DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Betül Eren
Betül Eren
Giriş Tarihi : 27-11-2022 22:43

Çırılçıplak Kalmak

Dün gece televizyonda bir tartışma programı izliyordum. Katılımcılardan biri “Çırılçıplak kaldık.” dedi.

Şimdi sizler bu sözleri duyduğunuzda hemen aklınıza çırılçıplak kadın veya erkeklerin görüntüleri gelecek eminim. Oysa, tartışmacı gazeteci “çırılçıplak kalmak” derken kılık kıyafetten falan bahsetmiyordu. Onun bahsettiği, gelişen teknoloji sonrasında beynimizin en ücra köşelerine bile girildiğinden ve düşüncelerimizi bile saklayamayarak karşımızdaki insanların bizim her özelliğimizi kolayca keşfetmesinden bahsediyordu.

Bir insana yapılacak en büyük işkencenin onu soyarak çırılçıplak bırakmak olduğu söylenir hep. Ya zihinlerimizin başkaları tarafından çırılçıplak bırakılması? Düşündünüz mü? Hangisi daha çok canımızı acıtacak? Belki de zihinlerimizin başına gelen bu durum, bedenlerimizin çıplaklığından çok daha fazla yaralayacak bizleri. Biz insanlar, başımıza gelen kötü olayları unutmak, acılarımızı dindirmek için genelde içimize kapanarak kendimizi iyileştirmeye çalışırız. Oysa, çok yakın bir gelecekte belki de kendi kendimizi iyileştirecek bu süreçten bile mahrum kalacağız.

Yıllar yıllar önce, daha dijital devrim bu kadar ilerlememişken televizyonlarda program yapan ve bu konularda o yıllara göre çok bilgili bir araştırmacı vardı. Derdi ki; “Dijital dünyaya bir kere girseniz bile, mutlaka izi kalır. Onu asla silemezsiniz.” Hadi canım diye düşünmüştüm, bildiğim bütün yöntemlerle silerim niye izi kalsın ki? Oysa gerçekler, tam da o kişinin dediği gibiydi. Dijital dünyaya bir girdiniz mi ister sosyal medya olsun, ister araştırma için herhangi bir arama motoruna girmek olsun, mutlaka sizi bir şekilde tanımaya başlıyor. Zaten e-posta’mız, banka hesaplarımız, internet üzerinden sanal alışverişlerimiz derken, eğilimlerimiz, meraklarımız, ilgilendiğimiz konular, girip çıktığımız siteler, oynadığımız oyunlar falan her şey bizi katman katman tanımlamaya başlıyor.

Hatta parmak izi ile çalışan uygulamalarla belki de ne yaptığımızı tam fark etmeden dünyada tek bize ait olan parmak izlerimizi bile dijital dünyaya tanıtır olduk. Bu arada eğlence için, yüz tanıma programlarıyla fotoğraflarımız üzerinde yaptığımız oynamalar, aile bilgilerimiz, eşimiz, dostumuz, mezun olduğumuz okullar, çalıştığımız yerler, çocuklarımıza ait bilgiler, aile büyüklerimiz, oturduğumuz yer, gittiğimiz konserler, etkinlikler, neleri okumaktan hoşlandığımız, kimlerle arkadaşlık ettiğimiz yani hayatımızla ilgili her bir detayı ortaya dökmeyi hem de kendi özgür irademizle kabul etmiş olduk.
Gerçekten tüm bunları biz mi yaptık? Evet! Hem de hepsini…

Korkmak hiç aklımıza bile gelmeden her türlü bilgiyi seve seve paylaştık. Sadece bilgi paylaşmakla da kalmadık aslında. Örneğin bir anket geldi, hemen cevapladık. Kendi hakkımızda başka hiç kimsenin bilemeyeceği verileri dijital ortamlarda açıklayıp durduk. Sonra bu kadar açıklama acaba ne işler açar başımıza diye bir korku hafiften yüreklerimizi sarmaya başladı. Sosyal medyamızda paylaştığımız kişisel fotoğraflarımız azalmaya başladı. Ama bu dünyaya bir kere girmiştik, yani ne yaparsak yapalım izi kalmıştı bir yerlerde. Seyrettiğimiz diziler, okuduğumuz kitaplar, alışveriş listelerimiz, hangi marka yiyecekleri tercih ettiğimiz, seyahat için nereleri tercih ettiğimiz gibi her şey ortadayken, bir de sağlığımızla ilgili bilgiler, dijital ortamda yer almaya başladı. Çok fazla uğraşmaya bile gerek olmadan sağlığımız nasıldı isteyen sistemden bulabilirdi.

Çok yıllar önceydi, daha kredi kartları ile yeni tanışmaya başlamıştık, sağlığımla ilgili ufak bir sorun yaşamış ve hastaneye gitmiştim. Kredi kartıyla yaptığım harcama sonucunda, ertesi gün kredi kartları merkezinden beni arayıp, sağlığınızla ilgili bir sorun yaşamışsınız, geçmiş olsun dileklerini iletirlerken aslında beni takip ettiklerini de açık ettiler. Nasıl da kızmıştım, siz beni mi takip ediyorsunuz diye. O yıllarda henüz sosyal medya falan olmadığından pek çoğumuz gibi ben de durumun vahametinin farkında bile değildim.  

Korkutucu bir dünyada, şimdilik ele geçirilmeyen sadece hayallerimiz kaldı sanırım. Belki de hayallerimiz bile izlenebiliyordur. En azından onlar kendimize kalsaydı, bizim olsaydı… Galiba bu dönemin en önemli kabulü, duygularımızın, düşüncelerimizin ve bizi biz yapan her şeyin başkaları tarafından bilinmesine alışmak zorunda olmak. Sanırım artık bazı şeyler için çok geç kaldık.

Yine ben gençken bir adam vardı bu devrin Tarzan’ı gibi ilkel bir yaşamı seçmişti. Teknolojinin hiçbir nimetinden faydalanmadan yaşamak istiyordu. Galiba çok haklıymış. Oysa bizler şimdilerde, gece gündüz akıllı telefonlarımızla, tabletlerimizle, bilgisayarlarımızla şarjımızın bitmesi ve ulaşılamaz olmak korkusuyla yaşıyoruz.

Ne olur sanki her an ulaşılır olmasak? Ne kaybederiz? Ya da tersi bir soru mu sorsaydık. Ne kazanırız?

Komplo teorilerine (bir başka deyişle komplo, zaten bir teori olduğundan komplo teorisi demenin yanlış olduğunu savunanlar da var) çok meraklı olduğum yıllarda, özellikle bu dinleme konuları üzerine yazılmış her türlü yazıyı, makaleyi, kitabı okumaya çalışırdım. Kripto çözen mühendisleri anlatan kitaplar, Dan Brown’ın yazdığı Dijital Kale romanı, George Orwell’in 1984 adlı distopik romanı, pek çok yazar tarafından kaleme alınmış uluslararası dinleme sistemlerini anlatan araştırma kitapları…

Sadece bunlar da değil, yapay zeka da bizleri çok etkilemeye başladı… Örneğin arama motorunda ne aramış olursak, birdenbire o konuların yer aldığı bir bombardımanla karşı karşıya kalıyoruz. Bu işi algoritmalarla yapıyorlar falan filan deseler de yapay zeka artık giderek her yerde… Yapay zeka konusunda okuduğum kitabı bitirdiğimde onu ayrı bir konu olarak ele almayı düşünüyorum.

Tüm bunların yanı sıra özellikle soğuk savaş sırasında geliştirilmiş ve sonrasında devam ettirilmiş, telefon konuşmalarının, yazışmaların dinlenebildiği kökleri ikinci dünya savaşı sırasında kullanılan Enigma’ya kadar ulaşan sistemler…

En çok da dünyamızın etrafına nefes almamıza yer bırakmayacak şekilde hem Elon Musk’ın şirketi hem de diğer ülkeler tarafından inci taneleri gibi sıralanmakta olan uyduların neleri hedeflediğini çok merak ediyorum. Bakalım onlar başımıza neler getirecekler.

Bunlar bizim sisler arasından bulabildiklerimiz, duyabildiklerimiz ve öğrenebildiklerimiz. Kısacası, teknoloji hem dert, hem de çözüm sağladı biz insanlara. Beyinlerimiz ele geçiriliyor. Her gün biraz daha, biraz daha, biraz daha… Bizi aslında tam da o gazetecinin dediği gibi “çırılçıplak” bırakıyorlar.

Farkında mıyız?

NELER SÖYLENDİ?
@
Nursen Karahan Demirtaş 2 ay önce
Betül hanım çok güncel bir konuya parmak basmışsınız.

Yapay zekayı ve yapabildiklerini düşündükçe ürperiyorum doğrusu.
Cem Bayrakyar 2 ay önce
Cağımızın en büyük sorunlarından birine değinmişsin. İnsan omrunu uzatan tıp alani haric teknolojik gelismelerin insanliğa faydasindan cok zararı oldugunu dusunuyorum.
İclal Arpınar 2 ay önce
Hepimizi yakından ilgilendiren o kadar doğru ve gerçek bir yazı olmuş ki ellerine sağlık Betül’cüğüm,inan artık bir şey aramaya korkuyorum çünki anında o konu ilgili paylaşımlar peş peşe ekranıma geliyor,merak ettiğim bu işin sonunun nereye varacağı,çok yakın bir zamanda robotlardan cevap ve yardım alırsam hiç şaşırmayacağım...
Advert
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
BİYOGRAFİ
Ziya Osman Saba
Ziya Osman Saba
ARŞİV ARAMA