ilkeleriyle çeliştiği için küfre yol açtığını düşünmektedir. Gazâlî’nin felsefenin önünü kapadığı yolundaki iddialar birer safsatadan ibarettir. Bir defa daha söyleyeyim: Gazâlî felsefeye değil, felsefe yapma biçimine karşıdır. Bazıları, Gazâlî’nin eleştirilerinde haksız olduğunu öne sürseler de onu haklı bulanlar da vardır.
Dolayısıyla mesele, bugün bazı İslam felsefecilerinin öteden beri yaptıkları gibi, Gazâlî’nin haklılığını ya da haksızlığını tartışmak, İbn Rüşd’e mi yoksa Gazâlî’ye mi hak vermek, üstelik bu fâsid daireyi ısrarla tekrarlamak değildir.
İlk sorumuzu tekrarlayalım: Müslümanların küfre düşmeden felsefe yapabilmeleri mümkün müdür?
Faslû’l Makâl’da İbn Rüşd’ün felsefe yapmanın fıkhî imkânlarını soruşturmasının gerçek sebebi, tam da budur: "Şer’î bakış [açısı] ile felsefeye ve mantık ilimlerine bakmanın [nazar: spéculation] şeriata göre mübâh mı, yasaklanmış mı, yoksa emredilmiş mi olduğunu araştırmaktır.[Emredilmişse] mendûb olarak mı yoksa vâcib olarak mı [emredilmiştir?]"*
Gazâlî’nin, İbn Rüşd’den çok önce bu fıkhî endişeyi duymuş olduğunu tahmin etmek için kâhin olmaya lüzum yoktur. Zira, İbn Rüşd, genel olarak felsefî praksisin "vâcib" oluşunu onaylasa da Gazâlî, bir önemli ihtirazî kayıtla meselenin felsefe yapmanın vücûbiyetine değil, müslümanca felsefe yapmanın [şer’î bakış açısından] vücûbiyetine öncelik verilmesi olduğunda ısrar etmiştir.
Müslümanca felsefe yapmanın fıkhî bağlamda vâcib olup olmadığı sorgulansa da en azından mübâh sayılmasının imkânlarının, bugüne kadar derinlemesine araştırıldığı kanaatinde olmadığımı ifade etmeliyim. Metod, bir dinî söylemi [Kur’an veya Hadîs] bir felsefi söyleme dönüştürme veya tercüme etme bağlamında bir tefsir işlemi olabilir mi? Dinî söylemin kavramlarını, felsefi söylemin kavramlarıyla ikame etmek, müslümanca felsefe yapmayı ['mübâh’ olması bağlamında] imkânlı kılar m? Soru, budur!
İbn Sina ve felâsife, genel olarak benim önerdiğim bu metodolojinin tam tersini [evet, tam tersini!] uygulamışlar; dinî metinlerden yola çıkarak o metinleri felsefî söyleme dönüştürmek yerine [bu, bana göre, bir tefsir işlemidir.] , Aristotelesçi felsefi söylemden yola çıkarak, dinî söylemi bu felsefi söyleme uyarlamaya kalkmışlardır. Felâsife için ontolojik öncelik, söylemde ya da dile getiriş biçimindedir, yoksa dinî içerikte değil!
Özetle önerim şudur: Felâsifenin önceliğini değiştirmek! Dinî metinleri referans olarak almak ve bu metinlerin inşa ettiği söylemi, bu inşanın kutsal yapısına halel getirmeden, felsefi bir söyleme dönüştürmek! Felsefeden dine değil, dinden felsefeye gidebilmek!
Müslüman bir felsefe [ ve elbette küfre düşmeden] ancak böyle inşa edilebilir...
*İbn Rüşd, Faslû’l -Makâl,[çeviri ve ‘Ön söz’, Prof. Dr. Bekir Karlıga], İşaret Yayınları, İstanbul 1992, s.63-64.
***
