DOLAR 0,0000
EURO 0,0000
STERLIN 0,0000
ALTIN 000,00
BİST 00.000
Advert
Aysun Eliş
Aysun Eliş
Giriş Tarihi : 08-01-2023 00:17

Küçük Bir Oyun

El yordamıyla tutunacak bir şeyler aradı. Hala yanan gözlerini ellerinin tersiyle ovarak, bir taşa tutundu. Sağ eliyle vücudunu kontrol etti. Neyse ki iyiydi. Ufak tefek birkaç sıyrık... Hala yaşıyordu! Kızını düşünerek irkildi. ‘Şimdi nasılda korkmuştur!

Gitmeliyim.’ diye mırıldandı; ancak bacakları ona güçlük çıkarıyordu. Nefesini tutarak kendini kalkmaya zorladı. Biraz dinlenmeden kalkamayacağını anladı, sırtını duvara yaslayıp gözlerini kapattı. Yeniden düşüncelere dalmıştı.

Düşüncelerini dağıtmadan bedenini toparlayamayacağını artık biliyordu. Bomba sesleri kesilinceye kadar saklandığı yerde bekledi. Ortalık sessizleştiğinde usulca başını çıkararak etrafı inceledi. Yakınlarda bir bina daha yıkılmış ortalığı kaplayan toz bulutu yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı. Gökyüzüne yükselen toz ve duman karışımı tıpkı düşünceleri gibi dağınık ve karanlıktı.

Zihnimizde her nesne için farkında olmadan ayrı bir şablon oluşturduğumuzu okumuştu bir yerlerde. Örneğin; papatya denince daha evvel görmüş olduğumuz bir papatya zihnimizde canlanırmış. Yaşadığı şehre baktığında: ‘Keşke hep zihnimde ki haliyle kalabilseydi.’ diye fısıldadı sessiz boşluğa.  

Yıkık dökük binalar, yarısı yanmış ağaçlar, savrulmuş kaldırım taşları… Tüm renkler kaybolmuş; ya da hiç var olmamış gibi çekip gitmişti. Her şey siyaha ve griye boyanmıştı. Gökyüzü bile gri bir dumandan ibaretti. Renkler sadece nesneleri değil, insanları bile terk etmişti. Biraz önce sokaklar da birkaç insan dolaşıyordu. Yüzleri kirden, isten, açlıktan ve umutsuzluktan kapkara olmuş, çaresiz insanlar. Hepsi bir parça yiyecek arayışında. Aileleri, daha doğrusu; ailelerinden geriye kalanları biraz daha yaşatabilmek için çabalayan insanlar. Yıkık binaların arasında dolaşan ufacık çocuklarda kaybolmuştu. Biraz önce tüm masumiyetleriyle oyun oynayan, elleri, ayakları çatlak, yırtık ve kirli kıyafetlerinin örtemediği zayıf bedenlerin sahibi, savaşın güzel çocukları. Anneleri babaları ölmüş, unutulmuş çocuklar… Yine de çocukları hayatta olanlar şanslı sayılırdı. Her şeye rağmen gülümseyebilen bu insancıklar olmasa yaşamanın ne anlamı kalırdı. Mücadele etmenin, direnmenin, nefes almanın, zihnimizde kalan resimlerin, kaybolan renkleri aramanın ne anlamı kalırdı?

Temkinli bir şekilde doğruldu, siper aldığı taş duvarın arkasından bir kez daha gökyüzünü ve sokakları kontrol etti. Savaş uçakları görünmüyordu, yeni bir bombardıman olmadan buradan ayrılmalıydı. Çabuk olmalıydı, çok daha çabuk uzaklaşmalıydı buradan. Yaşama isteği sadece kendi varlığını korumak için değildi. Bir an evvel evine, kızının yanına dönmeliydi. Hayatlarımız, sevdiklerimizin varlığıyla aydınlanmıyorsa, ne anlamı vardı yaşamanın, nefes almanın.

Kızı!... Kızı korkmuş olmalıydı. Yine dolapla duvar arasına sığınarak, elleriyle kulaklarını kapatıp, bir zamanlar annesinin ona öğrettiği şarkıyı mırıldanıyor olmalıydı. Uzaktan patlama sesleri geliyordu. Kızım diye iç geçirdi yeniden. “Korkma kızım baban geliyor”. dedi. Adımlarını sıklaştırarak dar sokakları geride bırakarak ilerledi. Tek tük insanlarla karşılaşıyordu. Selam vermeden hatta tanımadan yanından geçip gittiği bu insanlar büyük bir çaresizliğin ortaklarıydı. Her biri kendi yolunda aceleyle yürüyor, koşuyordu. Kimse yanından geçenlere bakmıyordu. Ömrünün en uzak mesafesini koşmuş gibi nefes nefese evinin bulunduğu sokağa girdi. Bu sokakta şehrin diğer sokaklarından farklı değildi. Ayakta kalan tek tük birkaç evden başka hayatın devam ettiğine dair en ufak bir iz yoktu. Yorgun adımlarını sürükleyerek ilerledi.

Evine yaklaştığında gözlerinin dolmasını engelleyemedi, evin evi, yuvası olduğu zamanları derin bir kederle hatırladı. Kayısı, dut, elma ve söğüt ağaçlarının arasında, yemyeşil çimenlerin tam ortasına kurulmuş taş bir yapıydı. Bahçe kapısından eve kadar uzanan yaban gülleri büyüleyici kokularıyla her yanı sarardı. Bahçe kapısını açtığı anda evin kapısı da açılırdı. Kucağında tuttuğu küçük kızlarıyla karısının hayali belirdi karşısında.

Bir an Kızının babasını görünce attığı sevinç çığlıklarını duyar gibi oldu. Annesinin kucağında debelenerek serbest kalmaya çalışmasını, annesinin onu yere bırakarak, babasına koşmasına izin vermesini anımsadı. Karısının ay ışığı kadar aydınlık gülümsemesiyle, kızıyla oynadıkları o küçük oyunu izlediği günleri düşünerek eve yöneldi. Bir daha yaşanması mümkün olmayan güzellikler belleğinin tozlu raflarına geri döndü.

İşte karşısında taştan evi duruyordu. Ağaçlar geriye kalan kırık dökük dallarına rağmen kalın gövdeleriyle hayata tutunmaya çalışıyordu. Belki bir gün yeniden yeşerecekler. Gülfidanlarıysa çoktan kurumuş yok olmaya yüz tutmuştu. Paslı bahçe kapısını iterek açtı. Menteşelerden biri düştüğü için kapı taşlara sürtünerek güçlükle açıldı. Bir yanık kokusu her yeri sarmıştı. Kızı ortalarda yoktu. İçerde olmalı diye düşündü. Evin kapısını açtı. Işık! Ev bu kadar aydınlık olmamalıydı. Salon duvarlarından birinin yeri bomboştu. Evin yanına düşen bir bomba duvarı yıkmış olmalıydı. Kızımmm! Diye, haykırdı. Bir an dengesini yitirerek sarsıldı. Karısını, kardeşlerini, sevdiklerini bir biri ardına kaybettikten sonra onu hayata bağlayan tek varlığına bir şey olabileceği düşüncesi olduğu yere diz çökmesine neden oldu. Korkuyla başını kaldırarak evin içini bakışlarıyla yokladı. Neyse ki onun saklandığı yerde bir şey yoktu.

Babasının sesini duyunca, belki onu yalnız bıraktığı için küsüp saklanmıştı, belki de eski oyunlarını oynamak istemişti. Bu oyunu biliyordu. Yanına gidecek, ‘’Ah benim güzel meleğim uyuyakalmış.’’ diyecekti. Kızının dudakları hafifçe gerilecek, gülmemeye çalışarak belli belirsiz tebessüm edecekti, alnından öpecekti. ‘Burada üşümesin yatağına götüreyim.’ diyerek, kucağına alacaktı.

Gözlerini açıp gülerek; ‘’Hayır seni kandırdım uyumuyordum ki!’’ diyecekti. Güçlükle ayağa kalkarak; ‘Küçük meleğim neredesin? dedi. Bir eliyle odanın duvarına tutunarak yürümeye başladı.

Titreyen bacakları yüzünden güçlükle adım atabiliyordu. Önce banyoya yöneldi. Küçük bir havalandırma penceresinden başka açıklığı olmayan bu alan taş evin en güvenli noktasıydı.

Usulca kapıyı açarak içeriye baktı, banyo bomboştu, korkuyla yüreğinin ezildiğini hissetti. En yakın odanın kapısını aceleyle açtı burada da değildi, panikle çocuk odasına gitti. Yatakla pencerenin arasında kızının başını gördü. Sırtını yatağa yaslamış yerde oturarak saklanıyordu. Sağ elini göğsüne bastırarak derin bir nefes aldı. ‘Çok şükür buradasın.’ dedi. Kızı cevap vermeyince, yavaşça yanına yaklaşıp oyunu sürdürdü.

‘’Uyudun mu sen?’’ dedi. Hala bir tepki yoktu. Önünde diz çökerek kızının bebeksi yüzüne baktı, gülümsedi. Küçük kız tebessüm etmiyordu. Önce yanağını, sonra omuzlarına dağılan bal rengi saçlarını sevgiyle okşadı. Kısık bir sesle ‘Ben geldim babacığım, hadi aç gözlerini’ dedi. Kızın beyaz yüzünde hiçbir kıpırtı yoktu. Bu defa uzadı oyunları, gülümsemiyordu. Eğilip alnından öptü, teni soğuktu. Sarılıp kucağına aldığında avucunu dolduran ılık kanı hissetti. Yeryüzünde, gökyüzünde, evrende, kaybolan onca renkten geriye tek bir renk kaldı. Kızının zayıf bedeninden dökülen kırmızı kan rengi.

Kızının zayıf bedenini defalarca sarstı: ‘Aç gözlerini’ dedi. ‘Lütfen aç. Seni kandırdım de, uyan lütfen. Bu oyun böyle bitmesin, gülümse bana lütfen, uyan! Bu oyun bizim oyunumuz değil!’
‘Uyaaaaan!’

NELER SÖYLENDİ?
@
Büşra Şahin 3 hafta önce
Kalbimi bıraktım
Advert
Yol Durumu
BURÇ YORUMLARI
  • KOÇ
    Koç Burcu
  • BOĞA
    Boğa Burcu
  • İKİZLER
    İkizler Burcu
  • YENGEÇ
    Yengeç Burcu
  • ASLAN
    Aslan Burcu
  • BAŞAK
    Başak Burcu
  • TERAZİ
    Terazi Burcu
  • AKREP
    Akrep Burcu
  • YAY
    Yay Burcu
  • OĞLAK
    Oğlak Burcu
  • KOVA
    Kova Burcu
  • BALIK
    Balık Burcu
BİYOGRAFİ
Özdemir Asaf
Özdemir Asaf
ARŞİV ARAMA