Bugün 21 Aralık ve en uzun gece.
Dünya döngüsü denilen bir kavram var; sanki hayatın her eksik zamanına serpilmiş gibi.
İnsan gürültüye alıştıkça sessizliğin ne söylediğini unutur. Oysa hayat, en çok susarak anlatır kendini. Bir yaprağın yere düşüşünde, sabahın serinliğinde, gözle görülmeyen ama kalpte hissedilen o ince titreşimde… Modern dünya bize her şeyi anlatır; neyi düşünmemiz gerektiğini, neye üzülüp neye sevinmemiz gerektiğini bile. Fakat bize bir şeyi öğretmez kendimiz olmayı.
Kalabalıklar içinde yürürken başkalarının hikâyelerini sırtlanırız. Başkalarının acılarıyla üzülür, başkalarının başarılarıyla seviniriz. Kendi iç sesimiz ise araya sıkışır duyulmaz, bastırılır ama unutulur. O ses, bizi biz yapan tek şeydir. İnsan onu kaybettiğinde yaşar gibi yapar ama aslında yalnızca var olur.
Doğa yalan söylemez. Ne alkış ister ne onay. Bir çiçek, kimse bakmasa da açar. Bir kurt, kimse dinlemese de ulur. Onların varlığı bir gösteri değil, bir zorunluluktur. İnsan da böyle olmalıydı belki; anlatmak için değil, olmak için yaşamalıydı.

Gerçek bilgi manşetlerde değil, deneyimdedir. Gerçek bilgelik, başkasının hayatını izlemekten değil, kendi yolunda yürümekten doğar. Ormana gitmek bir kaçış değil, insanın kendine dönüşüdür aslında; kendi özüne, kendi sessizliğine, kendi hakikatine dönüştür.
Çünkü insan ancak durduğunda duyar. Ancak karanlık uzadığında ışığı fark eder. Ve ancak hayatı seyretmeyi bıraktığında yaşamaya başlar. Tam da bu hâldeyim şimdi; kendi hâlimde, uzaktan seyrediyorum kendimi ve kendime yakın gördüğüm insanları.
Aralığın son demleri… İçinde bugünü ve son günü barındıran o ince zaman aralığı...
Hep uzak sandığımız, gelmesine aylar varken planlar yaptığımız, hayaller kurduğumuz günler. Kimi oldu, kimi olmadı. Gerçekleşenler oldu, gerçekleşmeyenler kaldı geride.
Gerçekleşmeyeni sonraki yıla aktarıyoruz, bir kez daha dilemek için. Ama ben bu kez farklı bir yerdeyim. İstemeden istemeyi, zorlamadan beklemeyi tercih ediyorum. Belki de bazı şeyler, peşinden koşulduğunda değil, sessizce alan açıldığında geliyor.
***
Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar