Ramazan ayının her gelişinde, insanların ağzından muhakkak “Nerede o eski ramazanlar?” cümlesini duyarız. Bu cümle basit ve klasik bir cümle olarak görülse de yeni neslin idrakinin dışında kalsa da içinde derin bir özlem ve teessür içermektedir. Filhakika bu cümlenin doğru hali “Nerede o eski ramazanlar?” değil de “Nerede o eski insanlar?” olmalıdır zira değişen ramazan değil, insanlardır.
İnsanoğlu her olguya, her maneviyata tesir etmektedir. Bir olgu insanın yüklediği maneviyat kadar anlam kazanır. Bir düşünce, içinde barındırdığı incelik kadar tesirli olur.
Ramazan ayı için de bu durum geçerlidir. Bu ayın maneviyatı da içinde gizlidir. İnsanlar da bunu yükledikleri ehemmiyet ile ortaya çıkarır. Her gelen Ramazan ayında bir önceki Ramazan ayının daha maneviyatlı olduğunu düşünmemiz, her geçen yıl bu aya daha az ehemmiyet verdiğimizin göstergesidir.
Evvelden bir sevinç, bir bereket ve huzur ayı olan ramazan, şimdilerde belirli vakitlerde yemekten ve içmekten kesilmek olarak vuku bulmuştur. Tıklım tıklım dolu olan teravih namazları, şimdilerde 2 saf ile boynu bükük bir vaziyette bulmuştur kendini. Önceden imamın kıraat sesi cami avlusunda koşturan çocuk seslerine karışırken şimdilerde caminin boş duvarlarına çarpıp yankılanmaktadır.
Bir zamanlar Ramazan ayında, oruç vakitlerinde kapanan lokantalarımız vardı. Gayrimüslimler ya da oruç tutamayan müslümanlar için açık olan, camları gazete kâğıdı ile kaplanan lokantalarımız vardı. Ramazanın maneviyatı, insan fikriyatının inceliği ile işleyen bir sistem vardı. Sahi ne oldu o insanlara?
Şimdilerde sokakta herkesin gözünün içine baka baka sigara tüttüren bu gençler, o insanların torunu mu?
Bir de yaşlılığın vermiş olduğu hastalıklar ve yorgunluklar ile oruç tutamayan ihtiyarlarımız vardı. Oruç tutamamayı kendilerine yediremedikleri için bu durumu bir ayıp gibi, bir sır gibi herkesten saklarlardı. Sonra da yalnız kalınca bu duruma teessür ederlerdi. Şimdi sokakta tepesine suyu diken insanlar bu insanların evladı mı?
Mevsimler bile maneviyatını kaybetmiş. İnsanların sahura kadar oturup hasbihal etmelerine bile müsaade etmiyor. Sahura kadar sokaklarda olan, sahur vakti fırından ekmeğini alan bir nesil vardı. Her gece davulcunun gelmesini bekleyip bundan büyük bir haz duyan bir nesil… İftarlarda her evden gelen bir tabak yemekle çeşitlenen sofralar vardı.
Teravihten sonra sahura kadar uzanan meşkler, muhabbetler vardı. Komşuluklar, akrabalıklar vardı. Şimdilerde yok tüm bunlar.
Her olguya tesir eden insanın Ramazan ayına da en büyük tesiri ölümdür. Her Ramazana bir öncekinde birlikte oruç tuttuğumuz bazı insanlardan yoksun gireriz.
Her kime soracak olursanız olun, herkesin kendi çocukluğundaki Ramazanların daha lezzetli ve daha maneviyatlı olduğunu duyacaksınız. Temiz kalpler ve temiz hislerle iştirak edilmiş Ramazanların tadı elbette bir başka olacaktır.
İnsanlar değiştikçe ve kirlendikçe suçu Ramazanlara, bayramlara attılar. Sanki değişen bayramlarmış, Ramazanlarmış gibi…
Her ne kadar kendimizi sütten çıkmış ak kaşık sansak da hepimizin bu manevi duygularımızı yok etmekte payı bulunmaktadır. Sonra da hiç suçumuz yokmuş gibi “Nerede o eski Ramazanlar?” deyişimiz vardır.
Değişen ne Ramazanlardır ne de bayramlardır. Değişen insanlar ve onların olaylara yükledikleri anlamlardır. Bizler kirlendikçe, manevi ve dini değerlerimize ehemmiyet vermeyi kestikçe bu kavramların eskisi kadar güzel olmadığını düşünürüz.
Filhakika, ne o eski insanlara ne de o eski Ramazanlara asla kavuşamayacağız. Her Ramazan eski ramazanları özleyip ah çekeceğiz. Merhum üstat Arif Nihat Asya’nın da dediği gibi:
“Bize bir nazar oldu cumamız pazar oldu.
Ne olduysa hep bize azar, azar oldu.”

Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar