Ben kırsal bir yerde, Karacadağ’ın eteklerinde büyüdüm. Ailem tarım ve koyunculukla uğraşırdı. Çocuk kalbim dağların gölgesinde, sürülerin sesinde, toprak kokusunda büyüdü.
İlkokul yıllarımda öğretmenim benim için dünyalara değerdi. Çünkü o, elinden kitabı hiç düşürmezdi. Teneffüslerde herkes koşup oynarken o, sayfaların sessizliğine dalardı. Onu izlerken sanki kitap, hayatı daha anlamlı kılıyordu. Bir gün, zil çalar çalmaz kitabını açtı. Sınıfta sadece biz kalmıştık. Çekingen bir sesle sordum:
— Öğretmenim, dışarı çıkabilir miyim?
Şaşkın bir tebessümle “Tabii ki…” dedi.
O gün, sıradan bir izin değildi bu.
O an, hayatımda ilk defa birinin gözünde değerli olduğumu hissettim. Sınıfa döndüğümde beni tahtaya çağırdı.
“Arkadaşınızı alkışlayın bakayım. Çünkü bana değer verdi, benden izin aldı. Ona kırmızı kurdele takacağım.” dedi.
Kurdeleyi taktığında kalbim göğe yükseldi. O gün şunu öğrendim: Değer, karşılığını bulan en saf armağandır. Okumak da böyledir, kalbini açarsan, sana geri döner.
O günden sonra kitaplara bir tutku ile bağlandım.
Beşinci sınıf bittiğinde, çocukluğumun mavi önlüğü de tarihe karıştı. Annemle babam, “Artık dayılarına gideceksin, yüz kadar hayvana bakacaksın.” dedi.
Otuz keçi, geri kalanı koyun, bir de eşek…

Köyde ne elektrik vardı ne su. Akşamları gaz lambasının ışığında otururduk. Bana yer yatağı, sarı bir yastık verdiler. Sabah erkenden uyandırıldım. Sürüyle birlikte dere kenarlarına, dağların eteklerine yürüdüm. Güneş, köyün çukurundan geç doğar, çabucak batardı.
İlk gün eşeğimin semerine ekmeğimi, suyumu koyup yola çıktım. İçimde hâlâ öğretmenimin yaktığı okuma aşkı vardı. O sırada taşların arasında buruşmuş, toprakla kirlenmiş bir gazete buldum. Tozunu silip oturdum, okumaya başladım. Sayfalar içine çektikçe, sürü benden uzaklaştı. Ama ben başka bir dünyaya yolculuk ediyordum.
O günden sonra her taşın arasında yeni bir gazete, yeni bir sayfa aradım. İnsanlar altın arardı, ben kâğıttaki mürekkebin peşine düşmüştüm. Parçaları biriktirdim, bir tenekeye doldurdum.
Bir kış günü teyzem, sobayı yakmak için o biriktirdiğim gazeteleri kullandı. Alevler yükselirken içim sanki paramparça oldu. Onlar ısındıkça ben üşüdüm. Çünkü yanıp giden sadece kâğıt değildi. Benim dostlarım, hayallerimdi.
Bir sabah tek başıma 30 kilometre yürüyerek şehre gittim. Muhtara ulaştım.
“Ben okumak istiyorum. Annemle babamı ikna eder misiniz?” dedim.
Muhtar söz verdi, ben de ısrar ettim. Nihayet ortaokula kaydım yapıldı.
Ama şart belliydi: Yazın yine çobanlık yapacaktım.
İkinci yıl, annem beni teyze kızıyla evlendirmek istedi. Benden 12 yaş büyüktü. Dünya başıma yıkıldı. Karşı çıktım, kabul etmedim. Bir yıl daha sabrettim, derslerime sarıldım. Çok çalıştım, burs kazandım. Devlet parasız yatılı sınavını kazanarak İzmir’e gittim.
İzmir benim için başka bir dünyaydı. İlk defa denizi gördüm, ilk defa batıyı tanıdım. Çok zorlandım. İlk yıl başarısız oldum, sınıfta kaldım. Ama pes etmedim. Çünkü biliyordum ki kaybetmek, yeniden başlamanın öğretisidir.
Edebiyat öğretmenim bana okul kütüphanesini emanet etti. Elime aldığım ilk kitap, Reşat Nuri Güntekin’in Yanık Buğdaylar’ıydı. İşte o gün yeniden doğdum. Kitaplarla kurduğum bağ, bana başka bir dil, başka bir bakış açısı verdi. Diksiyonum değişti, düşüncelerim derinleşti. Liseyi ikincilikle bitirdim.
Bugün dünyayı geziyorum. Her şehirde, her ülkede gördüğüm şey şu: İnsan hayatı, bir kitabın sayfaları gibidir. Kimi sayfalar yanar kimi kaybolur kimi ise bize yol gösterir.
Bana büyük salonlarda yer verilmedi belki ama bana küçük bir köşe verildi. Bu köşede yazdığım her satırın, insanları karşılayan bir ışık olacağını düşünüyorum.
Mutluyum. Çünkü hayatımın özü kitapla başladı, kitapla büyüdü, kitapla sürüyor.
***
TRUVA YAYIN GRUBU YOUTUBE KANALIMIZA ABONE OLMAYI UNUTMAYIN...
Logoya tıklayıp Youtube kanalımızı ziyaret edebilir, abone olabilirsiniz
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -11 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Hakan Cucunel
Şubat
Ebru Bozcuk
Lilith Efsanesi
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Gönle Hüzün Düştü
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Şükrü Doruk
Alma Ağacı
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar