Gençken hayatın bize mutlaka gürültüyle geleceğine inanırız. Sanki kader önemli insanları ve olayları görünür kılmak zorundaymış gibi düşünürüz; büyük değişimler ancak büyük sahnelerle mümkün sanılır. Oysa zaman geçtikçe fark edilen gerçek bambaşkadır. Hayat, insanın içine çoğu zaman fark edilmeden yerleşir. Ne kapı çalar ne iz bırakır; ilk anda sadece olur.
Bugün gökyüzüne bakın. Gri bir sessizlik var. Kar taneleri konuşmadan düşüyor. Her biri neredeyse görünmeyecek kadar hafif ama bir süre sonra yeryüzü değişmiş oluyor. Beyaz her şeyi örtüyor; şekilleri yumuşatıyor, gürültüyü bastırıyor. Dönüşüm yaşanıyor fakat bunu ilan eden bir ses yok. Belki de hayatın hakiki dili tam olarak budur. Usulca işleyen, ağır ama kaçınılmaz bir değişim.

İnsan da böyle yer edinir dünyada. Gürültüsünü artırdıkça dağılan, sustukça derinleşen bir varlıktır. İçindeki karmaşmayı yatıştırabilirse kar gibi düşer bulunduğu yere, iz bırakır; ama yaralamaz. O zaman varoluş bir yük olmaktan çıkar, düşünmek bir çabaya değil, doğal bir akışa dönüşür. Çünkü insan, en çok sessiz kaldığında kendisine yaklaşır.
Daha dikkatli bakıldığında başka bir gerçek daha görünür. Bugünün düğümleri dünün ipleriyle bağlanmıştır. Ayağa takılan her taşın geçmişte bir izi vardır. İçte sızlayan her acı, zamanın derinlerine uzanan bir kök taşır. Hiçbir kırılma ansızın oluşmaz; her şey uzun bir birikimin sonucudur. Hayat, sandığımız kadar yeni değildir aslında. Sürekli kendini tekrar eden bir hikâyenin farklı sayfalarını yaşarız.
Bu yüzden insan, büyük ölçüde hatıralarının toplamıdır. Unuttuğunu sandığı şeyler bile davranışlarının yönünü belirler. Belleğe düşen her küçük an, zamanla karaktere dönüşür. Tıpkı kar taneleri gibi… Önce görünmezler, sonra birikirler ve sonunda manzarayı değiştirirler.
Belki de en büyük yanılgı, hayatı gürültüde aramak… Oysa en kalıcı izler, en sessiz anlardan doğar. Hayat bağırmaz, hayat yavaşça dokunur. Ve insan, ancak içindeki sesi susturduğunda, o dokunuşu gerçekten hissedebilir.
***
Ebru Bozcuk
Belki Yaz Erken Gelir
Mine Çağlıyan
Sonsuzluğun Frekansı -12 / Gölge Güçlerin Yükselişi
Hakan Cucunel
Eylül Geldi
Ümmügülsüm Hasyıldırım
Bir Dilek Tut
Şükrü Doruk
Dil Hassasiyeti: Sözün Yükü, Sessizliğin Hikmeti
Yusuf Sarıkaya
Paşaköy Hasan Paşa Camii / Yozgat
Hilmi Yavuz
Selahattin Hilav
Gevher Aktaş Demirkaya
Gelincik Çiçeğinin Bize Anlattıkları
Sedat İlhan
Kurduğum Dengelerim /3
Deniz İmre
Küçük Bir Ülke
Serhan Poyraz
Kadınlar / Charles Bukowski
Nevin Bahtişen
Yazdıkça İyileşir İyileştikçe Yazar
Dilek Tuna Memişoğlu
Bayram Hoş Bir Sadâ
Musa Aşkın
İnsanın Görünmeyen Mirası
Mehmet Şahan
Paylaşmak /2
Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Ben Toksik miyim?
Hamiyet Su Kopartan
Sağlıcakla
Ahmet Furkan Demir
Pasife Alınmış Hayatlar
Hüseyin Uyar
Dilaver'in Entelektüel Durumu Hakkında
Suna Türkmen Güngör
Endeeni Eledivesen Diyom
Sami Çelik
Her Nisan Ayı Yaklaştığında...
Demet Mannaş Kervan
Sorgula
Ayşe Parlar Gürkan
Ah Neo!
Haluk Özdil
Yazdım Çünkü O Bir Anneydi ve Tek Suçu Kadın Olmaktı
Ümit Polat
Hakan Bahçeci’nin Öykü Yoculuğu
Muhammet Çavdar
Bir Uyku Bin Ölüm
Reyhan Mete
Ey Ruh! Geldiysen Üç Kez Tıkla
Esedullah Oğuz
İçimiz Dışımız Suriye
Cengiz Hortoğlu
Mutlu Olmak mı Nasıl Yani?
Ufuk Batum
Yediği Ayazı Unutmamak
Uzman Klinik Psikolog, Dr. Ezgi Yaz
Hayat Gökyüzüdür, Bakış Açımız da Teleskop
Tamer Şahin
Dünyalı Barış Manço
Kadir Çelik
Affet Bizi Güzelhisar