İnsan çoğu zaman içinde yaşadığı şeyi fark etmez çünkü hayat, fark edilmeden akıp gidecek kadar alışıldık bir hâl alır. Tıpkı suyun içinde yüzen ama suyun ne olduğunu bilmeyen balık gibi insan da hayatın tam ortasındadır ve yine de onu görmez. Günler birbirine karışır, alışkanlıklar düşünmenin yerini alır ve sorgulamak ertelenir. Hayat mecbur bırakmadıkça insan durup bakmaz.
Bu körlük yalnızca bireyin kendi varlığıyla sınırlı değildir, ilişkilerde de kendini gösterir. İnsan ilişkilerinde en sık rastlanan duygulardan biri anlaşılmama hissidir.
Özellikle kadın, aslında bütünlüğü olan ve kendi içinde tamamlanmış bir varlıktır. Karşısına çıkan kişiyle özdeşleştiğinde onu tamamlayanla var olur ama bu var oluş bir kaybolma değil bir uyum hâlidir. Ne var ki sudan çıkmış bir algıyla yaşamak, hayatı hiç deneyimlememiş gibi davranmak ve yaşanmışlıkları birer tecrübe olarak değil birer kalkan olarak taşımak hem kendine hem karşısındakine acı verir.

Hayat, insana yaşadıklarını yük olsun diye değil, derinlik katsın diye verir. Ama bazıları bu yükleri zırha dönüştürür. Kalbi koruduğunu sanırken onu katılaştırır. İşte tam bu noktada ilişkiler, hayatın akıntısında savrulan iki yabancıya dönüşür.
Ben bir karşı cins olarak, bu sertliğin ve saldırganlığın hâkim olduğu bir varoluştan uzak durmayı seçiyorum. Çünkü kadına yakışan şey dinginliktir. Hakaretvari bir dile tutunan, öfkeyi kimlik hâline getiren her kadın zamanla yalnız kalır.
Bu yalnızlık yalnızca bugünü etkilemez. Taşınan öfke, merhametsizlik ve sertlik, yarına da iz bırakır. İnsan bazen kendi geçmişini normalleştirmek için "Annem de sinirliydi" der ama bu cümle bir açıklama değil bir zincirdir. Aktarılan her sertlik, ruhsal bir kalıntı olarak nesilden nesile geçer. Hayat görülmediğinde, sorgulanmadığında ve dönüştürülmediğinde böyle tekrar eder.
Peki bu sorun nasıl çözülecek? Çözüm dinginliktedir. Affedici bir yön geliştirmekte, merhameti yalnızca bir kavram olarak değil bir hâl olarak taşımakta. Merhamet, zayıflık değil bilgeliktir. Bir hayvana gösterilen saf merhamet gibi karşılıksız ve hesapsızdır. Bu duygu insanın yanında taşıdığı bir yük değil onu hafifleten bir özelliktir.
Merhameti olmayan kadınlar, merhameti olmayan erkekler tarafından sevilir. Bu sevgi gerçek bir bağ değildir, eksiklikten doğar. Ne sevmeyi bilirler ne de sevilmeyi. Çünkü sevgi ancak suyun farkına varıldığında anlam kazanır. İnsan hem hayata hem kendine hem de karşısındakine bakabildiğinde gerçek bir ilişki kurabilir. Hayat insana defalarca "gör!" der. Mesele o an geldiğinde bakmayı seçip seçmemektir.
***
Musa Aşkın
Veda Edebilmeyi Bilmek
Ebru Bozcuk
Yılkı Atları
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı 27 / Yedi Diyar Yedi Savaş
Ahmet Furkan Demir
Teknofest Güneydoğu
Hüseyin Uyar
Distopya
Serhan Poyraz
Kırmızı Pazartesi / Gabrıel Garcıa Marquez
Sedat İlhan
Yeni İşim /1
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bütün Mesele
Cengiz Hortoğlu
Evine Hoş Geldin
Suna Türkmen Güngör
Bugün de Buradayım
Dilek Tuna Memişoğlu
80'ler Bizim Rengimizdi Bizim Zamanlarımızdı
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Hakan Cucunel
Avrupa Düşünce Dünyasına Bir Bakış
Deniz İmre
Normali Neden Kutsuyoruz
Nevin Bahtişen
Yarım Kalan ve Ufuktaki Düşler
Şükrü Doruk
Şiire Dair
Hamiyet Su Kopartan
Türkçemizin İncelikleri (I)
Mehmet Şahan
Paylaşmak /3
Gevher Aktaş Demirkaya
Perde Arkasındaki Söz Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar