Odaklanma becerimizi artırmak için yapılması gerekenleri öğrendikçe belirgin bir paradoks içinde yaşadığımızı fark ediyorum. Yapılması gerekenler aslında son derece basit ve sıradan. Yavaşlamak. Aynı anda tek bir işle meşgul olmak. Yeterince uyumak.
Bunların doğru olduğunu biliyoruz. Okuyoruz, duyuyoruz, hatta kendi deneyimlerimizle doğruluyoruz. Yine de yaşamlarımız bambaşka bir yöne akıyor. Çok hız, çok bölünme ve az uyku.
İnsanın iç dünyası, dış dünyadan çok daha geniş ve derin. Belki de sınırsız. Asıl soru şu: O dünyaya gerçekten bakıyor muyuz? Çoğu zaman bakmıyoruz. Günlük işler ve rutinler bizi edilgenleştiriyor.
Tüketmeye ve oyalanmaya dayalı bir akışın içinde sürükleniyoruz. Bu yüzden esaslı meselelere yönelmekte zorlanıyoruz. Bize ait olan benzersiz tarafları seçip göremiyoruz. Kendi hayatımızın gizli kıvrımlarının ayırdına varmadan yaşayıp gidiyoruz.
Bilgimizle davranışlarımız arasına bir mesafe yerleşmiş durumda. Aklımız yavaşlamayı fısıldıyor. İçimizdeki acele ise sürekli "Yetmeye çalış" diyor. Değerli olmanın daha çok iş yapmaktan geçtiğine inanınca basit olanı uygulamak zorlaşıyor. Oysa odaklanmak çoğu zaman yeni yöntemler eklemek değil.
Dağınıklığı azaltmak. Başladığımız işi bitirmek. Dinlenmeye yer açmak. Zihnin de dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu kabul etmektir.
Belki de sorun doğruyu bilmemek değil. Aslolan güçlük iç dünyamızın sesine kulak verecek kadar durabilmek. Yavaşlığın ve sadeliğin üretkenliğe aykırı olduğunu sanıyoruz. Gerçekte odaklanma, hızı artırmakla değil, fazlalıkları bırakmakla başlıyor.
Ve bazen karanlığın içinden çıkan siyah bir kedinin sessiz bakışı bunu bize hatırlatıyor. Hiç acele etmeden duran, hiçbir yere yetişmeye çalışmayan o sakinlik. Bütün gürültünün arasında bile derin bir iç sessizliğin mümkün olduğunu gösteriyor.
Odaklanmak tam da böyle bir hâl. Koşuşturmayı bırakıp bakabilmek. İçimizde zaten var olan dinginliği fark edebilmektir.
***
Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar