Tanıdığım biri, boya ve tuvale aşk besleyen bir insan.
Duvarları sadece süs değil, anlatı taşıyan mekânlar olarak gören renkleri sabırla, ölçerek karıştıran ne az ne çok demeden kıvamı tutturmayı bilen biri.
Çok konuşmaz, yaptıkları satır aralarındaki dinginlikle konuşur. Onun elinde boya, yalnızca renk değil…
Bir ölçü, bir nefes, bir duruş olur. Bu tanışıklık bana sanatın en yalın hâlini hatırlattı…
Emeğin sessizliğini ve ustalığın zarafetini.

“Dünya yokken ne vardı?” diye sormak, boşluğun içindeki mümkünleri görmektir.
İnsan yoktu, ağaç yoktu, deniz yoktu…
Yalnızca henüz şekillenmemiş bir potansiyel vardı hareket etmeye hazır bir enerji.
Bu enerji, fırçanın ucundaki titreme gibi önce görünmez, sonra bir çizgiyle anlam kazanan bir kıvılcıma dönüşür.
“Varlık” bir anda doğmaz.
Önce bir titreşim, sonra bir iz, sonra bir biçim gelir. Tuvalin beyazı, boya damlasının düşüşünü beklerken içinde bir düzen, bir ritim taşır. İşte sanatçı o ritmi duyan, o görünmeyeni görünür kılandır.
Dünya altı günde yaratıldı, şuan içinde olduğumuz yer…
Neden “altı” derler, diye düşünenler olabilir, altı bir ölçüdür, bir denge. Dört köşe üzerine yerleştiğinde, içinden farklı oranlar, gizli simetriler çıkar. Uzaklaştıkça o düzenin içinde başka sayıları, başka ahenkleri görürsünüz.
Bu, hem doğanın hem de insan elinin kurduğu bir dil gibidir.
Bir yandan da parmak metaforu var resim yaparken dört parmağın işi görür, serçe parmak ise görünmez şekilde ruhu taşır ince ince yönlendiren ve dengeyi sağlayandır. Görünmeyen olan çoğu zaman en etkili olandır.
Sanat, yalnızca gözün zevkine sunulan bir yüzey değildir. Parçaları bir araya getirip bir bütün kılma işidir. Renk, doku, boşluk ve zamanın dengesiyle kurulan bir anlatıdır. İyi bir iştir, yemek yapmak gibi malzemelerin uyumu pişirme yolu ve katığı lezzet, zamanın ve ölçünün hassas bir uyumunda ortaya çıkar.
Göremeden hissetmek, duymadan söyleyebilmek bir yetidir. Yetenek, o hissi dile getirme becerisidir. İkisini birleştirebilmekse olgunluğun işaretidir. Güzel olanın özü ise huzur, sadelik ve samimiyettir karmaşayı sadeleştirip odaklamaktır.
Sanat, zaman geçse de kalır, kalbin karanlığına ışık tutar.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar